Archive for January, 2014

Otomobil sektöründe dinamizm ithalatta

13.01.2014, Murat Yülek, Dünya

Hükümetin sene başında alkollü içkiler ve sigara ile birlikte otomobiller üzerindeki ÖTV oranlarını artırdı. Doğru yaptı. Kur hareketleriyle birlikte bu kararın hem, bir miktar da olsa, Türkiye’deki zayıf tasarruf oranını artırıcı etki yapmasını, hem ithalatı kısmasını hem de bütçeye olumlu etki yapmasını bekliyoruz. Kararın yerli üretime de menfi etki yapması muhtemel; bunu da ekleyelim. Yerli üretimde ithalat da önemli yer tuttuğu için kur artışı maliyetleri de etkileyecek.

Otomobil sektörünün son yıllarda aldığı şekil dinamizmin üretimden çok ithalatta olduğunu gösteriyor. Neden mi? Yakında 12 aylık rakamlarda yayınlanacak ama biz 11 aylık rakamlar üzerinden otomotiv sektörüne bir bakalım. Önceki yıllarda da altını çizdiğimiz bir durumu tekrar göreceğiz.

2013 yılının ilk 11 ayında ülkemizde toplam 1 milyon araç üretilmiş. Bu rakama binek araçları ve otomobil ve ticari araçlar dahil. Toplam 1 milyon civarındaki üretim adedi son 7 yılda 2009 hariç yatay seyrediyor. Ancak sektördeki önemli değişiklik, ithalatta; ithalat değil sabit kalmak çok hızlı büyüyor. Öyle ki, 2007 yılında, adet olarak ithalatın iç satışlara oranı yüzde 56 iken geçen yıl yüzde 69’u aşmış. İthalatın toplam iç üretime payı ise aynı dönemde yüzde 30’dan yüzde 50’ye çıkmış. Sadece geçen sene adet olarak ithalat büyümesi yüzde 23. Ekonominin 2013 yılında reel olarak yüzde 4’ün altında büyüdüğünü hatırlatırsak adetteki bu artışın abesliği daha iyi anlaşılır. Aynı dönemde iç adet olarak üretim yüzde 5.7 ihracat ise yüzde 10.1 yükselebilmiş. Bu rakamları aşağıdaki grafikten izleyebilirsiniz.

Müstakbel belediye başkanlarına

12.01.2014, Murat Yülek, Zaman

Yerel seçimler yaklaşırken, gündemdeki siyasi ve makroekonomik konulardan belediyeciliğe dönelim. Bir iktisatçı olarak değil bir vatandaş olarak baktığımda yeni belediye başkanlarına neler önerilebilir? Aşağıda.

Şehrinizin karakterini öne çıkartın. Estetiğe önem verin. Bu köşede daha önce de yazıldı. Kırşehir’den Trabzon’a, Manavgat’tan Ağrı’ya aynı beton blokların içinde yaşamak yerine yöresel zenginlikleri ortaya koyan, bize ait olan, bir belediyecilik yapın. Konut mimarisinden parklara, belediye hizmetlerine, elektrik direklerinin estetiğine kadar. Kırşehir’den Manavgat’a gelen vatandaşımız “meğer Manavgat neymiş” desin; Manavgat’tan Kırşehir’e gelen de öyle. Yeni bina projelerinde ön yüzlere “karışın;” tabela kirliliği ve çirkinliğine müdahale edin; bakımsız bina bahçelerine, yan yüzlerine ceza yazın. Ankara Hamamönü’ndeki dönüşümü mutlaka ziyaret edin. Yurtdışı kentleri de. Çalışanlarınızı da hem yurtiçi hem de yurtdışında, iyi örnekleri görmeleri için, seyahate götürün; rekabetin farkına varsınlar.

Belediyenizin beşeri kabiliyetlerine yatırım yapın. Yani insana yatırım yapın. Yukarıda da yazdım; çalışanlarınızın kabiliyetlerini, görgülerini yükseltici yatırımlar yapın. Onların kalitesi belediyenin kalitesi manasına geliyor.

Altyapıya para harcamadan önce trafiğin yönetimini iyileştirin. En kolayı altyapı, üstyapı, inşaat yapmak. Nisbeten büyük şehirlerde, hele İstanbul ya da Ankara gibi Avrupa ölçeğinde dev sayılacak şehirlerimiz hâlâ büyümeye devam ediyor. Bu da trafik altyapısı ihtiyacının devam etmesi demek. Ancak, trafik sorununu halletmenin yolu, altyapıyı geliştirmek kadar, hatta ondan önce, mevcut altyapıyı daha verimli kullanmaktan geçiyor. Bu konuda başarılı olduğumuz söylenemez. Her gün trafikte olanlarımız ne demek istediğimi anlıyorlar; şahit olduğumuz birçok trafik sıkışıklığı örneği trafik tasarımından, geometrisinden ya da uygulamasından kaynaklanıyor. Bu sonuncudan kasıt, en sıkışık zamanlarda ikinci şeride park edip alışveriş yapan sürücülerimiz gibi örnekler. Trafik uygulamaları, “tek yön”, “girilmez,” ya da hız limitlerinden ibaret değil; hangi saatler arasında caddede park yapılamazdan tutun çok daha sofistike kurallar oluşturularak trafik daha iyi yönetilmeye çalışılıyor günümüzde.

Otoparkları artırın. Ankara gibi yeni şehirlerimizde ve İstanbul’un yeni semtlerinde dahi otoparklar yerince ve yeterince yerleştirilmiyor. Bu da cadde ve sokakların trafik taşımaktan çok araba park etmek için kullanılmasına sebep oluyor. Bugünün şehir plancılığının en temel unsurlarından olan otopark alanlarını (yeraltı, yerüstü, katlı), geleceği de düşünerek iyi planlayın. Yeterli otopark olan mahallerde, bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, caddeye park edilmesine müsamaha göstermeyin. İlk başta oy kaybetseniz de uzun vadede şehircilik anlayışınız takdir edilecektir.

Araba penceresinden yollara çöp atılmasına izin vermeyin. Türkiye’nin eğitim ve gelir seviyesi gittikçe artsa da, Almanya gibi ülkelerde büyük ayıp sayılan araba penceresini açıp yola çöp atma davranışı oldukça yaygın. Bunları denetleyin. Kameralar ya da fahri müfettişler ne güne duruyor? Belediye olarak bunlara yetkimiz yok demeyin; yetkilileri harekete geçirin; zira, sizin belediyenizin temizliği sizden soruluyor.

Danışmanlık hizmeti alın. Bir yatırımı yapmadan önce mutlaka bağımsız danışmanlık kuruluşlarına fizibilite yaptırın. Bu bir maliyet değil; sizi ilave ve çok daha büyük maliyetlerden kurtaracak bir usuldür; gelişmiş ülkelerde gerektiğinde istasyon yerleri belirlenmesinde dahi gerektiğinde danışman kullanılıyor. İyi, danışmanlık hatalarınızın bile hesaplı olmasını sağlar. Yukarıda bahsedilen trafik talebini iyi analiz etmek için, sağlıklı projeksiyonlar yapmak gerekiyor. İki şeritin yeteceği bir arteri üç şerit olarak inşa etmek hem ilk yatırım hem de sonraki bakım maliyetlerini katlayabilir. Trafik sayımı, analizi, projeksiyonu sizi milyonlarca liralık (sürekli) maliyetten kurtarabilir.

Akıllı şehir yönetimi sistemlerine yatırım yapın. Bu konu, dünyadan geri olduğumuz bir alan değil. Öncülük yapın.

Yeşil, çevreci belediyecilik yapın. En azından, bazı semtlerde aydınlatma yokken diğer semtlerde gündüzün ortasında yanan sokak aydınlatmaları olmasın. İsrafı profesyonelce azaltın. Bu farkındalığı hem çalışanlarınıza hem halkınıza yayın.

Kaldırımlarla uğraşmayın. Kaldırımları sık sık değiştirmeyin. Kaldırımları yapınca 15-30 yıl gitsin. Kaynaklarımız sınırlı. Caddeleri, asfaltının yenilendiğinden bir hafta sonra kanal geçirmek için kazmayın; planlayın.

İşin hakkı neyse müteahhide ödeyin. Fazla fiyat kırımı, işin kalitesini bozacaksa paranız boşa gidecektir.

Kontrollük hizmetlerini ciddiye alın. Yaptırdığınız altyapı, üstyapı işlerini usulünce kontrol ettirin. Müteahhitlerin standartların altında yaptığı işleri asla kabul etmeyin. Belediyenin kaynakları boşa gitmesin.

Belediye hizmetlerinin kalitesini bağımsız kuruluşlara sürekli denetlettirin. Tebdil-i kıyafet dolaşmayı da deneyebilirsiniz ama daha sağlıklı yollar da var. Gizli müşteri ya da doğrudan anket gibi araçlarla sürekli olarak belediyenizin verdiği hizmet kalitesi konusundaki algıyı takip edin; iyileşme ve kötüleşmeleri izleyin.

Teftiş birimlerinizi usul ve hile teftişi kadar, hizmetlerinizi nasıl daha iyi ve daha düşük maliyetle üretebilirsiniz sorularına yönlendirin. Sadece bu değil, sürekli, gezici teftiş birimleri oluşturun; halkın her gün gördüğü aksaklıkları (yollardaki çukurlardan, görüntü kirliliğine, gündüz vakti yanan elektrik lambalarından yanlış tanzim edilmiş trafiğe kadar) siz onlardan önce haber alın ve düzeltin.

Web sitenizi iyi kullanın. Türkiye’de bunun güzel örnekleri var. Twitter gibi sosyal medya araçları gevezeliğe dönüşüyor; web sitesi halkla (yani müşterilerinizle) ilişkilerinizi, iletişiminizi sağlamak için en temel aracınız olabilir.

Evsizlere sahip çıkın; topluma kazandırın. Halkın “evsiz”, “balici” vs. diye adlandırdığı insanımıza sahip çıkın; onları topluma kazandırın.

(Sağlıklı) proje üretin; eski başkanın (sağlıklı) projelerine de sahip çıkın. “Projeyi” nasıl üreteceksiniz? Özellikle “sağlıklı” olanları. Zihni Sinir’i davet edebilirsiniz; ya da daha sağlıklı “proje belirleme” ve uygulama süreçlerini devreye sokacaksınız.

Etki analizi yaptırın. Aldığınız kararların etkisini bağımsız kuruluşlara denetlettirin. Yanlış yapılmış olabilir; korkmayın. Önemli olan hatayı sistematik hale getirmemek. Etki değerlendirmede ortaya çıkan sonuçları iyi analiz edin.

Başarı bahaneye gerek duymaz. Kolay gelsin.

Türkiye paslanmaz çelik üretmiyor

05.01.2014, Murat Yülek, Zaman

Paslanmaz çelik üretemiyoruz. Aksine önemli miktarlarda ithal ediyoruz. Oysa paslanmaz çeliğin en önemli girdisi olan kromit cevheri Türkiye’de üretiliyor ve yurtdışına büyük ölçüde katma değersiz halde ihraç ediliyor. Bu konuyu bu köşeden Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’mıza ve özel sektörümüze bir kez de biz duyuralım.

Krom

Krom; metalürji, kimya, refrakter, döküm gibi alanlarda kullanılan önemli bir metal. Krom en ekonomik olarak kromit mineralinden elde edilebiliyor. Dünyada üretilen kromit cevherinin yüzde 90’dan fazlası metalürji sanayiinde ferrokrom üretiminde ve yine üretilen ferrokromun da yaklaşık yüzde 90’ı paslanmaz çelik üretiminde kullanılıyor.

Ege İhracatçılar Birliği’nin uluslararası kaynaklardan aktardığı bilgilere göre dünyada yaklaşık 4 milyar ton civarı kromit rezervi olduğu düşünülüyor; yani, teknik açıdan kesinleşmiş kaynak bu kadar. Bunun yüzde 80’i Güney Afrika’da bulunuyor. Türkiye’nin ise MTA resmi rakamlarına göre yaklaşık 100 milyon tonluk rezerve sahip olduğu biliniyor. Ancak bunun çok daha üzerinde rezerv olabileceği de düşünülüyor.

Buna karşılık dünyada yılda yaklaşık 20-25 milyon ton kromit üretimi var. Türkiye yılda 2-2,5 milyon ton kromit ile dünya üretiminin yüzde 6’sını üreterek dünyada ilk dört ülke arasında yer alıyor. (Türkiye’de gayri resmi rakamlara bakılırsa üretimin daha yüksek olduğu da söyleniyor.) Diğer ülkeler Güney Afrika, Hindistan ve Kazakistan. Bunların dışında İran, Arnavutluk ve bazı Afrika ülkeleri de dahil 20’nin üzerinde ülkede az miktarlarda krom cevheri üretiliyor.

Kromit cevherinde krom ile demir genellikle birbirine karışık yer alıyor doğada. Türkiye’de çıkarılan krom cevherinin kalitesi oldukça yüksek. Kromit cevherinde alüminyum ve magnezyum da çeşitli oranlarda yer alabiliyor. Yani Türkiye’de çıkarılan cevherin içinde yüksek oranda krom bulunuyor. Metalürji mühendisi Veli Gün’e göre Türkiye kromitleri alüminyum içeriğinin nispeten yüksek, toz oranının düşük ve bu özelliği Türk kromitinin aranır hale gelmesini sağlıyor.

Ferrokrom

Krom cevherinden ferrokrom üretebilmek için çok büyük ark ocaklarına ve yüksek miktarda enerjiye ihtiyaç duyuluyor. Bir ton ferrokrom üretebilmek için 4300 kWh enerjiye ihtiyaç duyuluyor. Bu da ülkemizde ferrokrom üretimi için en büyük sorunu oluşturuyor. Çin, Hindistan, Güney Afrika gibi üretim yapan diğer ülkelerde ferrokrom tesisleri Türkiye’nin neredeyse dörtte bir fiyatına enerji kullanabiliyor. Enerji fiyatları, ülkemizin ferrokrom üretiminde rekabet etme gücünü düşürüyor. Ancak daha önemlisi paslanmaz çelik üretimimizi de zorlaştırıyor.

Türkiye, Avrupa Birliği’ne paralel olarak ferro alaşım, kömür ve hurda desteklerini ortadan kaldırmıştı. Ancak AB yakın zamanda bu destekleri yeniden devreye soktu. Bu da AB’ye bağımlı olan Türkiye’nin de bu destekleri yeniden devreye sokmasına ortam oluşturuyor. Eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan döneminde başlayan bir çalışma EPDK’nın izniyle bu desteklerin yeniden oluşturulmasını hedefliyordu. Yeni Bakanımız Nihat Zeybekci döneminde bu çalışmanın hızla tamamlanması gerekiyor.

Dünyanın en büyük krom cevheri ve ferrokrom üreticisi olan Güney Afrika, enerji krizinden dolayı üretim kapasitesini son dönemde yüzde 10 civarında düşürdü. Çin ise ferrokrom üretimini sürekli artırarak dünyada sayılı üreticiler arasına girdi. Cevher üretimi çok az olan Çin, ferrokrom üretimini artırmak için dış piyasalardan yaptığı ithalatı artırdı. 2013 yılının ilk yarısında ülkemizden Çin’e 1 milyon ton cevher ihraç edildiği biliniyor. Enerji maliyetlerinden dolayı Türkiye elindeki cevheri bu şekilde değerlendirmek zorunda kalıyor. Bu arada ülkemizde yüksek karbonlu ferrokrom üreten Eti Krom AŞ, enerji fiyatlarındaki yükseklikten ve dalgalanmalardan dolayı satın aldığı, İsveç’te faaliyet gösteren Vargön Alloys firması eliyle İsveç’te ferrokrom üretimi yapmakta. Yani bu firma mevcut şartlardan dolayı, ferrokrom üretimini enerji fiyatlarından dolayı yurtdışına kaydırmak zorunda kalmıştır. Bazı diğer şirketlerimiz destekler gelirse Türkiye’de ferrokrom üretimi yapmak istemektedir.

Paslanmaz çelik

Ferrokromdan daha önemlisi paslanmaz çelik. Yukarıda da söyledik; paslanmaz çelik günümüzün olmazsa olmaz malzemelerinden ve birçok alanda kritik girdi durumunda. Başta Savunma Sanayii olmak üzere makine sanayii, gıda sanayii ve büyük binalardaki inşaat malzemelerinde ihtiyaç duyulan paslanmaz çeliğin olmazsa olmazı da ferrokromdur.

Yukarıda da söyledik; ülkemiz geçen sene tonu 200 dolardan kromit cevheri ihraç etti; bundan üretilen paslanmaz çeliği ise tonu 3.500 dolardan ithal ettik. Ülkemizde Adana-Aladağ, Osmaniye, Kayseri-Pınarbaşı, Sivas-Ulaş Tecerdağı eteklerinde, Erzincan Kop dağı gibi mahallerde çıkarılan krom cevheri zenginleştirme tesislerinde işlenerek yurtdışına katma değeri düşük fiyatla ihraç ediliyor. Bu kromitler yurtdışında ferrokroma ve ondan da paslanmaz çeliğe dönüştürülüyor. Sonra da dünyanın değişik ülkeleri ve bu arada ülkemize de pahalı bir ürün olan paslanmaz çelik olarak oralardan ihraç ediliyor.

Krom cevherinin çıktığı söz konusu yerlerde enerji başta olmak üzere teşvikler verilerek ve ferrokrom tesisleri kurularak işletilip dünya piyasalarına ihraç etmeliyiz. Bu durumun üretim ve ekonomiye dolayısıyla da işsizlik sorununa çare olacağı açıktır. Bu konunun Ekonomi Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji bakanlıklarının gündeminde olduğunu biliyoruz. Bu işbirliği ve özel sektör ‘babayiğitlerinin’ de el atmasıyla kromun işlenerek ferrokrom üretiminin artırılması ve nihayetinde de yüksek vasıflı çelik ve paslanmaz çelik üretimi neden sağlanmasın?

Doğalgaz kombine çevirim santrallerinde sarf malzemesi olarak kullanılan gaz türbin kanatlarının süper alaşımlardan üretilmesi (nikel-krom) sebebiyle bu teknolojinin ülkemizde olmamasından dolayı yılda yaklaşık 300 milyon dolarlık döviz çıkışı yaşanıyor. Ülkemizde yeni kurulacak olan nükleer santrallerin teknolojisinin de gereksinimi olan yüksek sıcaklıkta kullanılacak malzemelerin büyük bir bölümü de kromdan elde edilebiliyor. Bu durum, ülkemizin ham cevher olarak ihraç ettiği krom madeninin ferrokrom ve sonra yüksek alaşımlı çelikleri üretecek teknolojiye sahip olması ve ağır sanayinin ülkemiz için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.

Krom cevherini ‘Anadolu zümrüdü’ ya da ‘milli madenlerimiz’ arasında görmek ve bu konuda politikalar geliştirmek ve yatırımlar yapmak gerekiyor. Tabii bu arada bor’u da unutmayalım. Özel sektöre ve kamuya duyurulur.