Archive for May, 2010

Israeli forces attack the aid flotilla and kill aid volunteers

… showed the world the mentaility that they have to deal with. 4 million Gazzans and West-bankers had been dealing with this mentality for years now under conditions that are worse than Nazi concentration camps…

Tags: , , ,

W’dan Zigzaga; Amerikan Toksik Varlıklarından Yunan Bonolarına Avrupa

Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 10 Mayıs 2010

Kriz ABD finans piyasalarının bir ürünüydü. Ancak yaşlı Avrupa’daki etkileri ABD’nden daha büyük oldu. ABD’nde 2008 yılının ikinci yarısından itibaren 226 banka krize dayanamayıp kapandı. Yükümlülüklerini FDIC eliyle Amerikan devleti üstlendi. Avrupa’da ise İzlanda, İrlanda, Yunanistan derken sanki (zayıf) ülkeler kapanmaya başladı.
Avrupa Merkez Bankası Başkanı Trichet, geçen Perşembe günü yaptığı basın toplantısında kısaca AMB’nın tahvil piyasasını rahatlatıcı bir tedbir düşünmediğini söyledi. AMB’nin, çürük Yunan bonolarını almasını bekleyen piyasalarda hayal kırıklığı oluştu. Fazla değil bir gün sonra piyasalar allak bullak olunca özellikle bankaların AMB’na baskıları arttı.
IMF ve AB Yunanistan’a 110 milyar avro’luk yardımı prensipte onayladı. Bu kurtarma operasyonu piyasaları rahatlatmadı. Önümüzdeki bir kaç günde satış baskısı devam ederse, bu kez finansal sistemi kurtarmak için AMB’nin devreye girmesi kesin olarak gerçekleşecek. Zira, Fransa Maliye Bakanı’nın Portekiz ve İspanya’yı Yunanistan’dan ayırırken kullandığı” onlar yalancı değil” sözü, bu iki ülkeyi (ve diğerleri) hakkında piyasa oyuncularının düştüğü derin paranoyayı hafifletmiyor. Bu baskı altında AMB’nın bono alma kararı vermesi piyasadaki likiditenin daha da artması manasına geliyor.
Öte yandan, krizin bu fazının Almanya, Fransa gibi Avrupa’nın güçlü ülkelerine de yayılmaması ve euro’nun çökmemesi için bu ülkelerde mali sıkılaşma dönemi başlıyor. Özellikle Fransa ve İngiltere üzerinde ciddi bir önlem paketi açıklamaları yönünde baskı var.
Kriz döneminde gevşetilen bütçelerin, geçen sene sonlarından beri tartışıldığı üzere krizden çıkış sürecinde sıkılaştırılması zaten isteniyordu. Ancak yakın zamanda, böyle bir daraltıcı politikanın zaten kırılgan olan Avrupa ekonomik büyümesi üzerinde negatif etkilerini görmeye başlayacağız. Dahası, Yunanistan gibi olmasa da özellikle Fransa’da hükümet üzerinde sosyal baskı oluşacak.
Kısacası, Avrupa’da durum kötü. Bir taraftan ilave parasal genişleme diğer taraftan prematüre mali konsolidasyon. Hükümetler üzerindeki sosyal baskıyı ve yeni uyanan rating kuruluşlarının tehditlerini de ekleyin. Ne enflasyon tahmini ne büyüme tahmini yapmak kolay. Yunanistan ve diğer toksik bonoları aktiflerinde taşıyan Avrupa bankalarının ve finans piyasalarının da durumu kötü.
Bana sorarsanız, bu köşede 2008 sonundan itibaren altı çizilen senaryo hala geçerli. AB ve ABD’de parasal genişlemenin kısa sürede çekilmesi zor. Hem kırılgan büyümenin devam edebilmesi açısından hem de yükselen bütçe açıkları ve borçlanma gereğinin piyasayı boğmaması için. Hem büyümenin desteklenmesi hem de sosyal baskılar sebebiyle mali sıkılaştırmanın da gerçekleşmesi zor. Bu, belirsizliğin (zigzagların) devam etmesi manasına geliyor. Bu arada, farklı sebeplerden, altın ve meta fiyatlarının güçlü kalmasını bekleyin.
Türkiye açısından, önemli bir ihracat pazarının düştüğü durum iyi haber değil. Ayrıca, genel kötümserlik ve şüpheden Türk bonolarının da zarar görmesi olası. Bu durumda kullanılması gereken en önemli araç “güvenilirlik idaresi.”

Tags: , , ,

Mali Kural

Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 17 Mayıs 2010
Kanunlaşmasından sonra uygulamaya konulacak olan mali kural Türkiye açısından yeni bir tecrübe. Mali kural Türkiye’nin sorunlarını çözmede bir altın anahtar değil. Ancak Türkiye’nin kendi iradesiyle seçtiği ve üzerinde kendi ekibiyle çalışarak geliştirdiği bir politika çerçevesi olması sebebiyle takdir edilmeli. Buna karşılık, mali kuralın istenilen makroekonomik istikrar sonuçlarına ulaşması uygulama ve denetlemenin başarısına bağlı olacak. Dahası, seçilen başarılı olsa dahi zaman içinde kuralın çerçevesinin (ve parametrelerinin) değişmesi muhtemel.
Mali kural uygulaması Türkiye’de ilk defa gerçekleştiriliyor. Ancak, dünyada örnekleri, Hz. Yusuf’un modelini bir tarafa bırkaırsak 19. yüzyıla kadar gidiyor. Türkiye’nin seçtiği mali kural modeli mevcut alternatifler içinden bir tanesi. IMF’nin kullandığı sınıflamayı temel alırsak üç ayrı mali kural modelinden bahsedebiliriz:
• Bütçe dengesini temel alanlar
• Harcamaları temel alanlar
• Kamu borçlarını temel alanlar
Her mali kural modeli kendi içinde bazı ayrıntıları içeriyor ve birbirinin her yönüyle aynı iki ayrı ülke uygulaması bulmak zor.
Türkiye bu modellerden bütçe dengesini temel alan mali kural uygulamasını seçti. Modelin iki parametresi var. Birincisi, bir sonraki sene bütçe açığındfa yapılacak ayarlamayı, önceki senede hedef bütçe açığından uzaklığa bağlıyor. Uyum katsayısı yüzde 33. Yani bir önceki sene hedef bütçe açığından yüzde iki uzakta kaldıysanız bu sene bütçe açığınızı GSYİH’nın yüzde 0,66’sı oranında düşürmeniz gerekecek. Hedef bütçe açığının yüzde bir alınması iddialı. Sonuçları uygulamada göreceğiz.
Formülün ikinci kısmı, konjonktür etkisini yakalıyor. Eğer yüzde beş olarak alınan hedef büyümenin üzerine çıkılırsa, gelecek sene bütçe açığını yüzde 1,6 oranında kısılması gerekecek. Burada da meşhur yüzde 5 GSYİH büyüme oranıyla karşı karşıyayız. Bu iddiasız bir hedef. Çin’in uzun süredir ortalama yüzde 10 reel büyüme gerçekleştirdiği, Hindistan’ın da hedefini bu rakama revize ettiği bir ortamda Türkiye “ben ancak teknolojik ilerleme dışındaki kaynaklardan (sermaye yoğunluk ve emek artışı)” büyüyebilirim demiş oluyor. Bu bir reform mantığı değil “böyle gelmiş …” sözünü hatırlatıyor.
Önemli mesele mali kuralın formulasyonu. Maliye değişkenlerinden sadece bütçe dengesine bağlı olan su anki kural formulasyonu fazla “iddialı” değil. Mevcut borç/GSYİH oranları düşük olduğu için bu büyük sorun değil. Ancak ileride, özellikle borç seviyesini etkileyen bir dış ya da iç şok yaşandığında kural sorgulanacak. İkinci ve daha önemli husus ise maliye politikası açısından oldukça düşük bir esnekliğe sahip olan ülkemizde kuralın geçerliliğini ve güvenilirliğini sağlamak pek kolay değil. Bu da denetim mekanizmasının önemini ortaya çıkartıyor.
Mali kural hakkında yapılan yorumlar genellikle bağımsız denetim kurulunda yoğunlaşıyor. Bana sorarsanız bu sorumluluğu Sayıştay’ın almasında hiç bir sorun yok. Kurumlarınıza güvenmiyorsanız, yeni kurumun iyi çalışacağından nasıl emin olacaksınız. Sayıştay’ın bağımsız hareket etmesinde sorun görüyorsanız yeni kurum kurmak yerine bu bağımsızlığı sağlayıcı önlemleri talep etmeniz daha doğru değil mi? Gelişmekte olan ülkelerin yeterli sebep olmadan yeni kamu kurumu kurma ve yeni kamu binaları yapma eğilimi iyi bilinir. Ancak önemli olan yeni kurum ve bina değil sonuç almak.
Konunun üzerinde durmaya devam edeceğim.