Archive for March, 2010

IMF’siz dönemin ABC’si

Murat Yülek, Küresel Bakış, Dünya Gazetesi 15 Mart 2010

Türkiye’nin IMF ile program görüşmelerini sona erdirmiş olmasını olumlu bir gelişme olarak algılamak gerekiyor. Türkiye, küresel boyuttaki krizi bu noktasına kadar rekor bir küçülmeye rağmen IMF programına ihtiyaç duymadan atlattı. Dahası, bu dönemde derecelendirme notları yükseldi. Bu tarihi bir gelişme ve Türkiye makroekonomisinin artık belli bir olgunluğa ulaştığını gösteriyor. Doğu Avrupa’dan Latin Amerika’ya kadar bir çok ekonominin IMF desteği almak zorunda kaldığı bir dönemde Türkiye’nin kendi kaynakları ve mekroekonomik yönetimiyle atlatmış olmasının, bu başarının sahibi olan Hazine ve Hükümet tarafından vurgulanması gerekiyor.

IMF ile bir program konusunda anlaşılsaydı, şu an itibariyle Türkiye’nin borçlanma kapasitesini ve maliyetlerini marjinal olarak düşürebilirdi. Ancak geçen haftaki borçlanmanın da gösterdiği gibi IMF programı olmadan da Türkiye uluslararası piyasaladan rahatlıkla ve düşük maliyetle borçlanabiliyor.

Kalıyor risk konusu. IMF ile bir program konusunda anlaşılsaydı, Türkiye dalgalı sularda daha düşük riskle seyredecekti. İyi ama Türkiye Cumhuriyeti ekonomisini daha ne kadar koltuk değneğiyle götürecek?

Geçen hafta eski Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel’in Habertürk’teki bir yazısında Türkiye’nin IMF ile 1958 yılından beri süregelen ilişkisi kısa ve öz aktarılmış. Oradaki rakamlarla hesaplanırsa, Türkiye son 52 sene boyunca toplam 28 seneyi kaplayacak kadar IMF programı imzalamış. Yani, ortalama olarak her yılın altı buçuk ayını IMF desteğiyle geçirmişiz. Bu şekliyle Türk ekonomisi her iki yarıştan birisine dopingle çıkan atlete benzemiş.

Önümüzdeki dönemde riskler yok değil. Herşeyden önce uluslararası iktisadi konjonktür belirsizliklerle yüklü. Bunun Türkiye’nin işini zorlaştıracağı belli. Dahası, 2009’daki rekor küçülmeden sonra 2010’daki büyüme performansı konusunda en azından benim önemli kuşkularım var. Kuşkumuz olmayan konuysa, büyüme performansından bağımsız olarak TL’nin hem dolar hem euroya karşı olan paritesinden kaynaklanarak cari açığın hedefin çok üzerinde olabileceği. Yirmibeş milyar doların üzerindeki bir cari açık, Türk ekonomisinin kırılganlığını artrıracak. Bu durumda borç/GSYİH seviyelerinde, Avrupa ve ABD gibi gelişmiş ülkelere göre kazandığımız büyük avantaja rağmen ekonomimiz bazılarının gözünde kırılgan bir yapı arzedecek.

Esasında IMF’siz bir dönemde değiliz. Bazılarının sandığı gibi IMF üyelerine “küsme” lüksüne sahip olan bir kuruluş değil. Kuruluş amacı görev ve sorumlulukları belli. Dolayısıyla, Türkiye diğer ülkeler gibi sıkıntıya girdiği anda IMF ile görüşmelere başlayabilir. Bu da risk idaresi açısından önemli bir nokta.

Bir önemli risk alanı da para politikası. Merkez Bankası, ekonominin konjonktürel olarak kendi ürettiği enflayon (“ çekirdek enflasyon”) ile toplulaştırılmış enflasyon oranı arasındaki makasın açıldığı bir ortamda kolay bir dönem yaşamayacak. Bütçe kısıtlarının ya da yurt dışından ithal edilen kısmın, toplulaştırılmış enflasyon oranını yükselttiği ancak çekirdek enflasyonun, ekonomik yavaşlama ve kırılgan büyüme ortamında kabul edilebilir seviyelerde olduğu bir ortamda, politika faizlerini yükseltmek, hastalığı tedavi etmek için hastayı öldürmekten farkı kalmaz.

Mali kural konusu bu dönemde önem kazanacak. Ben mevcut formulasyonuyla mali kuralın, görmes istenen “çıpa” fonksiyonunu göremeyeceğini düşünüyorum. Türkiye Mayıs 2008’den beri IMF’siz ve çıpasız büyük bir sorun yaşamadı. Ancak IMF ile ancak ihtiyaç anında görüşülecekl olan önümüzdeki dönemde, borç oranını da kapsayan daha güçlü bir mali kural formülasyonuna ve bununla birlikte de güvenilir ve şeffaf bir denetleyici mekanizmaya ihtiyacımız olarak. Bu da bir başka yazının konusu.

Son olarak bu dönemin en güçlü temalarından birisi de ekonomik büyüme olacak. 2009’daki rekor küçülme işletmeler ve çalışanlarla birlikte bütçeyi de zorladı. İç piyasa da genişleme sınırlı kalacağı için ihracat önem kazanacak. Mevcut kurlarla ihracatçının işi zor. İhracat 2010 ve ötesinde makroekonomik açıdan daha önemli olacak. Bu da, Hazine, DPT, Merkez Bankası’nın yakın koordinasyon içinde değerlendirmesi gereken bir konu.

Ermeni Tasarısı Geçsin—Türkiye Güçlenir

Murat Yülek, Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 8 Mart 2010

ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi ABD-Türkiye ilişkilerinin güçlenmeye başladığı bir dönemde neden ABD’nin uluslararası reputasyonunu incitecek derecede komediye dönüşen bir oylama süreci sonrası “soykırım yapılmıştır” kararını verdi. Amerikan demokrasisinin tepe noktası olan Kongre’nin, “ayda insan var mı?” ya da “Roma’yı Neron mu yaktı” tarzındaki kararları oylayacak kadar kafası karışık insanlarca işgal edildiğini görse, Alexis de Tocqueville ne düşünürdü acaba?
Bu karar neden alındı? İki bacaklı bir olası senaryoyu aktaralım.
1. Öncelikle, ABD’deki güçlü İsrail lobisi Türkiye’ye bir ders vermeyi amaçladı. İsrail hariciyecilerinin Türk Büyükelçisine karşı “çocukça” davranışı İsrail’e zarar verdi. Sonuçta İsrail defalarca özür diledi. Ancak özür kabul edilse de, İsrail hariciyesinin “kalibresi” hakkında dünya bir fikir sahibi oldu. Bu kez, İsrail’in “gücünü,” İsrail’i riske sokmadan göstererek Türkiye’ye bir ders vermek ABD’deki lobiye düştü. Sonuçta, ABD komik oylamayla reputasyon kaybetti. Ayrıca, uzun süredir Türkiye ile soğumuşken ısınan ilişkilere ciddi bir darbe vuruldu. Bu sayede, mevcut hükümeti sayesinde bölgesinde iyice yanlızlaşırken ABD’yi de kaybetmiş olan İsrail Türkiye’nin bölgede ABD’nin desteğini almasına engel olmaya çalıştı.

2. Ermenistan’ın Kafkasya’nın fakir ve sorun kaynağı ülke olması süreci desteklenmiş oldu. Eğer olur da karar Kongre’den de geçerse, fakir, denize sınırı olmayan Ermenistan daha uzun süre komşularıyla sorunlu, ambargolu, komşu ülkeyi topraklarını işgal etmiş bir ülke olarak yaşamaya devam edecek. Bu sorun yumağı ülke de, bölgede ABD, Rusya ve Avrupa’nın aktif kalmasını sağlayacak. Böyle bir süreçte, bu üç güçten hangisinin karlı çıkacağı belli değil ama en azından hiç birisi kesin olarak oyunu kaybetmiş olmuyor. Bu durumdan, son dönemde komşularıyla ilişkilerini düzeltip etrafında bir barış ve refah çemberi oluşturmayı hedefleyen Türkiye’nin de (ve Ermenistan’ın) karlı çıkmayacağı da belli. Bu da AB ve ABD’deki bazı kesimler açısından iyi haber. Diaspora’da bu durumdan karlı çıkar. Zira önemi artar.
Kısacası, meşhur hikayedir. Akrep gölü sırtında geçirmesi için kurbağaya ricada bulunmuş. Kurbağa da kabul etmiş. Gölün ortasında akrep kurbağayı sokunca kurbağa ölümle pençeleşirken akrebe hayretle “ben gölün ortasında ölünce sende öleceğine göre beni neden soktun?” Akrep ister istemez cevap vermiş “huyum kurusun…”
Daha önemli soru şu: Türkiye’nin, Dış İlişkiler Komitesini bırakın, en kötü ihtimal kararın Kongre’den çıkması durumunda ne kaybedeceğine bakalım. Böyle bir kararın Diaspora tarafından STK’lar, üniversiteler ve benzeri kurumlara değilde parlementolara getirilmesinin arkasından uzun vadeli amacı, amaç, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün sorgulanması ve tazminat ödemeye zorlanması olsa gerek. Ancak Türkiye güçlü olduğu sürece bu baskılara dayanacaktır. Bu durumda en kötü ihtimal uluslararası izolasyondur.
Olaya bir de tersinden bakalım; ben, bu kararın alınmasına sevindim. Zira, Türkiye’nin başının üzerinde yıllardır Demokles’in kılıcı gibi tutulan bu iğrenç iftira zaten Türkiye’nin uluslararası alanını ve pazarlık gücünü sınırlıyor ve bir belirsizlik ortamı oluşturuyor. Bu baskı altında Türkiye, ödememesi gereken diyetleri zaten ödemek zorunda kalıyor. Dahası, Türkiye ne ABD, ne de AB’den herhangi bir “rant” almıyor ve beklemiyor. ABD yıllardır “stratejik ortaklık” vs masallarıyla oyaladığı Türkiye’ye zaten herhangi bir “torpil” yapmıyor. AB’nin de Türkiye’yi üyelik sürecinde yaptığı muamele belli.
Ben, kararın ihtimal dahilinde Kongre’den geçmesi durumunda da gökkubbe’nin ülkemizin üzerine yıkılacağını sanmıyorum. Tam tersine, ABD’nin böyle bir hatası, Türkiye’nin daha da etkin bir güç olmasına zemin hazırlayabilir.

Tags: ,

Armenian resolution:Bad for Armenia, Turkey and the US

A US congressional committee “decided” that Turks committed against Armenians. It was a funny vote! It was also a demonstration of how confused congressmen could be about the basic tenets of what a democracy is; “you can vote whatever you want.” I expect the next votings of the US Congress will be among the following:

- Is there life in Mars? Yes / No
- Did Cristopher Colombus came from the moon? Yes / No
- Was it US or Japan (or perhaps the Germans) who started the WWII? Yes / No

I believe, the American people, a generally educated people, should help train some of their politicians in not producing such nonsense. Because experience shows that such nonsensical behavior jeopardizes reputation of countries.

More importantly, this vote is the latest damage on Armenia (and Turkey and the USA) by the Armenian diaspora. Armenia, a quite poor and landlocked country, is since 1994 an occupation force in Azerbaijani territories of Upper Karabagh. Does that serve Armenian people in reducing their poverty? On the contrary, that aggression eternalizes poverty in Armenia, makes it an alien force in the region and does a collective bad to the region.

On 25 September 2007, that is, about three years ago, in my column at Todayszaman, a Turkish daily, I wrote an article titled “Armenian resolution:’Bad for Armenia, Turkey and the US.” Well, apparently not much has changed since then.

Here is the article and a comment in an Armenian blog on it:

http://hyelog.blogspot.com/2007/09/armenian-resolution-bad-for-armenia.html

And the French version that appeared in Nouvelles D’Armenie Magazine

http://www.armenews.com/article.php3?id_article=34857

Tags: , , ,