Archive for August, 2009

Türkiye Krizi Neden Bu kadar Şiddetli Geçiriyor?

 

Dünya Gazetesi , KÜRESEL BAKIŞ, 31 Ağustos 2009 (http://www.dunyagazetesi.com.tr/yazar.asp?authId=42&id=59076)

Türkiye finansal kriz yaşamadı. Tabiri caizse, deprem değil, uzaktaki depremin tsunami etkisini yaşıyoruz ve ekonomi yavaşlıyor.  Ancak ilk çeyrekteki rekor daralma ve henüz açıklanmayan ikinci çeyrek daralması krizi yaşayan ülkelerden çok daha dramatik.

Avrupa’da işler iyi değil. Öyle ki, gazete manşetlerinde yıllık değil önceki çeyreğe göre olan büyüme rakamları öne çıkartılıyor; “Alman ekonomisi ikinci çeyrekte yüzde 0,3 büyüdü”  şeklinde e-mail hesabınıza gelen haberin ancak detayına girince yıl bazında rakamın eksi altılara yakın olduğunu anlayabiliyorsunuz.

Herşeye rağmen, ister büyüme rakamları ister işssizlik rakamlarına bakın, Türkiye’nin  krizin reel etkilerini Avrupa ve ABD’den daha derin yaşadığı rahatça görülüyor. Bankalarımız sağlamken ve büyük şirket batmaları yaşamazken dışarıdaki krizin reel etkilerini neden dışarıdaki ülkelerden daha fazla hissediyoruz?

Seçilmiş ülkelerde büyüme performansı

Türkiye Q1 -13.8
ABD Q2 -3,9
Almanya Q1 -6.7
  Q2 -5,9
Fransa Q1 -3,4
  Q2 -2,6
Japonya Q1 -8,8
Brezilya Q1 -1,8
Rusya Q1 -9,5
İngiltere Q2 -5,6
Polonya Q1 1,9
AB-27 Q1 -4,7
  Q2 -4,8
Meksika Q1 -8,2

Not:  AB istatistikleri çalışma günü düzeltmesiyle oluşturulmuştur.

Yakından ilişkili bir başka soru daha var. Bu yılın ilk üç ayında Türkiye ekonomisi yüzde 14 daraldı. Aynı çeyrekte, iki milyar dolara yakın cari açık vermeyi başardık! Sonraki üç ayda (ikinci çeyrek) cari açık büyüdü ve beş milyar doları aştı.

Bu kadar hızlı daralan bir ekonomi, yılın ilk altı ayında cari fazla vermeyi bir tarafa bırakın nasıl yedi milyar dolara yakın (aşağı yukarı 2003 yılının toplam cari açığına denk) açık veriyor?

İkinci soruyu daha da açalım. İç talebin gerilediği ve düşen ihracat ile birlikte özellikle sanayi üreticisini vurduğu Türkiye’de ithalatın daha hızlı düşmesi beklenmez mi?  Cari açığın bu haliyle, dışarıdan borçlanmaya devam ederek, Türkiye olarak “büyük bir fedakarlık”  yaparak diğer ülkelerdeki üreticiye destek olmaya devam ediyoruz.

Soruların cevabı açık: (aşırı) değerli TL.

Bazıları, ithalatın yeteri kadar daralmamasında “yapısal faktörlerin” de rol oynadığını söyleyecektir. Haklılar. Ancak tek cevap bu değil. Ayrıca, ülkemizde pek de aciliyeti olmayan süper lüks arabalardan cep telefonu aparatlarına kadar kriz ortamında pek de güçlü olmamasını beklediğiniz ithalat kalemlerinin de devam ettiğini unutmayalım.

Krize rağmen ve istatistiksel açıdan açıklayamasak da Türk ekonomisine net döviz girişi devam ediyor. IMF anlaşması yapılması durumunda ortaya çıkacak kaynak ve beklentilerin de etkisiyle TL daha da değerlenecek. Türk ekonomisi de yabancı ülkelere verdiği desteği  ve meşhur “kırılganlığını” devam ettirecek!

 Untitled

Tags: , , ,

Migros’da yabancı yatırımcı parasını bir buçuk yılda çıkardı

 
TurkeyGlobeBu köşede zaman zaman şirket alımları ile ilgili trendler ve özel örnekler ile ilgili yorumlar yapıyorum. Uluslararası sermaye hareketleri ve Türkiye’ye yapılan yabancı yatırımlar da yine bu köşede zaman zaman ele alınıyor.Elimizde ilginç bir örnek var. Migros tarafından geçen hafta açıklanan hisse başına 14 TL’lik temettü kararı, Türkiye’de yabancı yatırımcıların kazanç potansiyelini gösteriyor. Zira, bu temettü rakamı, hissenin karar açıklanmadan değerlerinden daha yüksek…
Koç Holding, TÜPRAŞ’ı özelleştirme sürecinde satın aldıktan sonra bazı iştiraklerini satışa çıkarmıştı. Holding tarafından satılığa çıkartılan en önemli “mücevher”, Migros’du. Migros’u satın alan grup büyük ölçüde yabancı yatırımcılardan oluşuyor (başlarında İngiliz yatırım fonu BC Partners geliyor) ve bu yatırımcılar bir buçuk sene içinde yatırdıklarından daha fazlasını geri aldılar.
Son yıllarda Türk işadamları geliştirdikleri şirketleri yabancılara satarak ciddi paralar kazanmışlardı. Bunların başında Zorlu Grubu, OYAK, Boydak Grubu, Fiba Grubu geliyor. Migros örneği tersine bir durumu gösteriyor. Koç Holding bu satıştan nakit elde etti, ancak asıl kârı yabancı yatırımcılar yaptı.
İşlem, aşağıdaki tablodan da görüldüğü gibi, geçen sene şubat ayında Koç Holding’in, Migros’daki hisselerini, yabancı yatırımcılar tarafından kurulan Moonlight Perakandecilik ve TAŞ adlı şirkete satmasıyla başladı. Bu ilk aşamada, Moonlight Migros’un hisselerinin yüzde 50,8′ini; 2 milyar TL ödeyerek satın almış oldu. 2008 Ağustos ayında Moonlight İMKB’den aldığı hisselerle payını yüzde 82′ye çıkardı. Ekim ayındaki çağrı ve sonrasında İMKB’den yapılan alımlarla 2008 yılı sonunda Moonlight’ın Migros’daki hisseleri yüzde 98′e kadar çıktı. Kalan yüzde 2′lik hisse İMKB’de işlem görmeye devam ediyor.

 

 

 

 

Bu hisse alımları sırasında Moonlight’ın harcadığı paranın 3,8 milyar TL’nin altında olduğunu hesaplanabilir. Aşağıdaki tabloda tüm alımların Koç Holding’e ödenen değer üzerinden yapıldığı varsayıldı. Ancak 2008′de İMKB’den yapılan alımlardaki ortalama fiyat bunun altındaydı.

Yatırımcı, 2008 yılı boyunca toplam 3,8 milyar dolar ödediği hisselere, 2009 yılında açıkladığı kararla toplam 2,4 milyar TL’lik temettü ödeyecek. Dolayısıyla, yatırdığı paranın yüzde xx’ini bir sene içinde geri alırken, hisseler elinde kalmış olacak. Hisse alımı yerli bankalar tarafından finanse edildi. Bu tür alımlarda kullanılan kaldıraç oranlarını temel alırsak yatırılan paraya oranla geri alınan temettü yüzde yüzü geçmiş gibi görünüyor. Koç Holding eğer Migros’taki hisselerini 2008 Şubat’ında 2 milyar dolara satmamış olsaydı. Bu sene bu kararla 1,2 milyar TL temettü geliri elde etmiş olacaktı.

Migros bilançoları, bu miktarda nakdin şirket bünyesinde olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla temettü ödemeleri de banka finansmanı ile yapılacak. Bu da önümüzdeki dönem için finansman gideri oluşturacak.

Türkiye yabancı yatırımcı açısından iyi bir ülke…

Türkiye IMF’den Esnek Kredi (FCL) İstemeli

Murat YÜLEK
Dünya Gazetesi, KÜRESEL BAKIŞ, 03.08.2009

Son dönemde dünya ekonomisi gelişmekte olan ülkeler lehinde ayrışıyor. Temmuz başında güncellenen IMF Dünya Ekonomik Görünümü (WEO) projeksiyonları rakamları da bunu destekliyor.

En son WEO projeksiyonlarında (Temmuz 2009) ABD ve Avrupa ekonomilerinin daralmanın en az 2009 son çeyreğine kadar sürmesi öngörülüyor; bu çeyrekte, ABD ekonomisinin 2008 dördüncü çeyreğine göre yüzde 1.4, Avro alanının da yüzde 3.8 daralması bekleniyor. 2008 dördüncü çeyreğinin vehameti ortada olduğuna göre 2009 son çeyreğindeki bu daralma beklentisi pek iç açıcı değil. IMF, 2010 için daha iyimser ancak raporda uzun dönemli düzelmenin zaman alacağının altını çiziyor. Aynı raporda gelişmekte olan ülkelerin 2009 ve 2010’da çok daha hızlı büyümeleri öngörülüyor (2009’un son çeyreğinde yüzde 6’ya yaklaşan fark).

Gelişmekte olan üç ülkenin benzerlik ve farklılıkları bence önemli: Türkiye, Brezilya ve Meksika. Her üçü de krizlere alışık, ancak hızlı büyüyebilen büyük ekonomiler. Meksika ve Brezilya dünyanın en büyük ekonomilerinden ABD’ye komşu; Türkiye ise AB’ne. Her üç ülke de son dönemde olumlu makroekonomik performans gösterdiler: hızlı büyüme, rezerv birikimi, olumlu enflasyon gelişmeleri, mali denge ve borç stoğunda olumlu gelişmeler gibi. Hatta, 2002’de Brezilya’da sol, Türkiye’de ise “İslamcı” hükümetlerin başa geçmesi çok tartışılmıştı. Sonuçta her iki ülkedeki hükümetler de uluslar arası piyasalarda prestij kazandılar ve tekrar seçildiler. Farklılıklarına gelince; çok sayıda farktan benim üzerinde durduğum nokta Brezilya’nın tarım ve tabii kaynaklarının, Meksika’nın da petrolunun ihracat üzerindeki olumlu etkileri.

Son dönemde her üç ülkede de, farklı derecelerde de olsa bir takım benzer gelişmeler oldu: borsalarında düşüşler (sonra da hızlı düzelme), yerel paralarında değer kayıpları, mali dengenin bozulması, bankacılık yapısının sağlıklı kalması gibi. Farklılıklara gelince: Türkiye’nin bozulan dış dengesi düzelirken Meksika ve Brezilya’nınki kötüleşti ancak rahatlıkla idare edilir seviyede kaldı. Buna karşılık, Türkiye’nin iç dengesi (bütçe) diğer iki ülkeye göre daha yüksek oranda kötüleşti. Büyüme performansı ve beklentileri ise, aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi tabii kaynak açısından en zengini olan Brezilya’dan en fakiri olan Türkiye’ye doğru yüksek farklılık gösteriyor.

2009 2010
Türkiye -5,1 1,5
Brezilya -1,3 2,5
Meksika -7.3 3,0
Kaynak: IMF – Temmuz 2009

Şimdi IMF ile ilişkilere gelelim. Her üç ülkenin ayrı bir hikayesi ve durumu var. Brezilya IMF’ye ihtiyaç duymuyor. Bu ay tamamlanan IMF 4. Madde istişareleri sonucunda Brezilya IMF’den tabiri caizde yıldızlı aferin aldı ve IMF’den ülkeye gelen en önemli istek, ekonominin daha hızlı hareketlenmesi için mali genişleme oldu.

Meksika ise Nisan ayında, IMF’nin bazılarınca “free money” diye adlandırdıkları yeni esnek kredi enstrümanını (FCL) kullanmak üzere anlaşma yaptı. Anlaşma toplam 47 milyar dolar üzerinden yapıldı. Şu ana kadar Meksika hiç para kullanmadı. FCL, kısaca IMF sınavlarından “mezun olmuş” ancak krizden etkilenen ülkelere, krizin etkisini azaltmak üzere verilmiş bir güvence manasında geliyor. Ülke, mali ve parasal disiplin açısından kendini ispatladıysa şartlılık koymasızın MF desteğini almış oluyor. Ruh olarak stand-by mantığına çok yakın.

IMF’nin FCL anlaşması yapabilmesi için istediği ve Meksika’nın yerine getirdiği ana yetkinlik şartları şunlardı:

• Devam ettirilebilir dış denge
• Ödemeler dengesinde, sermaye hesabının büyük ölçüde özel fon girişlerine dayalı olması
• Uluslar arası sermaye piyasalarına erişim gücü
• Yüksek rezerv pozisyonu
• Güçlü maliye, güçlü kamu borç yapısı
• Düşük ve istikrarlı enflasyon
• Güçlü bankacılık sektörü; güçlü denetim
• Data şeffaflığı ve dürüstlüğü

Şimdi Türkiye’ye gelelim. Türkiye’nin durumu yukarıdaki genel hatlarıyla Brezilya ya da Meksika ‘dan kötü değil. Geötiğimiz yıllarda sorun dış dengedeydi. Kriz, dış denge sorununu iç denge sorunu haline getirdi. Türkiye’nin yurt içi ve dışındaki piyasalarda borçlanma sorunu yok. Kriz sonrasında maliyesinde otomatik olarak düzelme olması da kuvvetle muhtemel.

Böyle bir durumda, gelir artırıcı yöntemlerin “kararında bırakılması” bunun yerine maliyede kalıcı düzeltmenin kriz sonrasına ertelenmesi daha doğru. IMF ile anlaşma yapılması Türkiye’nin elini güçlendirir ancak Türkiye’nin FCL tipi bir anlaşmayı tercih etmesi gerekiyor. Böyle bir anlaşma, iç ve uluslararası piyasalardan borçlanma maliyetlerini düşük tutar; IMF fonu gerekirse kullanılır. Dahası, Türkiye’nin bu ölçekte bir uluslararası krizi minimum IMF desteği ile geçirmesi Türkiye’nin reputasyonunu artırır.

Sizce Meksika’ya uygulanan FCL şartları Türkiye’ye uyuyor mu?

Tags: , , ,