Archive for April, 2013

Yenilik insanla olur

Murat Yülek, Dünya, 29 Nisan 2013

Boğaziçi Yöneticiler Vakfı’nın bu yıl ikincisini düzenlediği ‘Özgün İyi Yönetim Uygulamaları Forumu’ (IBPF2013) geçtiğimiz hafta Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla gerçekleşen organizasyonda alanında yenilikçi olan firma ve STK’lar tecrübelerini paylaştı. Amaç, özgün iyi yönetim uygulamalarını yeni projelerle buluşturmak, özellikle genç girişimcilere ilham kaynağı olacak bir platform oluşturmaktı.

Milli geliri hızlı bir şekilde arttırmanın ve bu artışı daha kalıcı sağlamanın yolu katma değerli ürünler üretebilmekten geçiyor. Bu ürünleri ortaya çıkartabilecek şirketlere sahip olmak, genç girişimcilerin yolunu açacak uygulamaları arttırmak önemli. Bunun için Ar-Ge ve yenilikçilik çalışmalarına gereken önemi vermek, kaynakları doğru kullanabilmek önemli bir adım. Ancak yenilikçi fikirler elbette ki tek başına yeterli değil. Daha doğrusu mümkün değil. Rekabet gücünü artırmanın yolu yenilikçi olmaktan geçerken yenilikçilik de güçlü insan kaynaklarından geçiyor.
Ürün ve hizmette farkındalığın ve kalitenin artması için katı ve kuralcı yönetim biçimlerinden vazgeçilmesi, liderlerin sektörlerine uygun iş modellerini seçmesi, krizlerde sorunlara karşı geçici değil kalıcı çözümler aranmasının yanı sıra ezberlemek yerine “neden ve nasıl” sorgulamasını yapabilen bir nesille de ihtiyaç var.

IBPF ve benzeri platformlarda irdelenecek olan özgün iyi yönetim uygulamalarının da artmasına neden olacak. İnsan kaynaklarının iyi yönetilmesinin önemini fark eden, vizyon sahibi, değişimi iyi okuyup stratejik planlar yapabilen yenilikçi şirketlerin artmasıyla birlikte katma değerli ekonomik büyüme de gerçekleşmiş olacak.

Alacağınız gayrimenkulün değerini nasıl hesaplarsınız-3

Murat Yülek, Dünya, 22 Nisan 2013

Gayrimenkul değerleme konusuna yeniden geri dönüyor ve üçlemeyi bugün sonlandırıyoruz. Geçen iki yazıda özetle şunlar söylenmişti:

-Gayrimenkul kullanım için alındığı gibi yatırım olarak da alınıyor. Kullanım için alınan gayrimenkulun değerlemesi “rasyonel” / finansal değerleme usüllerine göre yapılmayabilir. Ancak yatırım için gayrimenkul alıyorsanız aldığınız varlığın değerini bilmeniz gerekiyor. Kullanım için gayrimenkul alırken de bu hususa dikkat etmeniz sizin lehinizedir.

-Gayrimenkul diğerleri gibi nakit getiren bir varlıktır. Bu yüzden en mantıklı değerleme usulü, getirdiği/ getireceği nakdin piyasada geçerli çarpanlar kullanılarak gayrimenkule değer biçilmesidir. Satın alıcıysanız, gayrimenkul bu hesapla elde edeceğiniz değerin altında ise alın. Değilse almayın alternatiflere bakın.

Bu iki prensipten hareketle bugün iki son hususu değerlendireceğiz. Birincisi; “Markalı” konutlara nasıl değer biçeceğiz? Bu tür konutlar “markalı” olarak pazarlanıyor. Bir kısmı için “marka” konutun gazetelerde cafcaflı reklamlarla pazarlanmasından ibaret. Diğerlerinde ise, yurt dışında standart olan bazı hizmetlerin (aidat karşılığı) sağlanmasını da kapsıyor. Bu tür “markalı” konut ya da işyerlerinin gelir seviyesi daha yüksek kesimlere seslenmesinin de getirdiği bir “statü” faktörü de var.

Siz markalı konut ya da işyerine yatırım yaparken yukarıdaki prensiplerden ayrılmayın, lehinize olur. Formül basit, gayrimenkulün getirdiği ya da getireceğini düşündüğünüz kirayı (boş kalmayacaksa!) geçerli çarpanlarla çarpın bu rasyonel değerin üzerindekileri sakın ama sakın almayın.

İkinci konu ise gayrimenkul yatırımını finansal yatırımla nasıl karşılaştıracağınız. Yani, 100.000 TL’nizi katılım bankası ya da bankaya yatırmakla gayrimenkule yatırmak arasında nasıl karar vereceksiniz? Katılım bankası ya da bankanın size vereceği getiri “nominal” bir (yani enflasyondan arınmamış) getiri iken gayrimenkul getirisi reeldir. Yani, gayrimenkulün kira getirisi kendi kazandığı değere ilave bir getiridir. Bu ikinci getiri ise iki ayrı getirinin toplamıdır. Birincisi, ülkedeki genel tüketim malı fiyat sepeti ile ilişkilidir. Türkiye’de genellikle gayrimenkulün bu tip değer kazancı TÜFE’ye paralel gittiği söylenebilir.

Ancak ikinci bir değer kaybı ya da kazancı unsuru daha vardır. Bunda da yerel dinamikler rol oynar.

Örneğin, o kentin ya da semtin gayrimenkul fiyatları yerel ekonomik sebeplerden artıyor olabilir. Örneğin, Ereğli’de dünyada çelik fiyatları arttığı zaman, Erdemir Çelik Fabrikası’nın kente getirdiği hareketlilik gayrimenkul fiyatlarına yansıyor olabilir; tabi çöken endüstrilerin olduğu kasabalarda da tersi olacaktır. Ayrıca, semte “metro gelmesi” klasik örneğinde olduğu gibi faktörler de gayrimenkulün değer kazancını etkileyecektir.

Dolayısıyla, banka (ya da borsa) getirisini gayrimenkul getirisiyle karşılaştırmak için birincisine enflasyonu ve gayrimenkul diğer (net) değer kazançlarını eklemeniz gerekir. Gayrimenkulün kira getirisini tamamen tüketseniz de en azından reel olarak elinizdeki değer artarken, aynı şey banka mevduatı için geçerli değildir. Banka getirisini tamamen tüketirseniz zaman bankada kalan mevduatınız önceki seneyle aynı kalsa da reel olarak servetiniz azalmış demektir.

Petrol, altın, hisse senetleri, döviz kuru ve faizler

Murat Yülek, Dünya, 15 Nisan 2013

5 Nisan 2013 Cuma günü İMKB yerine Başbakan R. Tayyip Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın açılış gonguyla Borsa İstanbul kuruldu. Bu ülkemizin finansal piyasaları açısından tarihi bir dönüm noktasıydı. Diğer adımlar hızlı gitmese de Borsa İstanbul ile İstanbul’un küresel ya da bölgesel bir finans merkezi olma hedefi açısından da önemli sayılabilecek bir adım atılmış oldu.

Bu dönüşümde Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Dr. M. İbrahim Turhan’ın da önemli katkıları var. Söz konusu geçişle birlikte VOB ve Altın Borsasını da bünyesine katan yeni adıyla Borsa İstanbul’da birçok yenilik gerçekleştirildi. Bunlardan birisi de Borsa İstanbul’un web sitesiydi. Başta TCMB, Hazine, SPK, BDDK, Kalkınma Bakanlığı ve TÜİK gibi ekonomik kurumların özellikle araştırmalarını sıklıkla takip ederim. Bu vesileyle gezindiğim genç Borsa İstanbul’un yeni sitesinde altın, hisse senetleri, dolar ve faizler arasındaki ilişkileri inceleyen ilginç bir makaleye rastladım (http://borsaistanbul.com/en/corporate/research/research/publications).
Makaleyi State University of New York Maritime College’da Öğretim Görevlisi Dr. S. Hilmi Kal, Borsa İstanbul Baş Ekonomisti Dr. Ferhat Arslaner ve TCMB Ekonomistlerinden Dr. Nuran Arslaner yayınlamışlar. Son dönemdeki akademik veri tabanlarında yaptığım taramalara göre bu değişkenlerin hepsini birden kapsayarak yapılan akademik çalışma yok denecek kadar az sayıda.

1944’de 1 ons (28 gram) altının 35 dolara sabitlendiği Bretton Woods sabit kur antlaşmasının 1971’de efektif olarak sona ermesi ile altın ve dolar ve dolayısıyla diğer para birimleri ile altın arasındaki ilişki zaman zaman sakin seyretse de en son 2008 krizinde de tecrübe edildiği gibi oldukça yüksek frekanslı bir seyir izliyor.

Son olarak Japon Merkez Bankası’nın bilanço büyüklüğünü, yani para tabanını emsali görülmemiş şekilde (2013’de % 35, 2014’de %45) büyütme kararıyla kervana katıldığı parasal genişlemenin de bir sonucu olarak altın fiyatları özellikle 2008’den bu yana yüksek volatiliteye sahip beklenmedik bir hareket gösteriyor. Yani altını hangi döviz kuru ile olursa olsun fiyatlandırmak, yüksek veya düşük olduğunu bilmek nerede ise imkansız. Diğer yandan altın-petrol paritesi yani altının petrol cinsinden fiyatı (28 gram altın bölü 1 varil petrol) 15 rakamının etrafında hareket ediyor. Bu piyasaları yakından izleyen uzmanlar, bu paritenin 15’in üzerinde olduğu durumları, altının nisbeten değerli ve petrolun nisbeten değersiz olduğu durum, 15’in altında olduğu durumları ise tersi olarak değerlendiriyor.

Söz konusu makalede yazarlar, doğrusal olmayan ileri düzey ekonometrik Markov tekniği kullanarak altın, döviz kuru ile hisse senedi borsası (S&P 500) arasındaki ilişkiyi, altının petrol cinsinden fiyatının nisbi olarak değerli olup olmadığı durumlara göre analiz ediyorlar.

Makelenin sonuçları çok ilginç: altın- dolar paritesi 15’in altında olduğu durumlarda dolar, hisse senetleri ve faizlerin, altın üzerinde hemen hemen hiç etkisi yok, diğer yandan altın değerli olduğu zamanlarda, dolar da değer kaybediyor ve hisse senetleri doları yükseltiyor, aynı şekilde altın-petrol oranı 15’in üzerinde olduğu zaman bu hisse senetlerini düşürüyor, bir başka enteresan sonuç da yine söz konusu rasyo, 15’in ,üzerinde iken altın fiyatları faizleri yükseltiyor.

2012 Büyümesine Bakış ve 2013 için ipuçları

Murat Yülek, Dünya, 8 Nisan 2013

Ekonomi 2012 yılında yüzde 2,2 büyüdü. Benim sene başındaki beklentim yüzde 4’ün üzerinde bir büyüme idi. IMF yüzde 1.7 büyüme bekliyordu. Sonradan beklentisini yüzde 3’lerin üzerine çıkardı. Sonuçta bir önceki yıldaki yüzde 9’a yakın büyümeden sonra ciddi bir gerileme oldu GSYİH’da.

Büyümedeki bu hızlı düşüşün iki ana sebebi var. İç talep düştü; iç pazar yavaşladı. Buna karşılık daralan dış pazardan yeteri kadar faydalanamadık. Yine de (net) ihracatın büyümeye katkısı yüzde 4.1 oldu. İç talep büyümeyi yüzde 0.6 aşağı çekti; stok değişimleri ise yüzde 1.3. Yani, iç talep gerilediği için üretim stoklardan yenildi ve üretim oldukça aşağı düştü. Kamu kesimini hem tüketim hem de yatırım harcamaları açısından özel sektörün aksine büyümeye katkı yaptı. Yani, kamu olmasaydı iç talep daha da hızlı düşecekti.

Çeyrekler bazında bakalım. Birinci çeyrekten (yüzde 3,3) itibaren büyüme her çeyrekte daha da düştü. Son çeyrekte yükselme umudu da boşa çıktı ve senenin son çeyreğinde büyüme yüzde 1.36’ya kadar geriledi. Sanayi sektöründeki büyüme ise ikinci çeyrekte birinciye göre bir miktar artarak yüzde 3.6’ya çıktı. Ancak üçüncü çeyrekte yüzde 1.5’in altına indi. Son çeyrekte önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 0.3 oranında daraldı. Yani dördüncü çeyrek çok sıkıntılı geçti. Özellikle sanayi sektörü için.

Şimdi soru ekonomi dip noktasını geçti mi? 2013 yılının şu ana kadar ki göstergeleri dibe ulaşmış olsak da ciddi bir hareketlenmeye işaret etmiyor henüz. Yani hala diplerde olabilir Türk ekonomisi. Dünya ekonomisinin haline bakınca durum pek de fena değil diyebilirsiniz ama bu seviyeler Türkiye’ye yetmez. Hele Hindistan’ın yüzde 4.5, Çin’in yüzde 8’e yakın büyüdüğü son çeyrekte Türkiye’nin yüzde 1.4 seviyesinde kalması hiç iyiye işaret değil.

2012 yılında Türkiye makroekonomisi bir normalizasyon yaşadı ancak ölçeği fazla kaçtı. Şimdi canlanma gerekiyor. Ancak bu canlanmayı iç talebe dayalı yapmaya kalkarsak normalizasyon öncesine, yani iç talebin azdırıldığı 2011 ve 2010’daki dengelere geri dönülmüş olunur.

Yapılması gereken dış pazarlara dayalı büyümek. Bunun yolu iç talebi azdırıcı kredi artışları değil dış talepten daha iyi faydalanılmasını sağlayacak kur hareketlerini sağlamak. Yani aşırı değerli TL’den bir an önce kurtulmak.

2012 yılında büyüme düşünce ithalatta da (bir miktar) düştü. Bu, artan ihracatla birleşince, cari açığın GSYH içindeki payı 2012 yılında yüzde 6.2’ye geriledi. Bu sene büyümeyi iç talep yoluyla artırırsak cari denge/GSYH oranındaki kötüleşmeye hazır olmamız gerekecek.

2012 yılı geneline bakıldığında ise büyümenin kompozisyonun 2011 yılına göre değiştiği görülmekte. Özel sektör yüzde 4.5 küçüldü. Kamu harcamaları sürdürüldü, kamu kesiminin gelişim hızı yüzde 8.9 büyüdü. Özel tüketim ve yatırım harcamaları 2012 yılında büyümeye negatif etki etti. Kamu yatırım ve harcamaları ise az da olsa büyümenin artmasını sağladı. Net ihracat 2012 yılı genelinde 4.1 puan arttı. Üretim yöntemiyle bakıldığında ise hizmetler sektörü büyümeye en fazla katkı yapan sektör oldu.

Günaydın S&P

Murat Yülek, Dünya, 1 Nisan 2013

İflas edeceği aşikar olmasına rağmen 2012 Ocak ayına kadar S&P Güney Kıbrıs’ı yatırım yapılabilir bir ülke olarak derecelendirmişti. 13 Ocak’da G. Kıbrıs’ın notunu BBB’den BB+’a indirdi. Eti budu belli olan G. Kıbrıs şimdi 16 milyar dolarlık kaynağa ihtiyaç duyuyor. S&P’nin ekonomistleri böyle!

Türkiye hakkında ise S&P önemli hatalarından birini 2011 sonlarında yapmıştı. Bakın 27 Eylül 2011 tarihinde bu köşede neler yazılmış (özetle):
“Geçen hafta Standard&Poor’s Türkiye’nin “yerel para cinsinden” notunu “yatırım yapılabilir”seviyeye yükseltti. Sağ olsunlar; ancak yine de kararlarını anlayabilmek güç… Türkiye’ye yerel para açısından yatırım yapılabilir notu verilirken yabancı para açısından hala yüksek riskli seviyesinde tutulması. Oysa yabancı para açısından Türkiye Cumhuriyeti borç kağıtları yerel paradan daha güvenli.

Rakamlarla açıklayalım. Türkiye’nin 2011’de 135 milyar TL değerinde iç borç servisi yapması bekleniyor. Buna karşılık, borçlanma planında dış borç servisi ise, iç borç servisinin yüzde 10’u civarında, sadece 17,8 milyar TL olarak hesaplandı. Yani kabaca 10 milyar dolar. Türkiye’nin brüt yabancı rezervleri (yani merkez bankası kontrolünde olan yabancı para rezervleri) geçen hafta itibariyle 87,2 milyar dolar. Yani bir yıllık borç servisinin neredeyse dokuz katı. Yine geçen hafta itibariyle kısa vadeli (yani bir seneden kısa sürede vadesi gelen) kamu dış borcu TCMB’nınkiler dahil 6,6 milyar dolar.

Yani yerel para açısından yatırım yapılabilir olarak değerlendirilen T.C. adlı hükümran borçlanıcının yabancı para cinsinden daha riskli değerlendirilmesi ciddi bir tezat.”

S&P, Türkiye’nin kamu ve özel sektör olarak dış finansman ihtiyacının 2011 yılında dış gelir elde etme kapasitesinin yüzde 150’sine ulaşabileceğini hesaplıyor. Bu durumda da kamunun (ve özel sektörün) yabancı para baskısı altında kalabileceğini ima ediyor. Bu riskten dolayı da T.C’nin yabancı para notunun yatırım yapılabilir seviye de olmadığını söylüyor.

Diyelim ki bu hesap doğru; eğer böyle bir risk gerçekleşirse ve ekonomi alt üst olursa yerel para cinsinden ödeme sıkıntısına girmeyecek mi Türkiye? O zaman nasıl oluyor da yerel para cinsinden kağıtlar düşük riskli, yabancı para cinsinden olanlar yüksek riskli oluyor? ABD gibi T.C. de para basar öder diye mi düşüyor S&P?”

Geçen Cuma S&P (nihayet) Türk bonolarının yabancı para cinsinden derecesini yükseltti. Tabi yatırım seviyesine değil. Bu (yetersiz) not artırımı için bazi sebepler düşünmüş S&P. Barış sürecinden bile bahsetmiş. Ancak ekonomik sebepler olarak basın bülteninde demiş ki; “ekonomi yavaş yavaş dengeleniyormuş; bu yapılırken maliye hala güçlüymüş. Daha da önemli bir buluş S&P’den: artık Türkiye yabancı sermaye çıkışlarına bayağı dayanıklıymış çünkü: yabancı para cinsinden kredilendirmede ihtiyatı önlemler devredeymiş; dalgalı kur iyi bir şeymiş ve bir de artık yerel para denomine sermaye piyasaları oldukça derinleşmiş.”

Efendim işte bu sebeplerden artık Türkiye uzun dönemli yabancı para denomine kağıtlar açısından kocaman bir BB+’yı haketmiş.

Eh bu sebeplerle bir buçuk sene sonra o da yetersiz not artırımına ne denir?