<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Murat Yülek</title>
	<atom:link href="http://www.muratyulek.com/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.muratyulek.com</link>
	<description>Türkiye ve Küreselleşen Dünya Üzerine Notlar / Notes on Turkey and the Globalizing World</description>
	<lastBuildDate>Mon, 31 May 2010 15:09:07 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Israeli forces attack the aid flotilla and kill aid volunteers</title>
		<link>http://www.muratyulek.com/?p=157</link>
		<comments>http://www.muratyulek.com/?p=157#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 May 2010 15:08:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Popüler Makaleler / Popular Articles]]></category>
		<category><![CDATA[Gazze]]></category>
		<category><![CDATA[IDF]]></category>
		<category><![CDATA[Israel]]></category>
		<category><![CDATA[mavi marmara]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratyulek.com/?p=157</guid>
		<description><![CDATA[&#8230; showed the world the mentaility that they have to deal with. 4 million Gazzans and West-bankers had been dealing with this mentality for years now under conditions that are worse than Nazi concentration camps&#8230;
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8230; showed the world the mentaility that they have to deal with. 4 million Gazzans and West-bankers had been dealing with this mentality for years now under conditions that are worse than Nazi concentration camps&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratyulek.com/?feed=rss2&amp;p=157</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>W’dan Zigzaga; Amerikan Toksik Varlıklarından Yunan Bonolarına Avrupa</title>
		<link>http://www.muratyulek.com/?p=152</link>
		<comments>http://www.muratyulek.com/?p=152#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 May 2010 09:32:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[AMB]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Merkez Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[çürük bono]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratyulek.com/?p=152</guid>
		<description><![CDATA[Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 10 Mayıs 2010
Kriz ABD finans piyasalarının bir ürünüydü. Ancak yaşlı Avrupa’daki etkileri ABD’nden daha büyük oldu. ABD’nde 2008 yılının ikinci yarısından itibaren 226 banka krize dayanamayıp kapandı. Yükümlülüklerini FDIC eliyle Amerikan devleti üstlendi. Avrupa’da ise İzlanda, İrlanda, Yunanistan derken sanki (zayıf) ülkeler kapanmaya başladı.
Avrupa Merkez Bankası Başkanı Trichet, geçen Perşembe günü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 10 Mayıs 2010</em></p>
<p>Kriz ABD finans piyasalarının bir ürünüydü. Ancak yaşlı Avrupa’daki etkileri ABD’nden daha büyük oldu. ABD’nde 2008 yılının ikinci yarısından itibaren 226 banka krize dayanamayıp kapandı. Yükümlülüklerini FDIC eliyle Amerikan devleti üstlendi. Avrupa’da ise İzlanda, İrlanda, Yunanistan derken sanki (zayıf) ülkeler kapanmaya başladı.<br />
Avrupa Merkez Bankası Başkanı Trichet, geçen Perşembe günü yaptığı basın toplantısında kısaca AMB’nın tahvil piyasasını rahatlatıcı bir tedbir düşünmediğini söyledi. AMB’nin, çürük Yunan bonolarını almasını bekleyen piyasalarda hayal kırıklığı oluştu. Fazla değil bir gün sonra piyasalar allak bullak olunca özellikle bankaların AMB’na baskıları arttı.<br />
IMF ve AB Yunanistan’a 110 milyar avro’luk yardımı prensipte onayladı. Bu kurtarma operasyonu piyasaları rahatlatmadı. Önümüzdeki  bir kaç günde satış baskısı devam ederse, bu kez finansal sistemi kurtarmak için AMB’nin devreye girmesi kesin olarak gerçekleşecek. Zira, Fransa Maliye Bakanı’nın Portekiz ve İspanya’yı Yunanistan’dan ayırırken kullandığı” onlar yalancı değil” sözü, bu iki ülkeyi (ve diğerleri) hakkında piyasa oyuncularının düştüğü derin paranoyayı hafifletmiyor. Bu baskı altında AMB’nın bono alma kararı vermesi piyasadaki likiditenin daha da artması manasına geliyor.<br />
Öte yandan, krizin bu fazının Almanya, Fransa gibi Avrupa’nın güçlü ülkelerine de yayılmaması ve euro’nun çökmemesi  için bu ülkelerde mali sıkılaşma dönemi başlıyor. Özellikle Fransa ve İngiltere üzerinde ciddi bir önlem paketi açıklamaları yönünde baskı var.<br />
Kriz döneminde gevşetilen bütçelerin, geçen sene sonlarından beri tartışıldığı üzere krizden çıkış sürecinde sıkılaştırılması zaten isteniyordu. Ancak yakın zamanda, böyle bir daraltıcı politikanın zaten kırılgan olan Avrupa ekonomik büyümesi üzerinde negatif etkilerini görmeye başlayacağız. Dahası, Yunanistan gibi olmasa da özellikle Fransa’da hükümet üzerinde sosyal baskı oluşacak.<br />
Kısacası, Avrupa’da durum kötü. Bir taraftan ilave parasal genişleme diğer taraftan prematüre mali konsolidasyon. Hükümetler üzerindeki sosyal baskıyı ve yeni uyanan rating kuruluşlarının tehditlerini de ekleyin. Ne enflasyon tahmini ne büyüme tahmini yapmak kolay. Yunanistan ve diğer toksik bonoları aktiflerinde taşıyan Avrupa bankalarının ve finans piyasalarının da durumu kötü.<br />
Bana sorarsanız, bu köşede 2008 sonundan itibaren altı çizilen senaryo hala geçerli. AB ve ABD’de parasal genişlemenin kısa sürede çekilmesi zor. Hem kırılgan büyümenin devam edebilmesi açısından hem de yükselen bütçe açıkları ve borçlanma gereğinin piyasayı boğmaması için. Hem büyümenin desteklenmesi hem de sosyal baskılar sebebiyle mali sıkılaştırmanın da gerçekleşmesi zor. Bu, belirsizliğin (zigzagların) devam etmesi manasına geliyor. Bu arada, farklı sebeplerden, altın ve meta fiyatlarının güçlü kalmasını bekleyin.<br />
Türkiye açısından, önemli bir ihracat pazarının düştüğü durum iyi haber değil. Ayrıca, genel kötümserlik ve şüpheden Türk bonolarının da zarar görmesi olası. Bu durumda kullanılması gereken en önemli araç “güvenilirlik idaresi.” </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratyulek.com/?feed=rss2&amp;p=152</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mali Kural</title>
		<link>http://www.muratyulek.com/?p=154</link>
		<comments>http://www.muratyulek.com/?p=154#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 May 2010 09:33:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratyulek.com/?p=154</guid>
		<description><![CDATA[Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 17 Mayıs 2010
Kanunlaşmasından sonra uygulamaya konulacak olan mali kural Türkiye açısından yeni bir tecrübe. Mali kural Türkiye’nin sorunlarını çözmede bir altın anahtar değil. Ancak Türkiye’nin kendi iradesiyle seçtiği ve üzerinde kendi ekibiyle çalışarak geliştirdiği bir politika çerçevesi olması sebebiyle takdir edilmeli. Buna karşılık, mali kuralın istenilen makroekonomik istikrar sonuçlarına ulaşması uygulama [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 17 Mayıs 2010</em><br />
Kanunlaşmasından sonra uygulamaya konulacak olan mali kural Türkiye açısından yeni bir tecrübe. Mali kural Türkiye’nin sorunlarını çözmede bir altın anahtar değil. Ancak Türkiye’nin kendi iradesiyle seçtiği ve üzerinde kendi ekibiyle çalışarak geliştirdiği bir politika çerçevesi olması sebebiyle takdir edilmeli. Buna karşılık, mali kuralın istenilen makroekonomik istikrar sonuçlarına ulaşması uygulama ve denetlemenin başarısına bağlı olacak. Dahası, seçilen başarılı olsa dahi zaman içinde kuralın çerçevesinin (ve parametrelerinin) değişmesi muhtemel.<br />
Mali kural uygulaması Türkiye’de ilk defa gerçekleştiriliyor. Ancak, dünyada örnekleri, Hz. Yusuf’un modelini bir tarafa  bırkaırsak 19. yüzyıla kadar gidiyor. Türkiye’nin seçtiği mali kural modeli mevcut alternatifler içinden bir tanesi. IMF’nin kullandığı sınıflamayı temel  alırsak üç ayrı mali kural modelinden bahsedebiliriz:<br />
•	Bütçe dengesini temel alanlar<br />
•	Harcamaları temel alanlar<br />
•	Kamu borçlarını temel alanlar<br />
Her mali kural modeli kendi içinde bazı ayrıntıları içeriyor ve birbirinin her yönüyle aynı iki ayrı ülke uygulaması bulmak zor.<br />
Türkiye bu modellerden bütçe dengesini temel alan mali kural uygulamasını seçti. Modelin iki parametresi var. Birincisi, bir sonraki sene bütçe açığındfa yapılacak ayarlamayı, önceki senede hedef bütçe açığından uzaklığa bağlıyor. Uyum katsayısı yüzde 33. Yani bir önceki sene hedef bütçe açığından yüzde iki uzakta kaldıysanız bu sene  bütçe açığınızı GSYİH’nın yüzde 0,66’sı oranında düşürmeniz gerekecek. Hedef bütçe açığının yüzde bir alınması iddialı. Sonuçları uygulamada göreceğiz.<br />
Formülün ikinci kısmı, konjonktür etkisini yakalıyor. Eğer yüzde beş olarak alınan hedef büyümenin üzerine çıkılırsa, gelecek sene bütçe açığını yüzde 1,6 oranında kısılması gerekecek.  Burada da meşhur yüzde 5 GSYİH büyüme oranıyla karşı karşıyayız. Bu iddiasız bir hedef. Çin’in uzun süredir ortalama yüzde 10 reel büyüme gerçekleştirdiği, Hindistan’ın da hedefini bu rakama revize ettiği bir ortamda Türkiye “ben ancak teknolojik ilerleme dışındaki kaynaklardan (sermaye yoğunluk ve emek artışı)” büyüyebilirim demiş oluyor. Bu bir reform mantığı değil “böyle gelmiş &#8230;” sözünü hatırlatıyor.<br />
Önemli mesele mali kuralın formulasyonu. Maliye değişkenlerinden sadece bütçe dengesine bağlı olan su anki kural formulasyonu fazla “iddialı” değil. Mevcut borç/GSYİH oranları düşük olduğu için bu büyük sorun  değil. Ancak ileride, özellikle borç seviyesini etkileyen bir dış ya da iç şok yaşandığında kural sorgulanacak. İkinci ve daha önemli husus ise maliye politikası açısından oldukça düşük bir esnekliğe sahip olan ülkemizde kuralın geçerliliğini ve güvenilirliğini sağlamak pek kolay değil. Bu da denetim mekanizmasının önemini ortaya çıkartıyor.<br />
Mali kural hakkında yapılan yorumlar genellikle bağımsız denetim kurulunda yoğunlaşıyor. Bana sorarsanız bu sorumluluğu Sayıştay’ın almasında hiç bir sorun yok. Kurumlarınıza güvenmiyorsanız, yeni kurumun iyi çalışacağından nasıl emin olacaksınız. Sayıştay’ın bağımsız hareket etmesinde sorun görüyorsanız yeni kurum kurmak yerine bu bağımsızlığı sağlayıcı önlemleri talep etmeniz daha doğru değil mi? Gelişmekte olan ülkelerin yeterli sebep olmadan yeni kamu kurumu kurma ve yeni kamu binaları yapma eğilimi iyi bilinir. Ancak önemli olan yeni kurum ve bina değil sonuç almak.<br />
 Konunun üzerinde durmaya devam edeceğim. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratyulek.com/?feed=rss2&amp;p=154</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>IMF’siz dönemin ABC’si</title>
		<link>http://www.muratyulek.com/?p=148</link>
		<comments>http://www.muratyulek.com/?p=148#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Mar 2010 17:05:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratyulek.com/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[Murat Yülek, Küresel Bakış, Dünya Gazetesi  15 Mart 2010
Türkiye’nin IMF ile program görüşmelerini sona erdirmiş olmasını olumlu bir gelişme olarak algılamak gerekiyor. Türkiye, küresel boyuttaki krizi bu noktasına kadar rekor bir küçülmeye rağmen IMF programına ihtiyaç duymadan atlattı. Dahası, bu dönemde derecelendirme notları yükseldi. Bu tarihi bir gelişme ve Türkiye makroekonomisinin artık belli bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Murat Yülek, Küresel Bakış, Dünya Gazetesi </em> <em>15 Mart 2010</em></p>
<p>Türkiye’nin IMF ile program görüşmelerini sona erdirmiş olmasını olumlu bir gelişme olarak algılamak gerekiyor. Türkiye, küresel boyuttaki krizi bu noktasına kadar rekor bir küçülmeye rağmen IMF programına ihtiyaç duymadan atlattı. Dahası, bu dönemde derecelendirme notları yükseldi. Bu tarihi bir gelişme ve Türkiye makroekonomisinin artık belli bir olgunluğa ulaştığını gösteriyor. Doğu Avrupa’dan Latin Amerika’ya kadar bir çok ekonominin IMF desteği almak zorunda kaldığı bir dönemde Türkiye’nin kendi kaynakları ve mekroekonomik yönetimiyle atlatmış olmasının, bu başarının sahibi olan Hazine ve Hükümet tarafından vurgulanması gerekiyor. </p>
<p>IMF ile bir program konusunda anlaşılsaydı, şu an itibariyle Türkiye’nin borçlanma kapasitesini ve maliyetlerini marjinal olarak düşürebilirdi. Ancak geçen haftaki borçlanmanın da gösterdiği gibi IMF programı olmadan da Türkiye uluslararası piyasaladan rahatlıkla ve düşük maliyetle borçlanabiliyor. </p>
<p>Kalıyor risk konusu. IMF ile bir program konusunda anlaşılsaydı, Türkiye dalgalı sularda daha düşük riskle seyredecekti. İyi ama Türkiye Cumhuriyeti ekonomisini daha ne kadar koltuk değneğiyle götürecek? </p>
<p>Geçen hafta eski Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel’in Habertürk’teki bir yazısında Türkiye’nin IMF ile 1958 yılından beri süregelen ilişkisi kısa ve öz aktarılmış. Oradaki rakamlarla hesaplanırsa, Türkiye son 52 sene boyunca toplam 28 seneyi kaplayacak kadar IMF programı imzalamış. Yani, ortalama olarak her yılın altı buçuk ayını IMF desteğiyle geçirmişiz. Bu şekliyle Türk ekonomisi her iki yarıştan birisine dopingle çıkan atlete benzemiş. </p>
<p>Önümüzdeki dönemde riskler yok değil. Herşeyden önce uluslararası iktisadi konjonktür belirsizliklerle yüklü. Bunun Türkiye’nin işini zorlaştıracağı belli. Dahası, 2009’daki rekor küçülmeden sonra 2010’daki büyüme performansı konusunda en azından benim önemli kuşkularım var. Kuşkumuz olmayan konuysa, büyüme performansından bağımsız olarak TL’nin hem dolar hem euroya karşı olan paritesinden kaynaklanarak cari açığın hedefin çok üzerinde olabileceği. Yirmibeş milyar doların üzerindeki bir cari açık, Türk ekonomisinin kırılganlığını artrıracak. Bu durumda borç/GSYİH seviyelerinde, Avrupa ve ABD gibi gelişmiş ülkelere göre kazandığımız büyük avantaja rağmen ekonomimiz bazılarının gözünde kırılgan bir yapı arzedecek. </p>
<p>Esasında IMF’siz bir dönemde değiliz. Bazılarının sandığı gibi IMF üyelerine “küsme” lüksüne sahip olan bir kuruluş değil. Kuruluş amacı görev ve sorumlulukları belli. Dolayısıyla, Türkiye diğer ülkeler gibi sıkıntıya girdiği anda IMF ile görüşmelere başlayabilir. Bu da risk idaresi açısından önemli bir nokta. </p>
<p>Bir önemli risk alanı da para politikası. Merkez Bankası, ekonominin konjonktürel olarak kendi ürettiği enflayon (“ çekirdek enflasyon”)  ile toplulaştırılmış enflasyon oranı arasındaki makasın açıldığı bir ortamda kolay bir dönem yaşamayacak. Bütçe kısıtlarının ya da yurt dışından ithal edilen kısmın, toplulaştırılmış enflasyon oranını yükselttiği ancak çekirdek enflasyonun, ekonomik yavaşlama ve kırılgan büyüme ortamında kabul edilebilir seviyelerde olduğu bir ortamda, politika faizlerini yükseltmek, hastalığı tedavi etmek için hastayı öldürmekten farkı kalmaz. </p>
<p>Mali kural konusu bu dönemde önem kazanacak. Ben mevcut formulasyonuyla mali kuralın, görmes istenen “çıpa” fonksiyonunu göremeyeceğini düşünüyorum.  Türkiye Mayıs 2008’den beri  IMF’siz ve çıpasız büyük bir sorun yaşamadı. Ancak IMF ile ancak ihtiyaç anında görüşülecekl olan önümüzdeki dönemde, borç oranını da kapsayan daha güçlü bir mali kural formülasyonuna  ve bununla birlikte de güvenilir ve şeffaf bir denetleyici mekanizmaya ihtiyacımız olarak. Bu da bir başka yazının konusu. </p>
<p>Son olarak bu dönemin en güçlü temalarından birisi de ekonomik büyüme olacak. 2009’daki rekor küçülme işletmeler ve çalışanlarla birlikte bütçeyi de zorladı. İç piyasa da genişleme sınırlı kalacağı için ihracat önem kazanacak. Mevcut kurlarla ihracatçının işi zor. İhracat 2010 ve ötesinde makroekonomik açıdan daha önemli olacak. Bu da, Hazine, DPT, Merkez Bankası’nın yakın koordinasyon içinde değerlendirmesi gereken bir konu. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratyulek.com/?feed=rss2&amp;p=148</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ermeni Tasarısı Geçsin—Türkiye Güçlenir</title>
		<link>http://www.muratyulek.com/?p=146</link>
		<comments>http://www.muratyulek.com/?p=146#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Mar 2010 17:03:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Diaspoa]]></category>
		<category><![CDATA[Ermeni Tasarısı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratyulek.com/?p=146</guid>
		<description><![CDATA[Murat Yülek, Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 8 Mart 2010
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi  ABD-Türkiye ilişkilerinin güçlenmeye başladığı bir dönemde neden ABD’nin uluslararası reputasyonunu incitecek derecede komediye dönüşen bir oylama süreci sonrası “soykırım yapılmıştır” kararını verdi. Amerikan demokrasisinin tepe noktası olan Kongre’nin, “ayda insan var mı?” ya da “Roma’yı Neron mu yaktı” tarzındaki kararları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Murat Yülek, Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 8 Mart 2010</p>
<p>ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi  ABD-Türkiye ilişkilerinin güçlenmeye başladığı bir dönemde neden ABD’nin uluslararası reputasyonunu incitecek derecede komediye dönüşen bir oylama süreci sonrası “soykırım yapılmıştır” kararını verdi. Amerikan demokrasisinin tepe noktası olan Kongre’nin, “ayda insan var mı?” ya da “Roma’yı Neron mu yaktı” tarzındaki kararları oylayacak kadar kafası karışık insanlarca işgal edildiğini görse, Alexis de Tocqueville ne düşünürdü acaba?<br />
Bu karar neden alındı? İki bacaklı bir olası senaryoyu aktaralım.<br />
1.	Öncelikle, ABD’deki güçlü İsrail lobisi Türkiye’ye bir ders vermeyi amaçladı. İsrail hariciyecilerinin Türk Büyükelçisine karşı “çocukça” davranışı İsrail’e zarar verdi. Sonuçta İsrail defalarca özür diledi. Ancak özür kabul edilse de, İsrail hariciyesinin “kalibresi” hakkında dünya bir fikir sahibi oldu. Bu kez, İsrail’in “gücünü,” İsrail’i riske sokmadan göstererek Türkiye’ye bir ders vermek ABD’deki lobiye düştü. Sonuçta, ABD komik oylamayla reputasyon kaybetti. Ayrıca, uzun süredir Türkiye ile soğumuşken ısınan ilişkilere ciddi bir darbe vuruldu. Bu sayede, mevcut hükümeti sayesinde bölgesinde iyice yanlızlaşırken ABD’yi de kaybetmiş olan İsrail Türkiye’nin bölgede ABD’nin  desteğini almasına engel olmaya çalıştı. </p>
<p>2.	Ermenistan’ın Kafkasya’nın fakir ve sorun kaynağı ülke olması süreci desteklenmiş oldu. Eğer olur da karar Kongre’den de geçerse,  fakir, denize sınırı olmayan Ermenistan daha uzun süre komşularıyla sorunlu, ambargolu, komşu ülkeyi topraklarını işgal etmiş bir ülke olarak yaşamaya devam edecek. Bu sorun yumağı ülke de, bölgede ABD, Rusya ve Avrupa’nın aktif kalmasını sağlayacak. Böyle bir süreçte, bu üç güçten hangisinin karlı çıkacağı belli değil ama en azından hiç birisi kesin olarak oyunu kaybetmiş olmuyor. Bu durumdan, son dönemde komşularıyla ilişkilerini düzeltip etrafında bir barış ve refah çemberi oluşturmayı hedefleyen Türkiye’nin de (ve Ermenistan’ın) karlı çıkmayacağı da belli. Bu da AB ve ABD’deki bazı kesimler açısından iyi haber. Diaspora’da bu durumdan karlı çıkar. Zira önemi artar.<br />
Kısacası, meşhur hikayedir. Akrep gölü sırtında geçirmesi için kurbağaya ricada bulunmuş. Kurbağa da kabul etmiş. Gölün ortasında akrep kurbağayı sokunca kurbağa ölümle pençeleşirken akrebe hayretle “ben gölün ortasında ölünce sende öleceğine göre beni neden soktun?” Akrep ister istemez cevap vermiş “huyum kurusun&#8230;”<br />
Daha önemli soru şu: Türkiye’nin, Dış İlişkiler Komitesini  bırakın, en kötü ihtimal kararın Kongre’den çıkması durumunda ne kaybedeceğine bakalım. Böyle bir kararın Diaspora tarafından STK’lar, üniversiteler ve benzeri kurumlara değilde parlementolara getirilmesinin arkasından uzun vadeli amacı, amaç, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün sorgulanması ve tazminat ödemeye zorlanması olsa gerek. Ancak Türkiye güçlü olduğu sürece bu baskılara dayanacaktır. Bu durumda en kötü ihtimal uluslararası izolasyondur.<br />
Olaya bir de tersinden bakalım; ben, bu kararın alınmasına sevindim. Zira, Türkiye’nin başının üzerinde yıllardır Demokles’in kılıcı gibi tutulan bu iğrenç iftira zaten Türkiye’nin uluslararası alanını ve pazarlık gücünü sınırlıyor ve bir belirsizlik ortamı oluşturuyor. Bu baskı altında Türkiye, ödememesi gereken diyetleri zaten ödemek zorunda kalıyor. Dahası, Türkiye ne ABD, ne de AB’den herhangi bir “rant” almıyor ve beklemiyor. ABD yıllardır “stratejik ortaklık” vs masallarıyla oyaladığı Türkiye’ye zaten herhangi bir “torpil” yapmıyor. AB’nin de Türkiye’yi üyelik sürecinde yaptığı muamele belli.<br />
Ben, kararın ihtimal dahilinde Kongre’den geçmesi durumunda da gökkubbe’nin ülkemizin üzerine yıkılacağını sanmıyorum.  Tam tersine, ABD’nin böyle bir hatası, Türkiye’nin daha da etkin bir güç olmasına zemin hazırlayabilir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratyulek.com/?feed=rss2&amp;p=146</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Armenian resolution:Bad for Armenia, Turkey and the US</title>
		<link>http://www.muratyulek.com/?p=137</link>
		<comments>http://www.muratyulek.com/?p=137#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 15:44:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Armenia]]></category>
		<category><![CDATA[Armenian Diaspora]]></category>
		<category><![CDATA[Armenian Resolution]]></category>
		<category><![CDATA[Turkey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratyulek.com/?p=137</guid>
		<description><![CDATA[A US congressional committee &#8220;decided&#8221; that Turks committed against Armenians. It was a funny vote! It was also a demonstration of how confused congressmen could be about the basic tenets of what a democracy is; &#8220;you can vote whatever you want.&#8221; I expect the next votings of the US Congress will be among the following: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>A US congressional committee &#8220;decided&#8221; that Turks committed against Armenians. It was a funny vote! It was also a demonstration of how confused congressmen could be about the basic tenets of what a democracy is; &#8220;you can vote whatever you want.&#8221; I expect the next votings of the US Congress will be among the following: </p>
<p>- Is there life in Mars? Yes / No<br />
- Did Cristopher Colombus  came from the moon? Yes / No<br />
- Was it US or Japan (or perhaps the Germans) who started the WWII? Yes / No</p>
<p>I believe, the American people, a generally educated people, should help train some of their politicians in not producing such nonsense. Because experience shows that such nonsensical behavior jeopardizes reputation of countries.</p>
<p>More importantly, this vote is the latest damage on Armenia (and Turkey and the USA) by the Armenian diaspora. Armenia, a quite poor and landlocked country, is since 1994 an occupation force in Azerbaijani territories of Upper Karabagh. Does that serve Armenian people in reducing their poverty? On the contrary, that aggression eternalizes poverty in Armenia, makes it an alien force in the region and does a collective bad to the region.</p>
<p>On 25 September 2007, that is, about three years ago, in my column at Todayszaman, a Turkish daily, I wrote an article titled &#8220;Armenian resolution:’Bad for Armenia, Turkey and the US.&#8221; Well, apparently  not much has changed since then.</p>
<p>Here is the article and a comment in an Armenian blog on it:<br />
http://hyelog.blogspot.com/2007/09/armenian-resolution-bad-for-armenia.html</p>
<p>And the French version that appeared in Nouvelles D&#8217;Armenie Magazine<br />
http://www.armenews.com/article.php3?id_article=34857</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratyulek.com/?feed=rss2&amp;p=137</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neden IMF?</title>
		<link>http://www.muratyulek.com/?p=129</link>
		<comments>http://www.muratyulek.com/?p=129#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 20:58:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[IMF]]></category>
		<category><![CDATA[IMF programı]]></category>
		<category><![CDATA[Kriz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye ekonomisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratyulek.com/?p=129</guid>
		<description><![CDATA[Murat Yülek, Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 4 Ocak 2010
Bu, eski bir IMF çalışanının IMF karşıtı bir yazısı değil. Sadece alınan ekonomik bir kararın mantığını sorgulayan bir iktisatçının merak ifadesi.
Küresel ve tarihi boyuttaki bir finansal krizin en zor kısmı, Türkiye’de finansal açıdan hiç bir zarar oluşturmadan geçti. Bu hükümetin, BDDK’nın ve Merkez Bankası’nın başarısı. Anayasa kitapçığının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Murat Yülek, Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 4 Ocak 2010</em></p>
<p>Bu, eski bir IMF çalışanının IMF karşıtı bir yazısı değil. Sadece alınan ekonomik bir kararın mantığını sorgulayan bir iktisatçının merak ifadesi.<br />
Küresel ve tarihi boyuttaki bir finansal krizin en zor kısmı, Türkiye’de finansal açıdan hiç bir zarar oluşturmadan geçti. Bu hükümetin, BDDK’nın ve Merkez Bankası’nın başarısı. Anayasa kitapçığının büyük boy döviz ve bankacılık  krizlerine dönüştüğü yakın geçmişimizi hatırlarsak, şu anda içinde yaşadığımız durumun değerini daha iyi anlarız.<br />
Krizin bizim ekonomimiz üzerinde iki ana etkisi oldu. Birincisi; bütçemiz bozuldu. Ancak karşılaştırmalı bakılırsa bizim bütçemizin durumu Avrupa’da az sayıdaki en iyiler arasında. İkincisi; reel ekonomimiz yıkıldı; ekonomimiz yüzde 6 daraldı ancak büyük sayılabilecek bir cari açığı da vermeyi başardık. Kendi ekonomimizde kriz görmemişken reel ekonomimizin bu kadar daralmasının ve eş zamanlı olarak cari açık vermemizin sebebi ise aşırı değerli TL.<br />
İşte bu arkaplan vakiyken sorum şu:  Krizi (hemen hemen) atlattıktan sonra hükümet neden IMF ile anlaşma imzalıyor?<br />
Yani, alınan kararın sebebini  anlamaya çalışıyorum.  IMF ile anlaşma yapmanın olası getiri ve götürüleri aşağıda. Önce gelecekteki dönem ile ilgili bazı beklentilerimi (tekrar) paylaşayım:<br />
•	Bir yıldan fazla süredir altını çizdiğim gibi 2010 ve muhtemelen ondan sonraki bir-iki sene uluslararası finansal piyasalarda likiditenin (dolar, euro ve yen) bol olduğu dolayısıyla (sağlam borçlanıcılar için) borçlanmanın kolay ve maliyetininin düşük olacağı bir dönem olacak.<br />
•	Batı ekonomilerinde talep düşük kalacak. Bu, genel olarak bizim gibi kuru değerli ülkeler için işkence dönemi manasına geliyor. Kurunuz değerliyken eğer temel ihraç ürünlerinizin hedef piyasalardaki fiyat ve gelir elastikiyeti düşük ise mesele yok. Eğer tersiyse vay halinize; kazanan Çin olacak. Siz ise işsizlik ve  yavaş büyüme yaşayacaksınız. Bir de iç piyasanız zayıfsa, üretiminizin artması için elinizde silah kalmıyor. </p>
<p>Şimdi IMF ile anlaşma yapmanın olası fayda ve zararlarına bakalım. IMF ile anlaşma ile sağlanacak faydaları ve sonuçları:<br />
•	Borçlanma maliyetinde, piyasalardan borçlanma alternatifine göre (az) bir miktar avantaj sağlanacak.  IMF borçlanmasının (pahalı) iç  borçlanmaya alternatif olduğunu düşünüyorsanız bu kez de SDR ile borçlanmanın kur riskini aldığınız için bunun risk primini de gölge maliyet olarak efektif borçlanma maliyetinizin üzerine eklemelisiniz.<br />
•	İMKB yükselmeye devam edecek. Ancak, İMKB bu sene reel ekonomiden neredeyse tamamen bağımsız olarak zaten altın bir yıl yaşadı. Endeks şu anda 2007 Eylül seviyelerinde. Endeksi, yatırımcıların ekonominin geleceğine yönelik rasyonel beklentilerinin göstergesi olarak kabul edersek , krizin reel etkilerinin ileri dönük olarak pek iç açıcı olmadığı, en azından belirsiz olduğu bir dönemde borsanın daha da yükselmesi köpük manasına gelmeyecek mi?<br />
•	“Güven” gelecek iç talep yükselecek. Ekonomi IMF’siz alternatife göre daha yüksek hızda büyüyecek. İnsanlar (bazıları) kendilerini daha iyi hissedecek. Ancak bundan temel faydayı bizim üreticilerimiz değil diğer ülke ihracatçıları sağlayacak. Cari açık mantıksız seviyelerde seyretmeye devam edecek.<br />
IMF ile anlaşmanın zararları:<br />
•	Kur reel olarak değer kazanacak. Bir sene içinde TL/dolar paritesinde 1’li rakamları konuşmaya başlayacağız. Zira Türkiye’ye IMF anlaşması olmasa da bol yabancı sermaye girecek. IMF anlaşması da gerçekleşirse artan güvenle birlikte para ve sermaye girişi daha da hızlanacak. İhracatçı daha zor durumda kalacak. İthal mallarla yurt içinde rekabet eden sanayici de.  Cari açık rekor kırmaya devam edecek. Kırılganlık artacak.<br />
•	“Krizi IMF desteği olmadan atlatmış olma” reputasyonunu elimizin tersiyle itmiş olacağız. Yani, “alelade” Doğu Avrupa ülkesi olacağız.  Ukrayna’dan pek bir farkımız kalmayacak!</p>
<p>Kısacası, şu aşamada IMF ile anlaşma yapmak bünyemizi güçlendirici bir diyet değil, kendimizi kısa süreli iyi hissetmeye yarayacak bir enerji içeceğine benzer.</p>
<p>Son söz: IMF ile anlaşma imzalamaya ihtiyaç yok. Ancak, IMF tartışmasını lütfen artık daha fazla uzatmayalım. Yapılacaksa yapılsın. Birileri, “sebepsiz” yere IMF ile anlaşma yapıldığına göre “kamu dengeleri açısından acaba durum göründüğünden daha mı kötü” diye sormasın.<br />
Not: Hürriyet Gazetesi’nin kaptan köşküne bir iktisatçı geçti. Hayırlı olsun. İçinde yaşadığı ülkesine, fildişi kulenin dışına çıkarak bakmayı başaran bir genel yayın yönetmenliği yapması dileğiyle başarılar diliyorum. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratyulek.com/?feed=rss2&amp;p=129</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rating Şirketlerini Kim Rate Edecek?</title>
		<link>http://www.muratyulek.com/?p=131</link>
		<comments>http://www.muratyulek.com/?p=131#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 21:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratyulek.com/?p=131</guid>
		<description><![CDATA[Murat Yülek, Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 21 Aralık 2009
Kredi derecelendirme şirketleri finans sektörünün en önemli oyuncularındandır. Bu şirketler, borçlanıcıların (şirketler, devletler, yerel yönetimler) borç ödeme kapasiteleri konusunda (ya da ihraç edilen borç enstrümanlarının güvenilirliği  hakkında)  değerlendirme yapar ve bu değerlendirmelerini borç vericilerle paylaşır. Sonuçta, borçlanıcıların borçlanabilmeleri ve borçlanma maliyetleri üzerinde etkili olurlar.
İstatistiksel analizdeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Murat Yülek, Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 21 Aralık 2009</em></p>
<p>Kredi derecelendirme şirketleri finans sektörünün en önemli oyuncularındandır. Bu şirketler, borçlanıcıların (şirketler, devletler, yerel yönetimler) borç ödeme kapasiteleri konusunda (ya da ihraç edilen borç enstrümanlarının güvenilirliği  hakkında)  değerlendirme yapar ve bu değerlendirmelerini borç vericilerle paylaşır. Sonuçta, borçlanıcıların borçlanabilmeleri ve borçlanma maliyetleri üzerinde etkili olurlar.<br />
İstatistiksel analizdeki birinci ve ikinci tip hatalar gibi, kredi derecelendirme şirketleri de borçlanma kapasitesi ile ilgili değerlendirmelerinde iki tür hata yapabilir. Verilen kredi notu borçlanıcının gerçek durumundan daha iyiyse, borç vericiyi riske sokmuş olur. Eğer borçlanıcıya gerçek durumundan daha kötü bir not verilirse, o şirket ya da ülke daha zor ve pahalı borçlanır hale gelir.<br />
Kredi derecelendirme şirketlerinin, sanki zor anlaşılması için özellikle garipleştirilmiş gibi duran ilginö derecelendirme skalaları vardır. Bir takım büyük ve küçük harflerin ve artı / eksi işaretlerinin birbiri ardınca sıralandığı dereceler, daha çok, yeni okuma yazma öğrenmiş bir öğrencinin karalamalarına benzer. Bunun sebebi, “tarihtir.” Mali analizi derecelendirmeye dönüştüren ve ilk derecelendirme şirketini kuran John Moody zeki ancak formel eğitime sahip olmayan birisiydi. Kuruduğu harflere dayalı sistem, sonradan S&#038;P / Fitch tarafından biraz daha kolay anlaşılır hale getirilse de, aynı “mistisizmi” korudu. Esasında, bu derecelendirme mantığının, mistisizmden değil de, bir şirketin “yatırım yapılabilirliği” gibi, hem analitiklik hem de kehanet becerileri gerektiren bir konuda verilen yorum ve yatırım yap/yapma tavsiyesinin “kesinliğinin” olabildiğince gri alana kaydırılması ihtiyacından kaynaklandığı da söylenebilir.<br />
Sorun da buradan kaynaklanıyor ve derecelendirme skalasını da aşıp sürecin ne kadar analitik olup olmadığında kilitleniyor. Bir ülkenin ya da şirketin borç ödeme kapasitesinin skorlanması hem o şirketin çok iyi analiz edilmesini, yani doğru bilgilerin alınıp “doğru” proses edilmesini, hem de gelecek hakkında (hem şirket hem de şirketi çevreleyen makroekonomik ortam) kestirimler yapmayı gerektiriyor. Sonuçta, hangi  derecelendirme şirketini alırsanız alın, notlamalar analitik gücü oldukça zayıf hatta keyfi modellerle yapılıyor. En önemli sorun burada.<br />
Böyle olunca, Enron krizinden tutun mortgage krizine kadar kredi derecelendirme şirketlerinin hep çuvalladığını görüyorsunuz. Enron verilen raterin ancak şirket battığında (daha doğrusu bir hafta önce) düşürülmesi, ya da son krizin ana sebebi olan menkul kıymetleştirilmiş ipotek kredilerinin üzerine AAA rating damgasının basılması bunun en çarpıcı örnekleri.<br />
Derecelendirme şirketlerinin politik baskılardan, ya da genel geçer kabullerden etkilenmediğini söylemek de güçtür. Örneğin, Fed’in borç krizinden bahsettiği bir dönemde ABD’nin kredi notunun tartışma konusu bile olmamasının sadece analitik sebeplerden kaynaklanıp kaynaklanmadığı hep bir soru olarak kalacaktır.<br />
Konu Türkiye’yi de ilgilendiriyor. Zira, Türkiye nedense bir türlü yatırım yapılabilir kategorisine giremedi. Yakınımızdaki örnekler soruyu anlamlı hale getiriyor.<br />
Macaristan, 2006 yılı başına kadar S&#038;P’den A- (diğer derecelendirme şirketleri de aşağıyukarı eşdeğer not vermişti) derecesine sahipti. Krizin daha başında, 5 Ekim 2008’de IMF ile 16 milyar dolar’lık program imzalayarak ayakta kalabilen ülkenin derecesi 17 Kasım tarihinde BBB+’dan BBB’ye indirildi (şu anda BBB-). Tebrikler!<br />
Ukrayna’nın da durumu farklı değildi. Ukrayna, krizden önce Türkiye ile aynı dereceye sahipken,  krizin daha başlarında havlu atan ülkeler arasına girdi. 4 Kasım 2008’de IMF ile yine 16 milyar dolarlık civarında bir program imzalamak zorunda kaldı. 12 Haziran ve 24 Ekim 2008’da küçük not kırımları yaşayan Ukrayna’nın notu krizden sonra C’li notlara indi (S&#038;P).<br />
Krizde IMF Doğu Avrupa’ya 80 milyar dolarlık finansman sağlama taahhüdü verdi. Bu ülkeler arasında Türkiye yok. Notu ise hala “kırık”.<br />
Soru: Rating şirketlerine kim not verecek?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratyulek.com/?feed=rss2&amp;p=131</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2010: Türkiye ve Dünya Ekonomisi Beklentileri</title>
		<link>http://www.muratyulek.com/?p=125</link>
		<comments>http://www.muratyulek.com/?p=125#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Dec 2009 12:08:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratyulek.com/?p=125</guid>
		<description><![CDATA[Murat Yülek, Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 7 Aralık 2009
Geçen senenin Kasım Aralık aylarında, dünya ekonomisindeki krizin  Türkiye’ye etkileri konusunda 2009 yılı için oldukça kötümser değerlendirmeler yapılıyordu. Örneğin Deutsche Bank, yanlış rakamlar kullanarak yaptığı hesaplarla Türkiye’nin bu yıl bir dış finansman krizi yaşayabileceği yönündeki bir raporu geçen sene Kasım ayında yayınlamış ve bu da tartışmalara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Murat Yülek, <em>Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 7 Aralık 2009</em></p>
<p>Geçen senenin Kasım Aralık aylarında, dünya ekonomisindeki krizin  Türkiye’ye etkileri konusunda 2009 yılı için oldukça kötümser değerlendirmeler yapılıyordu. Örneğin Deutsche Bank, yanlış rakamlar kullanarak yaptığı hesaplarla Türkiye’nin bu yıl bir dış finansman krizi yaşayabileceği yönündeki bir raporu geçen sene Kasım ayında yayınlamış ve bu da tartışmalara sebep olmuştu. Geçen sene 24 Kasım tarihli Küresel Bakış köşesinde bu hesapların yanlışlığı anlatılmış ve dış finansman açığının DB’ın hesaplarından daha düşük olacağı ve dış finansman açığının ağırlıklı kesimi olan özel sektörün gerekli finansmanı bulabileceği anlatılmıştı.<br />
2009 yılını oldukça büyük bir daralmayla kapatıyoruz. Yüzde –6’lık daralmaya karşılık bu sene 14 milyar dolar civarında bir cari açık verecek Türk ekonomisi. Bankacılık kesiminde sıkıntıya girilmedi, borsa ilk çeyrekten sonra dünya borsalarına paralel olarak hızlı bir yükseliş trendine girdi. Ancak reel kesim, özellikle bazı alt sektörler büyük sıkıntı içinde. Dolayısıyla finansal kriz Türkiye’yi gerçekten “teğet” geçti. Ancak, reel sektör krizin tam 12’den vurduğu ülkelerden genel olarak daha büyük sıkıntı içine girdi.<br />
2009 ile ilgili cevaplanması gereken üç önemli soru var:<br />
1.	Türkiye finansal krizi yaşamadığı halde neden krizi tam olarak yaşayan ülkelere göre daha çok büyük bir daralma yaşanmıştır. Krizin çıktığı ülke olan ABD bu sene yüzde 3’ün altında daralacakken Türkiye neden yüzde 6 civarında daralacaktır?<br />
2.	İhracata dayalı bir ekonomi haline gelen Çin ekonomisi, dünyada önemli bir talep daralması yaşandığı bu yıl yüzde 9 büyürken Türk ekonomisi neden yüzde 6 civarında daralmaktadır?<br />
3.	Türk ekonomisi yüzde 6 daralırken neden ve nasıl 15 milyar dolar gibi yüksek bir cari açık vermektedir?<br />
Bu soruların cevabıyla ilgili tartışmayı sizlere bırakarak 2010 yılı dünya ve Türkiye ekonomisi beklentileriyle genel noktalara geçelim.<br />
Dünya ekonomisinde çeşitli sebeplerle 2010 yılında aktivitede iyileşme yaşanması muhtemel. Ancak bu iyileşme düşük ve yavaş olacak. İyileşmeyi doğuracak sebepler çok güçlü değil: baz etkisi, en kötünün geçtiğine dair psikolojinin yavaş da olsa dönmeye başlaması, mali teşvik politikaları ve sermaye birikimi olan ülkelerdeki harcamalar (Çin, Suudi Arabistan hatta Rusya gibi).<br />
Türkiye’deki büyüme (şu anki parametrelere göre) güçlü olmayacak. Türkiye bir taraftan iç piyasadaki durgunluk, diğer taraftan (daralan) dünya ticaretinden yüksek kur sebebiyle pay alamadığı için hızlı bir büyüme yaşaması ihtimalini yüksek görmüyorum.<br />
Öte yandan hem dünya hem Türkiye’de sınırlı da olsa aktivite artsa da istihdam da önemli bir iyileşme beklemeyin. Hatta kötüleşme yaşanırsa sürpriz olmasın. Zira, şirketlerin yatırım talebindeki düşüş ve ileriye dönük beklentilerdeki zayıflık yeni istihdam açma isteklerini ortadan kaldırıyor.<br />
Faizlerin tüm dünyada düşük kalacağını bekeleyebilirsiniz. Başta ABD, Japonya ve büyük AB ekonomilerinin mevcut genişleyici para ve maliye politikalarından çıkış (“exit”) tartışmaları devam ededursun, 2010 yılında dünya politika faizlerde prematüre bir yükselme ihtimali çok düşük;  2010’un, geçen senenin sonunda bu köşede bir kaç defa yazıldığı gibi para ve sermayenin bol olduğu bir yıl olması muhtemel.  ABD, AB ve Japonya’daki “para pınarları” 2010 yılında alabildiğine açıkolmak zorunda. 2010’da bu fonların klasik sermaye piyasalarınyla birlikte şirket alımlarına yönelmesini bekliyorum.  Krizden az yara almış şirketlerin, ucuzlayan diğer şirketleri alarak inorganik büyümeye yöneleceğini göreceğiz.<br />
Dünya ve Türkiye ekonomilerinde enflasyon açısından en önemli belirleyici faktör emtia hareketleri olacak. Hisse senedi borsaları gibi emtia piyasası da “serseri” sermayenin gözde alanı olacak 2010’da. Bu da enflasyon sepetleri üzerinde etki yapacak. Ancak toplam sepetler üzerindeki etkinin 2010 yılında sınırlı kalmasını bekliyorum.<br />
2010 yılı, Türkiye’ye para girişinin hızlandığı bir yıl olacak. Şu anda hiç öngörüşemeyen bir gelişme olmadıkça borçlanma daha da kolaylaşacak. Bunun üzerine bir de IMF programı gelirse TL iyice değerlenir. O zaman 130 milyar dolarlık ihracat rakamlarını tekrar görmemiz iyice zorlaşacak. İthalat kanalıyla 2010’un Türkiye açısından düşük büyüme yüksek cari açık yılı olması muhtemel. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratyulek.com/?feed=rss2&amp;p=125</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Makine İmalatçıları Birliği&#8217;nin TCMB “Türkiye İmalat Sanayinin İthalat Yapısı”  Raporu ile ilgili Görüşü</title>
		<link>http://www.muratyulek.com/?p=122</link>
		<comments>http://www.muratyulek.com/?p=122#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Dec 2009 12:06:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.muratyulek.com/?p=122</guid>
		<description><![CDATA[Arslan Sanır, Makine İmalatçıları Birliği Koordinatörü
Basında yer alan bilgilere göre, TCMB’nin hazırlamış olduğu “Türkiye İmalat Sanayinin İthalat Yapısı” başlıklı raporda, imalat sanayinde ara malı ve yatırım malı (Makina) ithalatındaki fazlalık analiz edilmiştir. Yaklaşık 20 yıl önce kurulmuş olan Makina İmalatçıları Birliği de sektörü ile ilgili olarak benzer araştırmalar yapmaktadır. Bu konuda bizim tespitlerimizi ve yorumlarımızı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Arslan Sanır, Makine İmalatçıları Birliği Koordinatörü</em></p>
<p>Basında yer alan bilgilere göre, TCMB’nin hazırlamış olduğu “Türkiye İmalat Sanayinin İthalat Yapısı” başlıklı raporda, imalat sanayinde ara malı ve yatırım malı (Makina) ithalatındaki fazlalık analiz edilmiştir. Yaklaşık 20 yıl önce kurulmuş olan Makina İmalatçıları Birliği de sektörü ile ilgili olarak benzer araştırmalar yapmaktadır. Bu konuda bizim tespitlerimizi ve yorumlarımızı aşağıda bilgilerinize sunuyoruz.</p>
<p>Türkiye’nin ithalatında ara malları ile yatırım mallarının önemli yer tutması farklı nedenlere dayanmaktadır. Dış ticaret rejimi ithalatı teşvik eder niteliktedir. Finans kesimi, sanayii desteklemek yerine karını maksimize edecek konulara yönelmektedir. İşçilik maliyetleri vergi ve sigorta primleri ile iki katına çıkmakta, pahalı enerji kullanılmaktadır. Küreselleşme, otomotiv sanayii gibi bazı sektörlerde ara mallarının önemli bir kısmının ithal edilmesini zorunlu hale getirmektedir.</p>
<p>2005 yılı ortalaması 1,35 TL olan dolar kurunun 2008 yılında 1,30 TL olması ise ihracatçıyı zorlayan, ithalatı teşvik eden önemli bir faktör durumundadır. Bu dört yılda yaşanan enflasyon, hammadde fiyatlarında ve işçilikte yaşanan artışlar dikkate alındığında, döviz kurunun düşük olmasının Türk sanayicisinin rekabet gücünü ne kadar olumsuz etkilediği açıkça görülmektedir. Bu olumsuzluğa rağmen ihracattaki artış, verimlilik artışı ile sağlanmıştır, ancak verimlilikteki artışının da bir sınırı vardır. Döviz kurunun daha makul bir düzeyde olması, ihracatı daha fazla artırıcı, ithalatı caydırıcı bir etki yaratabilecekti.</p>
<p>Birliğimizin iştigal alanına giren makina sektörüne baktığımız zaman şunları tespit ediyoruz; Türkiye, Avrupa’nın 6. en büyük makina imalatçısı konumundadır. Takım tezgahları konusunda dünyada 15. sıradaki ihracatçı ve imalatçı ülkesi konumundadır. İhracatımızın % 60’ının yapıldığı en önemli pazarlarımız: Avrupa Ülkeleri, ABD, Rusya, Brezilya gibi, dev firmaların, fiyatla değil kalite ve teknolojileri ile yarıştıkları pazarlardır. Dolayısıyla yatırım malı imalatçılarının önemli kısmında kalite sorunu söz konusu değildir. Sektör, ihracatını 2006 yılında % 26,4 2007 yılında  % 39,8 ve krizin başlamasına rağmen 2008 yılında % 18,9 artırma başarısını göstermiştir. Firmalarımız kendi markaları ile ihracat yapmakta ve tanınmaktadırlar. Sektörün gösterdiği bu performansa rağmen iç pazarda ithal makinaların payı % 65 düzeyindedir. Bunun, bazı nedenleri vardır. Bunlar dikkate alınmadan yapılan yorumlar, maalesef yanlış sonuçlara götürebilmektedir.</p>
<p>Sektörü fazla tanımayan ve dışardan bakan bazı kişiler, ithalatın fazlalığını, sektörün rekabet gücünün zayıflığına ve başarısızlığına bağlamaktadırlar. Ancak, makina sektörünün en eski ve gelişmiş firmalarının yer aldığı, Avrupa’daki makina imalatının % 40’ını gerçekleştiren ve sektörün lideri konumundaki Almanya’da VDMA’nın (Alman Makina İmalatçıları Birliği) raporuna göre 2008 yılında ithal makinaların pazardan % 51,7 pay aldığı, Avrupa Birliğinde ise bu değerin, ülkeden ülkeye değişmekle birlikte ortalama 45-55 arasında olduğu, gene ülkemizden çok yıllar önce dünyanın önemli makina imalatçılarının faaliyete başladığı ABD’de % 72 olduğu dikkate alındığında ülkemizde ithal makinaların pazar payının % 65 olması kötümserlikle yorumlanmamalıdır. Tüm belirtilen ülkeler, makina sanayine ülkemizden yarım asırdan fazla bir süre önce başlamışlardır. Bilindiği gibi makina sanayimiz 1995 yılından sonraki 15 yıllık dönemde gelişmesini hızlandırmış ve ihracata yönelmiştir.</p>
<p>Günümüzde değişik ülkeler, sektörün gelişmesine bağlı olarak bazı tür makinaların imalatında daha başarılı ve rekabetçi olmakta, diğer makinaları ise ithal etmektedirler. Türkiye’de de durum buna paraleldir. Bu nedenledir ki sektörün öncüsü ülkelerdeki ithalat da ihmal edilemeyecek boyuttadır.</p>
<p>İthalatı teşvik eden en önemli faktörlerden birisi finans kesiminin davranışlarıdır. Yatırım yapan ve bu maksatla makina almak isteyen bir firma ihtiyacını ithal ederek karşılamak isterse hemen tüm ülkelerin Exim-Bank’ları 2 sene ödemesiz 7 yıla, hatta büyükçe projelerde 10-12 yıla kadar vadeli, çok uygun koşullu krediler vermektedir. Buna karşın yatırımcı aynı makinayı yurt içinden alırsa, en çok 4 yıl vadeli, daha yüksek faiz oranlı kredi kullanabilmektedir. Kaldı ki bu tür krediyi de kolayca sağlayamamaktadır. Bu durumda yatırımcı ithal makina alırsa, kredinin taksitlerini kazandığı para ile ve uzun süreye yayılmış şekilde ödemektedir. Sonuçta biraz daha pahalı da olsa ithal makinayı tercih etmektedir.</p>
<p>Kamu yatırımları dış kredi ile yapılmakta, krediyi veren ülke ihtiyaç olan makinaların kendi ülkesinden alınmasını şart koşmaktadır. Bütçeden bu yatırımlara para ayrılamaması kamu kurumlarını ithal yatırım malı almaya yönlendirmektedir.</p>
<p>Dış Ticaret Müsteşarlığının uyguladığı Dahilde İşleme Rejimi ile firmalar, ihracat için yapacakları imalatta kullanacakları ara mallarının % 80’ini ithal edebilmektedirler. Aynı firma pazarlık gücünü artırmak için yurt içinde satmak üzere imal edeceği kısma ait ara mallarını da gene aynı firmadan sağlamayı tercih etmektedir. Otomotiv sanayii firmalarının % 80 ithal hakkını sonuna kadar kullandıkları belirtilmektedir. Televizyon imalatında kullanılan ara mallarının        % 72’si ithal yolu ile karşılanmaktadır. Dış Ticaret Müsteşarlığının sağladığı bu imkan ara malı ithalatını teşvik etmektedir. Buna karşın otomotiv yan sanayiimizin, Avrupa ve birçok gelişmiş ülkedeki otomotiv tesislerine önemli boyutta parça ihraç ettikleri ve bu ülkelerdeki fabrikalar bu parçaları imalatlarında kullandıklarına göre, bu sektörde de bir kalite sorunu söz konusu değildir. Ara malı ithalatını yürürlükteki bu mevzuat teşvik etmektedir.</p>
<p>Küreselleşme sonucu uluslararası otomotiv kuruluşları belirli ara mallarının imalatını belirli ülkelerde yaptırmakta ve bunları diğer ülkelerdeki tesislerine buradan göndermektedir. Ülkemizdeki bir otomotiv firması bu tedarik zinciri içinde motorunu ve dişli kutusunu farklı bir ülkedeki firmadan almak zorunda bırakılıyorsa, ne kadar kaliteli olursa olsun bu motorda veya dişli kutusunda kullanılan bir parçayı yurt içinden alması mümkün değildir. Dolayısıyla ithal ara malı kullanan sektörler daha hızlı gelişmiyor, küresel tedarik zinciri içinde yer alan otomotiv gibi sektörlerin hızlı gelişmesi ara malı ithalatımızı hızla artırıyor.</p>
<p>Makina sektörü, tüm gelişmiş ülkelerde de emek yoğun yapıdadır. Yatırımcı genel maksat için yapılmış bir makinayı değil, kendi özel beklentilerine uygun makinayı almak istemektedir. Bu durum seri imalat imkanını sınırlamaktadır. Bu emek yoğun yapıdaki imalatta birçok makina türünde işçiliğin payı oldukça yüksektir. Ülkemizde ücretler üzerindeki vergi ve SSK primleri ile ek sosyal haklar işçiliği pahalı hale getirmektedir. Katma değer içinde önemli payı olan ücretler, döviz kurlarının düşük olduğu dönemde maliyetleri döviz bazında artırmakta, işçiliği ucuz ülkelerle rekabeti zorlaştırmaktadır.</p>
<p>Makina sektörümüzün eriştiği kalite düzeyini, ülkemizin en önemli yabancı sermeyeli kuruluşlarından birisi olan Mercedes-Benz Türk’ün üretim planlama müdürü Sayın Faruk Çelik şu sözlerle dile getirmektedir; Tesisimizde 9 presimiz var, tamamı Dirinler (İzmir). Aşağı yukarı 10 yıl önce bütün preslerimizi yeniledik, yerliye döndük, son derece memnunuz. Daha önce Alman markası kullanıyorduk. </p>
<p>Avrupa Birliğinde, gümrüklerdeki sıkı denetim yanında piyasa gözetim ve denetiminde de daha etkin olunduğundan, bazı gelişmekte olan ülkelerden direktiflere ve CE şartlarına uygun olmayan mallar pazara girememektedir. Buna karşın AB Teknik Düzenlemelerine uygun olmayan birçok makina ve sanayi malı, gümrüklerimizden kolayca geçebilmekte ve pazarda haksız rekabete neden olmaktadır. Birçok makina türünde Çin’den yapılan ve bu teknik düzenlemelere uygun olmayan mallar iç pazarımızda paylarını hızla artırmaktadır.</p>
<p>İmalatçılarımız ne kadar çaba harcasa, hatta özel teşvikler verilse de belirtilen olumsuzluklar ve ithalatı teşvik eden uygulamalar devam ettiği sürece ithalat artmaya devam edecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.muratyulek.com/?feed=rss2&amp;p=122</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
