Archive for October, 2013

Türkiye yenilikçiliğin finansmanı konusunda hızlı ilerliyor

28.10 2013, Murat Yülek, Dünya

Geçen hafta gerçekleşen CEBIT Eurasia Global Conference ve Sinerji Zirvesi’nde teknoloji konularıyla birlikte girişim sermayesi konusu da ele alındı. Endeavor Türkiye temsilcisi Didem Altop’un yönettiği “Yenilikçilik ve Girişimcilik” oturumundaki yatırım tarafından gelen konuşmacılar (KOBİ A.Ş.’den Süleyman Yılmaz, Revo Capital’den Bora Yılmaz, TRPE Capital’den Mehmet Yazıcı, 3TS Capital’den Elbruz Yılmaz) ve Türkiye’de melek yatırımcılığı lisanslı bir faaliyet haline getiren Mali Sektörle İlişkiler ve Kambiyo Genel Müdürlüğü’nün başındaki Ali Arslan’ı dinleyince Türkiye’nin bu alanda önemli bir dönüşümün içinde olduğu konusundaki inancım daha da güçlendi.

Neden mi? Öncelikle, Süleyman Yılmaz’ın altını çizdiği ve tüm konuşmacıların onayladığı bir konu: Türkiye’de iş adamları artık özellikle yenilikçi alanlara yatırım yapan fonlara sermaye sağlamaya başladı. Bu önemli bir gelişme; Türk işadamları bu tip konularda oldukça bilgisiz ve muhafazakardı yakın zamana kadar. “Kendi bildiği işi yapardı.” Yeni teknolojilere yatırım yapmayı pek düşünmezdi. Eğer yatırım yapacaksa da kendi kontrolünde, kendi eliyle, kendi usülleriyle yapmak isterdi. Bir “fon yöneticisine” sermaye teslim edip o fon yöneticisinin karar verdiği yatırımlara girmek Türk işadamı için düşünülmeyecek bir şeydi. Türk Telekom gibi büyük ve kompleks şirketler bile bir dönem bazı şirketlere doğrudan iştirakler yapabilmişti. Tabi böyle olunca, o iştiraklerin performansını izlemek bile kolay olmuyor.

Yakın zamanda Doğuş Holding’in hamleleri ayrı bir fon eliyle yapılıyor. Bu Doğuş Holding açısından bir sofistikasyon göstergesi. Doğuş Holding’in yatırımlarını profesyonel bir ekip, ayrı bir tüzel kişilik altında yapıyor. Buna karşılık daha geleneksel yatırım yapıları da var Türkiye’de; örneğin Esas Holding ya da Özyeğin gurubu.

Kamu bu alanda özel sektörün çok daha ilerisinde. Yakın zamanda Hazine Müsteşarlığı, yukarıda bahsedilen Mali Sektörle İlişkiler ve Kambiyo Genel Müdürlüğü eliyle, benim bildiğim kadarıyla dünyada ilk defa melek yatırımcılığı lisanslı hale getirdi. Bir melek yatırımcı neden lisans alsın? Cevabı, vergi avantajları. Yeni mevzuatla lisanslı melek yatırımcıların özellikle yenilikçi alanlara yaptıkları yatırımlar, yatırımcının şahsi gelir vergisi matrahından düşülüyor. Bu mevzuatın oluşturulabilmesi için Maliye Bakanlığı’nın da önemli rol oynadığının da altını çizelim. Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı Türkiye’de özel tasarrufların yenilikçi müteşebbislere akması için önemli bir hizmete imza atmış oldular.

Maliye Bakanlığı’nın bu kez Sermaye Piyasası Kurulu ile birlikte mayıs ayında bir başka çok önemli hizmeti gerçekleştirdi; şirketlerin girişim sermayesine katkıda bulunmasına önemli teşvikler getirildi.Vergi Usul Kanunu’nun 325/A maddesine eklenen metinle şirketlerin karlarından (karın yüzde 10’unu, öz sermayenin ise yüzde 20’sini aşmamak kaydıyla) girişim sermayesi yatırım fonlarına yatırım yapmalarının yolu açıldı. Gelir Vergisi Kanunu’nun 89. Maddesinde yapılan değişiklikle de bu yatırımların şirketin vergi matrahından düşürüşebilmesinin yolu açıldı. Dahası, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun beşinci maddesindeki değişikle de bu yatırımlardan elde edilen kazançların kurumlar vergisinden müstesna tutuldu. Sermaye Piyasası Kurulu bu amaçla, Girişim Sermayesi Yatırım Fonlarının kurulmasıyla ilgili çalışma yapıyor. Bu fonlar Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıklarına ilave olarak faaliyet gösterecek ve “Portföy Yönetim Şirketleri” tarafından yönetilecek.

TÜBİTAK, yeni kurduğu Girişim Sermayesi Destekleme Grubu eliyle, kritik yenilikçi alanlara yatırım yapacak olan fonlara ve benzeri tüzel kişiliklere, hibe verecek. İlk çağrı yapıldı ve Aralık ayı sonuna kadar geçerli. TÜBİTAK’ın TEYDEB isimli programı özel sektör şirketleri (KOBİ ve büyükler) doğrudan yenilikçilik destekleri veriyor. ARDEB gibi programlar ise akademideki yenilikçi projeleri destekliyor.

KOSGEB ve Sanayi Bakanlığı yenilikçiliği SANTEZ gibi hibe programları aracılığıyla destekliyor. Ulaştırma Bakanlığı ve Kalkınma Ajansları da sık sık yenilikçilik konusunda hibe programları gerçekleştiriyor.

Kamu kesimi, yenilikçiliğin finansmanı konusunu ciddiye alıyor ve özel sektörün ilerisinde gidiyor. Türkiye’nin yenilikçilik alanında ilerlemesi, özel yatırımcıların (şirket ve şahıs) ve müteşebbislerin hareketlenmesine, nitelik ve nicelik olarak artmasına bağlı. Eskiden Türkiye’de bu konuda kamu insiyatifleri ve fonları neredeyse yoktu. Finans sektörümüz de yenilikçilik finansmanı konusundan çok eski usul ipotek temelli krediler temelinde ilerliyordu. TÜBİTAK tarafından akademisyenlere sağlanan proje destekleri de çok sınırlıydı. Dolayısıyla, yenilikçi akademisyen, şirket ve projelerin finansmana erişimi çok zordu. Şimdi ise kamu tarafı çok ileri bir noktaya geldi. Özel kesimin kamuya yetişmesi gerekiyor.

Çin’i fark etmek

07.10.2013, Murat Yülek, Dünya

Çin Hükümeti’nin davetlisi olarak Şangay’dayız. Burada Kültür Bakanlığı ile Türk-Çin Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (TÜÇSİAD) düzenlediği Turkuaz Türk Kültürü ve Yemekleri Festivaline katılacağız. Festivale Pasifik Ülkeleri Sosyal ve Ekonomik Dayanışma Derneği de (PASİAD) destek veriyor. Programımız Pekin’de Dışişleri ve Ekonomi Bakanlarıyla görüşmeleri ve sonrasında Çin’in önemli sanayi bölgelerinden Şenzen’de Çin telekom teknlojisi şirketi Huawei ve havacılık şirketi Avic ziyaretlerini de kapsıyor.

Yeni Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping Çin’in uluslararası ilişkilerine önem veriyor. Şu sıralarda ASEAN ülkelerini ziyaret eden Jinping Çin’in kendi bölgesindeki artırmak istediği işbirliğini “İpekyolu” kavramı üzerinden kurguluyor. Örneğin, Jinping Asya-Avrupa ve Amerika ticaretinin neredeyse tamamının aktığı denizyolunu ASEAN’ın kendi içinde yetersiz buluyor ve “deniz ipek yolunun” kurulması ve güçlendirilmesinden bahsediyor.

İpek yolunun öteki ucundaki Türkiye ise 29 Ekim’de Marmaray’ı faaliyete açmayı planlıyor. Böylece, Başbakan Erdoğan ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın sık sık vurguladığı Şangay’dan Londra’ya kesintisiz demiryolu hattı gerçekleşmiş olacak. Bu altyapı üzerinden yük trafiğinin akması için şu ana kadarki ulaştırma politikaların aynı önemde ve güçte devam ettirilmesi gerekiyor.

Çin resmi rakamlara göre dünyanın ikinci büyük ekonomisi. Gerçekteyse muhtemelen dünyanın en büyük ekonomisi oldu bile. 800 milyonun üzerindeki işgücü Amerika’nınkinin beş Türkiye’nin ise 30 katının üzerinde. Çin ekonomisi ucuz oyuncakların değil, telekom, uzay ve uçak, kimya, çelik, otomobil teknolojilerinin ekonomisi. Dünyanın neredeyse tüm pazarlarında hem tedarik hem dağıtım ağlarını kurmuş bir şirketler kesimine sahip Çin. Dünyanın en iyi üniversiteleri arasında Çin üniversiteleri de yer alıyor.

Çin şirketleri artık önemli miktarlarda dış yatırım yapıyorlar. Türkiye’ye de Çin yatırımları reel alanlarda girmeye başladı. Örneğin lojistik ve telekom. Huawei’in Türkiye’de 350 kişilik bir Ar-Ge merkezi yatırımı yapmış olması da bunun bir göstergesi.

Çin ile Türkiye ilişkileri kapsam ve yoğunluk olarak oldukça sınırlı ve oldukça tek taraflı. Şunu kastediyorum. Çin Türkiye’yi, Türkiye’nin Çin’i tanıdığından daha fazla tanıyor. Ancak esasında her iki taraf da diğer tarafı pek az tanıyor. İşadamları tarafında Türkiye Çin’i tanıyor ancak kamu tarafında o kadar değil; Türk iş adamları Çin’den ciddi ithalat yapıyorlar; Çin’de üretim tesisleri açıyorlar. Dolayısıyla işadamlarımız Çin’i belli ölçüde tanıyorlar. Ancak, bu da tek taraflı bir tanıma esasında. Çünkü ithalatçılarımız tanısa da ihracatçılarımız o kadar tanımıyor Çin’i.

Kamu kesimimiz de öyle. Basit bir gösterge; Çin büyükelçiliğinde Türkçe’yi oldukça iyi derecede bilen senelerce Türkiye tecrübesine sahip diplomatlar yer alıyor. Bu, Çin’in sağlam bir Türkiye politikası oluşturmaya çalıştığının bir göstergesi. Türkiye açısından ise şu saptamayı rahatlıkla yapabiliriz: Türkiye’de ise sağlam bir Çin politikası henüz oluşturulmuş değil; siyasi yönleriyle de ekonomik yönleriyle de.

Dünyanın en büyük bir ya da ikinci ekonomisi konusunda sağlam bir politika oluşturmamış olmak önemli bir eksiklik. En basit neticesi ise Çin’e karşı Türkiye’nin verdiği ticari açık.

En az ticari açık kadar “bilgi” açığı da önemli. Katıldığımız Turkuaz Festivali gibi organizasyonlar bu açıdan önemli. TÜÇSİAD’ın organize ettiği ve benim de yeni haberdar olduğum bir başka organizasyon daha da önemli; “Çin’den Türkiye’ye 100 Entelektüel” projesi. Bu projede şu ana kadar Türkiye’yi ziyaret edenlerden Profesör Tang Hizeng samimi bir demeç vermiş ziyaretinden sonra: “Arap Baharı, bomba sesleri, derken, üzücü olan, Türkiye’yi gözden kaçırdım. Tozlu gözlüklerimi sildim ve artık Türkiye’yi izliyorum.”