Archive for August, 2014

62. Hükümet’in ekonomi programı

25.08.2014, Murat Yulek , Dünya

62. Hükümet bir yıldan az bir süre Türkiye’yi yönetecek. Bu ara dönemden sonra, 2015 sonrasında Türkiye dört yıl boyunca yerel ve genel seçim görmeyecek; tabi Türkiye’nin eski problemi olan erken seçimler olmazsa.

2015 seçimlerine kadar Türkiye’nin ekonomi programı ne olacak?

Önce makro tarafa bakalım. Buradaki durum net. Önem sırasıyla değil; birincisi enfl asyonun yüzde 9 küsurlardan aşağı çekilmesi. İkincisi cari açığın aşağı kısılması sürecinin devam ettirilmesi. Üçüncüsü, bütçenin kontrol altında devam ettirilmesi. Dördüncüsü ise büyümenin yükseltilmesi. Bu dördüncüsü esasında en önemli olanı. Zira, herhangi bir anda geçerli mevcut ekonomik yapıda; yani konjonktürel olarak, ilk üçü arasında bir ters ilişki (trade-off ) var (dördüncüsünün bir politika değişkeni olarak son 12 yılda olduğu gibi kontrol altında tutulduğu varsayımıyla tabi). Yani, büyümeden kısarak (ekonomiyi yavaşlatarak) enfl asyonu düşürebilir ve cari açığı da düşürürebilir karar alıcılar.

Bu ters ilişki / trade-off spralinden çıkmak mümkün. Verimliliği sürdürülebilir olarak artırarak. Zira, kompleks dinamikleri sonucunda ortaya şöyle bir sonuç çıkıyor; herhangi bir verimlilik seviyesindeki ülke yüzde 5 büyüdüğü zaman yüzde 7,5 cari açık üretiyorsa ortalama verimlilik yükseldiği zaman yüzde 5 büyümede yüzde (diyelim ki) 6 cari açık üretmesini bekliyoruz.

İşte bu bizi makro’dan yapısal cepheye getiriyor. ’Yapısal reformlar’ denince genellikle emek ve finans dahil pazar yapılarındaki serbestleşme geliyor akla. Benim açıdan ise yapısal reform, ekonominin daha rekabetçi hale getirilmesi manasına geliyor. Bu açıdan bakıldığında yeni Hükümet ve bir sonraki, 2015 yılındaki Hükümet, gündeminde olması gereken ana noktaların bazılarının aşağıdakiler olduğunu düşünüyorum. Detaylarına ise hem birçoğunun bu köşede ve diğer mecralarda önceki yıllardaki yazılarda girdiğim için hem de yer kısıtından dolayı giremiyorum.
1- Epey geciktiğimiz, etkin sanayi politikalarının oluşturulması / geliştirilmesi. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın sektör stratejileri bu konuda iyi bir başlangıç ancak yapılması gereken ‘keskin’ ve ‘güdümlü’ sanayi politikalarının oluşturulması.
2- ‘Kalkınma Temelli Kamu Satın Alma Politikaları’: Bu köşe ve diğer mecralarda (artık) yıllardır yazıyoruz. Sanayi politikaları etkin kamu satın alma politikalarıyla desteklenmeli. Sanayi Bakanlığı’nın son 2 yılda bu alandaki çalışmaları devam ediyor ve son dönemde ‘Sanayi İşbirliği Programı’ adı altında kanuni mevzuatta çalışmalar yürütülüyor. Yapılması gereken şey, hem yerel yönetimler hem de merkezi hükümet kuruluşları için geliştirilecek sanayi politikalarına uygun olarak, öncelikli alanlarda (örneğin raylı sistemler, çevre teknolojileri, sağlık teknolojileri vs) kamu satın alma politikalarının zorunlu hale getirilmesi. Türkiye’nin bir ithalat cennetinden bir teknoloji ve sanayi üretim havzasına dönüştürülmesinde kamu satın alma politikalarının artık etkin olarak yürürlüğe konulması gerekiyor.
3- İhracat: cari açığın düşmesi ihracatçılarımızın dünya pazarlarındaki rekabet güçlerinin artırılmasından geçiyor. İhracatın yüzde 90’ından fazlası sanayi ürünlerinden oluştuğuna göre ihracatın artması sanayi politikalarıyla içi içe. İhracatın sürdürülebilir artırılmasının oldukça karmaşık mekanizmalara dayandığının da farkındayız; eğitim reformundan yenilikçilik sistemlerine kadar. Ancak kısa dönemde kurun ihracatçıyı kösteklememesine de dikkat etmek de gerekiyor.
4- Altyapı eksikliklerinin, hesap kitap dahilinde giderilmeye devam edilmesi. Altyapımızın geliştirilmesine devam ancak önceliklerimizi hesaplamayı öğrenmemiz gerekiyor. Para hiçbir zaman bedava değil; karar alıcının, hangi yolu veya segmenti öncelikler arasına alacağını karşılaştırmalı ve güvenilir fizibilitelerle yapması gerekiyor.
5- Etki analizi. Evet etki analizi, bu bir lüks değil. Tam tersine bir zorunluluk. Geçmişteki harcamalarınızın (ex post) etki analizi size ileriye dönük dersler öğretiyor. Geleceğe yönelik (ex ante) etki analizleri de size paranızı doğru yere harcamanız konusunda fayda sağlıyor. Bu konuda maalesef Türkiye ilerleme kaydedemiyor. En ileri de olduğunu düşünen kurumlar, bir ‘etki analizi’ dairesi kurup içine koymak için birkaç genci işe alanlar. Onlar da, anlayacağınız gibi pek akılcı bakmıyor bu konuya.
6- İş ortamının düzeltilmesi. Türkiye’ye 70. sırada olmak yakışmıyor. Daha önce de bu veya diğer köşelerde bahsettiğimiz gibi, 2023’de ilk 10’a girmek için on yıl öncesinden iş ortamı endekslerinde en azından ilk 20’ye girmek gerekir. Gürcistan bu konuda ilerlediyse Türkiye neden ilerleyemesin?

Bu yapısal reformları, bu ve gelecek Hükümet’ten bekliyoruz. Başaracaklarına da inanıyoruz. Bunlar yapılırsa, Türkiye’de toplam istihdamında arttığını görebiliriz. Biliyorsunuz, toplam istihdamın nüfusa oranı Avrupa ve Asya ülkelerinin gerisinde. 65 yaş altında hemen hemen aynı nüfusa sahip olduğumuz Almanya’nın tarım dışı istihdamı Türkiye’nin neredeyse iki katına denk. İstihdamdaki artış, nüfus problemi olmayan ülkemizde sosyal güvenlik açığının da kontrol altına alınmasını sağlayabilir.

Dünya Ekonomisi Sıkıntıda

Dünya ekonomisi bu yılın ilk yarısında beklenen iyi haberleri üretemedi.

Sene başında Avrupa ekonomileri hakkında genel kanı (ve bu köşenin de kanısı) Avrupa ekonomilerinin bu yıl mütevazi de olsa büyümeye geçmesiydi. Ortalama da euro zonunun yüzde 1.5 civarında büyümesi bekleniyordu. Son gelen rakamlar, İtalya’nın durgunluğa girdiğini gösteriyor. Almanya ikinci çeyrekte küçüldü; Fransa ekonomisi durdu. İspanya biraz da birikimli baz etkisiyle bir miktar (yüzde 0.6) büyüdü. Diğer (küçük) Avrupa ekonomileri de öyle. Böyle olunca, ikinci çeyrek itibariyle Avrupa’da kayda değer büyüme kaydeden tek ekonomi İngiltere oldu.

Bu Türk ihracatçıları açısından, Irak ve Suriye pazarlarındaki zayıfl amaya ek bir sorun ortaya çıkartıyor. Dahası, Avrupa’da büyüme cephesindeki iyileşme başlangıcının gecikmesi, kriz sonrası marazi durumun devam ettiğini gösteriyor.

Öte yandan, Japonya’da Başbakan Abe’nin politikaları da 2014 yılında beklenen olumlu sonuçların ön göstergelerini ilk yarıda veremedi. Bütçeyi sağlamlaştırmak için satış vergilerindeki yükseltme beklenenin ötesinde bir yavaşlamaya sebep oldu. İlk çeyrekte, vergi artırımı öncesinde artan tüketimle yüzde 6’lara sıçrayan çeyreksel büyüme, ikinci çeyrekte daha büyük boyutta tersine döndü.

Japon bütçesi GSYH’nın yüzde 8’ine yakın açık veriyor. 2013’de göreve gelen Abe Hükümeti’nin yapısal önlem paketinin parçası olan vergi paketleri böylece Japon büyümesinin kırılganlığını ortaya çıkarmış oldu. Şahsen bunu da beklemiyorduk. Japon ekonomisiyle ilgili beklentilerimizin aksine gerçekleşen bir başka gelişme de ticaret dengesinin kötüleşmesi ve cari dengenin de negatife dönmesi oldu. Bunda, ilk çeyrekteki büyümeyi, doğuran tüketim artışının etkisi olmuş olabilir. Bir başka açıklama, Japon doğrudan yatırımlarının Japonya dışına kaydırdığı üretim kapasitesinin, Japon ihracatını düşürmesi. Ancak, bu yatırımların getiri transferler cari dengeye olumlu etkisinin de yetersiz kaldığı anlaşılıyor.

Türkiye’de, seçim sonrasında beklenen olumlu gelişmelerin henüz ortaya çıkmaması yeni Başbakan’ın henüz belirlenmemiş olması ve normal şartlarda 2015’de yapılacak olan seçimlere kadar sürecek olan ‘siyasi yavaşlama.’ Avrupa’da aylarca, bazen yıllarca hükümet kurulamayan ülkelerde göstermediği ‘ihtimamı’ Türkiye’de göstermeye çalışan derecelendirme kuruluşlarının ‘siyasileşmeye’ varan dağınık ve biraz da tutarsız bildirim trafi kleri de süreci olumsuz etkiliyor. Türkiye’nin hem kuzey hem güneyindeki gelişmelerin devam etmesi de durum daha çetin hale geliyor.

Buna karşılık, ikinci yarıda yavaşlasa da hala Türk ekonomisinin 2014 yılında yüzde 3’ün üzerinde bir büyümeyi yakalaması hala temel senaryo bizim gözümüzde. Hükümetin hızlı ve güvenilir bir şekilde kurulması. Ekonomi yönetimi hakkındaki spekülasyonlara son verilmesi bu oranı yükseltebilir.

Yavaşlama başlıyor

04.08.2014,Murat Yülek,Dünya

30 Haziran 2014 tarihinde bu köşede altı çizilen endişe, geçtiğimiz 6 haftada gerçekleşme sinyalleri verdi. Türk Lirası’nın reel değerinde senenin ikinci çeyreğindeki tırmanma, Irak, Suriye ve Filistin’de dahil olmak üzere jeopolitik gelişmelerle birleşince ihracat hızı düşüyor. Buna paralel olarak sanayi üretim endeksi büyümesi gevşiyor.

2014 ikinci çeyreğinde Türk Lirası yüzde 8 civarında değer kazandı. Haziran ayında Türk Lirası’nın reel değeri çok az değişti; resmi rakamların henüz açıklanmadığı temmuz ayında ise Türk Lirası’nın yüzde 0.5’in biraz altında ilave değer kazandığını hesaplıyoruz. Yani reel kur mayıs, haziran ve temmuz aylarında bir ‘plato’ yaptı.

109-110’lar seviyesindeki bu plato Türk ihracatçıları açısından problemli bir seviye. 2001 krizi öncesi zirve de 110 idi. İlk ve ara keskin düzeltmelerden sonra, 2004’ün ortalarına kadar görülen zirveler 110’larda kaldı. Ancak reel kur cari açığın rekor kırdığı dönemlerde 132’leri de gördü. Yani, Türk Lirası’nın şu anki seviyesi, cari açığı patlatacak etkiyi göstermese de ihracat ve dış ticaret dengesindeki düzelmeyi durduracak etkiyi gösterecek.

Nitekim, sanayi üretimi büyümesi mayıs ayında hız kesti. Alt kalemler, bu yavaşlamanın genel bir nitelik taşıdığını ve dayanıklı ve dayanıksız tüketim mallarında büyümenin eksiye döndüğünü gösteriyor. Ara malı üretimi büyümesi ise 2013 sonlarından itibaren yakaladığı hızlı büyüme eğilimini kaybetse de yüzde 3’ün üzerinde büyüdü mayıs ayında. Reel kurdaki değer kazanmayla birlikte önümüzdeki aylarda bu kalemin büyümesi daha da düşecek.

Buna ilave olarak, mevsimsellikten arındırılmış reel kesim güven endeksi ve yurt içi ve dışı siparişler, ve yatırım meyli gibi alt kırılımları önümüzdeki aylarda üretim ve şirket harcamalarında bir zayıfl ama göreceğimizi gösteriyor.

Ticari bankaların kredi büyümesi nominal olarak yüzde 20’nin altına iniyor. Tüketici tarafındaki fonlama ticari kredilere göre daha yavaş büyüyor. Tahmin edilebileceği gibi, bankaların taşıt kredisi stoğu küçülüyor. Son haftalarda taşıt kredileri önceki seneye göre yüzde 10 oranında geriledi. Bu daralma, otomobil iç pazarı ve buna paralel olarak ithalattaki daralmaya paralel gidiyor.

Bu arada; kredi genişlemesi kamu bankaları eliyle oluyor. Kamu bankalarının nominal kredi genişleme hızı senelik yüzde 24’lere ulaşırken özel bankalarda bu rakam yüzde 17’lerin altına indi. Kamu bankaları piyasa hadlerinden hatta daha yukarılardan fonlama yaptığı için karları da yüksek seyrediyor.

Bu resmi şöyle özetleyebiliriz. İç talep ve bunu ateşleyen krediler yavaşlıyor. Dış talepte jeopolitik problemler ihracatçıyı zorluyor. Buna ilave olarak Türk Lirasının reel değerinin son aylarda yükselmesi ihracatçıya ikinci darbeyi vuruyor. Bu faktörler bu örgüde devam ederse, üçüncü ve dördüncü çeyrekte büyüme, hem iç hem de dış talep etkisiyle gevşeyecek demektir. Yüzde 4 büyümeye ulaşılmak ya da uzaklaşılmaması isteniyorsa dış talepten daha iyi yararlanmak için kurlara dikkat edilmesi gerekiyor. Yoksa, 30 Haziran’da yazdığımız gibi, 2012-2013’ü tekrar yaşarız.