Archive for January, 2013

2013 Türkiye’ye çifte fayda getirebilir

Murat Yülek, Dünya, 14 Ocak 2013

2013’ün dünyada iyi bir yıl olacağına dair genel bir kanı oluştu. Muhtemelen doğru bir kanı, zira bir taraftan iyimserlik sebepleri, artarken ülkeler ekonomi canlanmayı temel amaç olarak görmeye devam ediyor. Türkiye’ye lazım olan da canlanan pazarlar ve düşen küresel risk algısı.

Avrupa’da Yunanistan başta olmak üzere sorunların kontrol edilebilir olacağı düşünülüyor. Amerika’da mali uçurum tehdidi ortadan kalkmış görünüyor. Çin’de ise büyüme 2012 yılı son çeyrekten itibaren düzelme eğilimine girdi.

Öte yandan büyümeyi bir türlü başaramayan Japonya ise geçen hafta bir mali teşvik paketi açıkladı. Bu paketi önemli buluyoruz. Zira canlanma arzusunun devam etiğini gösteriyor. Paket 116 milyar dolarlık bir harcama gayretinden oluşuyor. Temmuzdaki seçimlerden önce gelen genişlemenin siyasi sebeplerle açıklandığının altını çizelim. Paketin yüzde 40’ı, 2011 yaşanan depremin yaralarını sarmaya ayrıldı. Bir yüzde 30’da özel sektör yatırımlarını destekleyecek.

Japonya’da işsizlik yüzde 5’in altında ancak tasarrufların yüksekliği yani tüketimin düşüklüğü ekonomik büyümenin iç talep değil ancak ihracata dayalı olarak gerçekleşmesine izin veriyor. Bu sene yüzde 2.5 seviyesinde gerçekleşen büyümede 2011’deki depremle birlikte ekonominin yüzde 1’e yakın daralması da etkili oldu.
Şimdi Japon hükümeti ekonominin canlı devam etmesi için tekrar mali genişlemeye gidiyor. Son üç yılda Japon bütçesi GSYİH’nin yüzde 9-10’u arasında seviyelerde açık verdi. Bu sene yeni açıklanan paketle bizim hesaplarımıza göre Japonya’nın bütçe açığı yüzde 11’e yaklaşacak. Seçimlerden sonra bütçe toparlanırsa açık düşebilir. Ancak
bunun yapılmasını da beklemiyoruz.

Japonya’nın açılması faizler üzerinde fazla etkili olmuyor zira para politikası alabildiğine geniş. Tasarruflar da bol. Paketin açıklanmasından sonra uzun vadeli Japon faizlerinin bir miktar hareketlenmesi Japonya’nın uzun vadede bütçe dengelerini nasıl düzelteceğine dair kaygılardan kaynaklanıyor.

Japonya’daki genişleme Çin’deki canlanmayı destekleyecek. Bu da hem emtia fiyatlarında yukarı doğru baskı oluşmasına sebep olacak hem de Çin’de aktif olan Almanya gibi ihracatçıların işine yarayacak.

Avrupa’daki rahatlama yeni mali paket ya da parasal genişleme olasılığını zayıflatıyor ancak yine de 2013 yılında Avrupa kaynaklı likidite genişlemesi ihtimali ihmal edilemez seviyelerde. Bunun en önemli sebebi yaşlı kıtada bankacılık sektörünün hala sıkıntılı olması.

Japonya, Avrupa ve Amerika’da faizlerin 2013’de düşük seyretmesi temel varsayım
olmaya devam edecek. Bu durumdan en çok faydalana ülkelerin başında Türkiye geliyor. Türkiye’nin hem uluslararası hem de yerel borçlanma maliyetleri rekor seviyelerde düşük seyretmeye devam edecek gibi görünüyor. Zira uluslararası likiditenin en güvenli bulduğu ülkelerin başında geliyor Türkiye.

Bu durumda 2013 Türkiye açısından çifte kavrulmuş lokum misali iki ayrı açıdan hayırlı bir ortam sağlayabilir. Düşen borçlanma maliyetleri ve canlanan ihraç piyasaları.

İhracatın 2012 seyri

Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi tarafından açıklanan yıl sonu rakamlarına göre ihracat 2012 yılında geçen seneye göre yüzde 12.6 oranın aratarak 151.7 milyar dolara ulaştı. Bavul ticareti gibi kalemler eklendiğinde geçen yılki ihracat 160 milyar dolara yaklaşacak. Çağlayan’ın söylediği gibi bu Cumhuriyet tarihi rekoruna tekabül ediyor.

İhracat hacmindeki artış, yani ihracat fiyatlarındaki değişimin etkisi ortadan kalktıktan sonraki artış daha da yüksek. Bizim hesaplarımıza göre ilk 10 ayda ihracatın reel artışı yüzde 19 civarında. Sanayi üretiminin aynı dönemdeki artışı yüzde 2’lerde olduğuna göre ihracatın sanayi üretimini sürüklediği söylenebilir.

Öte yandan,  ilk 11 ay boyunca ithalat yüzde 1.4 oranında geriledi. Ekonominin yüzde 3, ihracatın da yüzde 13 civarında büyüdüğü bir yılda ithalat az da olsa düşüyorsa, geçen sene (ve önceki yıllardaki) ithalat artışının ciddi bir kısmının “balon” olduğu ortaya çıkar. İhracat arttıkça ithalatın da bire bir artmak zorunda olmadığı da bu rakamlardan görülür.

Ancak, hala ithalatın büyük bir kısmı Türkiye’nin düzeltemediği üretim yapısıyla ilgili sorunlarından ve iç talebin her şeye rağmen canlılığından kaynaklandığını söyleyelim. Bunların başında enerji ithalatı geliyor. 2012 yılında önceki yıla göre beş milyar dolar daha fazla enerji ithalatı gerçekleştirmiş Türkiye (Kasım ayı itibariyle). Enerji dışı ithalat 2012 yılında önceki yıla göre Kasım ayı itibariyle 10 milyar dolar yani yüzde 5.5 düşmüş.

Altın ihracatı düşüldüğü zaman resmi rakamlara göre ihracat artışı yüzde 5’e iniyor. Bu rakam da dünya ekonomisindeki, dolayısıyla ihraç pazarlarındaki yavaşlama göz önüne alındığında pek yabana atılır bir büyüme değil. Dahası, resmi rakamlara göre geçen sene yapılan beş milyar dolara yakın net altın ithalatı (ihracat eksi ithalat) bu sene yurt dışına gönderilmiş. İki senede yapılan toplam altın ihracatı kasım ayı itibariyle 14 milyar dolarken ithalat da 13.3 milyar dolar olmuş.

Aralık ayı itibariyle reel kur geçen sene sonuna göre yüzde 8 oranında değerli kaldı. Reel kurun en düşük olduğu 2011 Ağustos ayından itibaren alınırsa değer kazancı yüzde 15’e yaklaşıyor. Eğer kur 2012 boyunca reel değer kazanmasaydı ihracat daha yüksek olacaktı.

Bunlar birleştirildiği zaman ortaya şunlar çıkıyor. Dünyadaki ekonomik yavaşlamaya rağmen Türkiye’nin ihracatı yükselme trendine devam ediyor. Ekonomiyi sırtlama kapasitesi iç talepten daha yüksek ve sağlıklı. Eğer üretimiyle ilgili yapısal sorunları halledilirse (ara mal ithalatının yerli üretimle ikamesi, enerji verimliliği, marka değerine dayalı ihracat) ve kur da destek olursa iç talebe dayalı dengesiz büyümenin ilacı ihracat olacak.

07 Ocak 2013, Pazartesi

Curing an idiot- Charlie Hebdo’s Stephane Charnonnier

Charlie hebdo has an editor with the name of “Stephane Charbonnier.” Little Stephane talks to his psychoanalyst to get cured. The psychoanalist is a different one, a little more active than the typical psychoanalist.

Little Stephane: My dear doctor, why am I getting nervous about Islam?

Little Stephane’s dear doctor: My dear Stephane, you know you are nervous about evertything. You are just nervous about becoming irrelevant in your career. You are also nervous about Charlie.

Little Stephane: What is wrong about my career and what is wrong with Charlie?

Little Stephane’s dear doctor:  Neither of the two is going anywhere. That is why you are nervous my dear Charlie- sorry I was going to say “my dear Stephane”.

Little Stephane: But I should be nervous about Islam.

Little Stephane’s dear doctor:   Why?

Little Stephane: Because they are bad. Really bad. I have to save France and also the world from them.

Little Stephane’s dear doctor:   Who are “they”?

Little Stephane: They, the “muslims”. They hate me and the world. Like my father hated me.

Little Stephane’s dear doctor:  Are you sure? They hate you?

Little Stephane: Yes. Of course. They always hated us. That’s why my greaaaaat greaaaat father participated in the crusades. We had to exterminate them.

Little Stephane’s dear doctor:  So you are continuing the crusades of your greaaaaat greaaaat fathers?

Little Stephane: No. Of course not. Crusaders also hated us. They burned whole French cities.

Little Stephane’s dear doctor:  Oh- I guess you mean the Albigensian crusades.

Little Stephane: Whatever.   Albigensian crusades and others. They all hate us.

Little Stephane’s dear doctor:  Stephane- there is enough love in this world. You are not being hated. May be you should approach Islam and Christianity with less prejudice.

May be your real problem is not that you are getting nervous about Islam; may be it  is just that you are not able to find topics to publish and sell Charlie. May be you have difficulty finding a popular raison d’etre for Charlie in these modern days.

Little Stephane: Oh yes- suddenly I am enlightened my dear doctor. I am cured. Long live my dear doctor.  I love everyone. Everyone loves me. That is such a good feeling.

Enflasyon hedefleme v.2.0 resmi olarak yürürlükte

Murat Yülek, Dünya, 31 Aralık 2012

Geçen hafta TCMB Başkanı Başçı tarafından sunulan 2013 yılı para ve kur politikası sunumu para politikasında bir devrin sonlandığını, yeni bir devrin başladığını ilan etti.
Başçı sunumunda, “eski yaklaşım” “fiyat istikrarını” tek para politikası amacı olarak alırken devreye sokulan “yeni yaklaşımda” amacın hem “fiyat istikrarı” hem de “finansal istikrar” olduğunu söyledi. Eski yaklaşımdaki tek amaç, tek araç (politika faizi) tarafından sağlanırken yeni yaklaşımdaki birden fazla amaç birden fazla araçla sağlanacak. Zaten bir süredir öyle yapılıyordu. Açıklama TCMB’nin 2010 sonlarından itibaren uygulayageldiği çerçeveyi formel hale getirmiş oldu.
Bu köşede 30 Ağustos 2010 tarihli yazıda şöyle denmişti:
“1990’lardan itibaren gittikçe yaklaşan ve para politikası çerçevesi “normu” haline gelen enflasyon hedefleme yaklaşımının fiili olmasa da teknik ömrü çok kısa oldu. 2007-8’de başlayan küresel kriz ileride para tarihçileri tarafından muhtemelen enflasyon hedefleme yaklaşımının sonu olarak işaretlenecek. Ya da en azından, “kaba” enflasyon hedeflemesi yaklaşımının. Önümüzdeki dönemde enflasyon hedeflemesi yaklaşımının ya tamamen ortadan kalkacağını ya da ciddi bir evrim/dönüşümden geçeceğini hep birlikte göreceğiz. …”
Aynı yazı şöyle sonlandırılmıştı:
“…1990’lardan itibaren gittikçe yaklaşan ve para politikası çerçevesi “normu” haline gelen enflasyon hedefleme yaklaşımının fiili olmasa da teknik ömrü çok kısa oldu. 2007-8’de başlayan küresel kriz ileride para tarihçileri tarafından muhtemelen enflasyon hedefleme yaklaşımının sonu olarak işaretlenecek. Ya da en azından, “kaba” enflasyon hedeflemesi yaklaşımının. Önümüzdeki dönemde enflasyon hedeflemesi yaklaşımının ya tamamen ortadan kalkacağını ya da ciddi bir evrim/dönüşümden geçeceğini hep birlikte göreceğiz.”
20 Aralık 2010 tarihli “Enflasyon Hedefleme v2.0 Türkiye’de yürürlükte” başlıklı yazıda da aynı tema işlenmişti. Dolayısıyla Türkiye bekleneni yapıyor; sürpriz yok. Dahası Merkez kası politikaları uluslararası piyasalarda kabul ve takdir görüyor.
2013 para ve kur politikası çerçevesinin ana noktaları şunlar olacak:
*İkili amacı aynı anda gerçekleştirebilmek için karmaşık bir araç seti kullanılacak. Açıkçası “bayağı” karmaşık. Kullanmayı bırakın izlemekte ve yorumlamakta bile zorluk çekeceğiz. Daha sade bir araç seti daha etkili olurdu; iletişim değeri de yükselirdi.
*Bu setin amacı bankalardaki aşırı kredi genişlemesini engellemek ve likiditeyi TCMB politikaları yönünde kullanabilmek olacak.
*Kredi genişlemesinin iç talebin ve cari açığın ana sürükleyicisi olduğu varsayılmaya devam edilecek.
*Kur hedeflenmiyor ancak “reel kur yakından izlenecek”
*Bir sigorta olarak yüksek uluslararası rezerv taşınmaya devam edilecek.