Archive for November, 2014

Dünya ekonomisi güncellemesi

24.11.2014, Murat Yülek, Dünya

2014 dünya ekonomisi açısından sıradışı bir yıl oldu. ‘Jeopolitik riskler’ Suriye ve Rusya’dan Çin-Japon ilişkilerine kadar yayıldı. Ebola’nın ülkelere getirebileceği maliyet yavaşlama risklerini artırdı. Avrupa ekonomisinde beklenen canlanma yerine durgunluk ve artan deflasyon riski gündeme geldi. İngiltere hariç, büyük Avrupa ekonomilerinin sıkıntıları yeni parasal genişlemeleri getirdi.

Olumlu gelişmeleri hatırlayalım

Bazı olumlu gelişmeleri de hatırlamak gerekiyor. Enerji fiyatları bu yılın ikinci yarısında başlayan sert düşüşle 2007 ortalarındaki seviyelere geri döndü. 2007 yılı ikinci yarısındaki zirvelerin ardından düşen enerji fiyatları 2009 ile 2010 yıllarında, özellikle gelişmiş ekonomilerdeki yavaşlamaya rağmen tekrar yükselmiş ve sonrasında yatay seyretmişti.

Enerji fiyatlarındaki düşüş Rusya, Suudi Arabistan gibi ülkelere siyasi gündemi petrol kaynaklarıyla yönlendirmeye çalışan ülkeleri olumsuz; Amerikan ekonomisine ise olumlu yansıyor. Galon fiyatının 3  doların altına düştüğü Amerika’da, pompadaki her bir centlik benzin fiyatı düşüşünün tüketicilerin cebine 1 milyar dolar katkı yaptığı hesaplanıyor.

Bu, borç Amerikan halkının tüketimine ve dolayısıyla büyümeye olumlu etki yapıyor. Düşen enerji fiyatları Amerikan enflasyonuna da olumlu etki yapıyor. Deflasyon riski düşük olan Amerikan ekonomisi, düşen enerji fiyatlarıyla bir taşla iki kuş vurmuş oluyor. Bu arada, enerji fiyatlarındaki düşüş Amerikan borsalarında enerji şirketlerinin fiyatlarını düşürse de toplamda borsa endekslerini de yukarı taşıyor.

Enerjideki kadar olmasa da, yıl başından beri dünya gıda fiyatlarındaki düşüş de önemli. Bu da gıda ihracatçısı ülkeleri olumsuz etkilerken ticarete açık olup ithalatçı ülkelerde enflasyona olumlu yansıyor. Avrupa bu olumlu etkiyi tarım politikası sebebiyle yaşayamıyor; ancak deflasyonun ana risk olduğu bu bölgede bu durum pek de sorun oluşturmuyor. Buna karşılık, enerji fiyatları Avrupa ekonomisini ise büyüme açısından desteklerken, deflasyon süreci açısından köstekliyor. Çin’deki tedrici yavaşlama Almanya’yı ve dolayısıyla, onun motoru olduğu Avrupa’yı vuruyor.

ABD halkı tüketime dönüyor

Dolar endeksindeki yükseliş de Amerika’da ucuzlayan ithalatın iç talebe yapacağı destekle büyümeyi olumlu etkileyecek. Bu ülkede, 2014 yılı kişi başına Halloween harcamaları 2013’e göre yüzde 6 arttı. NPR anketleri, petrol ve ithalat fiyatları destekli bu momentumun Şükran Günü ve Noel’de de devam edebileceğini gösteriyor. Bu, Amerikan halkının ‘tüketime’ dönmeye başladığını gösteriyor. Amerika büyük bir dış şok almazsa 2015’de de büyümeye devam edecek ve yükselen dolar endeksiyle ticaret açığı yükselecek. Bu Çin gibi ülkeler açısından oldukça iyi bir haber; Amerikan pazarından yararlanamayan bizim gibi ülkeler açısından ise en azından artan bir potansiyele işaret ediyor.

Japonya’nın durumu

Japonya, Avrupa gibi, bu olumlu havayı teneffüs edemiyor. Abe Hükümetinin parasal gelişmeyle birlikte ilerideki çıkışa hazırlık olarak başlattığı satış vergisi artışı ürkek Japon tüketicisini vurmuştu. Gerileyen iktisadi faaliyet, Hükümet’i artışın ikinci aşamasını ertelemek zorunda bıraktı. Aksine, Avrupa’da olduğu gibi parasal genişlemeye devam diyor Japonya.

Dolar endeksini yükseltici bu politikaların hem Avrupa hem de Japonya’da 2015’de hareketlenmeyi tekrar başlatıp başlatamayacağını kestirmek güç. Ancak karar alıcılarda moraller pek iyi değil.

Software / Hardware

17.11.2014, Murat Yülek, Dünya

Daha önce bazı okuyucularımdan uyarı almış olsam da bu yazıda çok kullanılacak olan birkaç İngilizce kelime için şimdiden özür diliyorum (Güldür Güldür Show’un ‘Plaza Dili’ oyununa da referans verelim bu çerçevede.)

İnsanın en önemli unsuru ruh olduğu gibi medeniyetlerin en önemli unsuru da software’dir. Medeniyetler software üzerinde kurulur ya da ‘medeniyetleri software kurar’ da diyebiliriz. Software insanların kafasındadır. Oradan davranış ve iş yapış biçimlerine yansır. Yazılı ve yazılı olmayan unsurlara sahiptir.

İnsanların ellerinin fiziksel çıktısı olan hardware (binalar, teknoloji ürünleri, giyim tarzı) medeniyetlerin software’inin sonuçlarındadır (tek sonuç değildir). Hardware görseldir; gözle görülür ve elle tutulur.

Bu iki unsur ve bunların arasındaki sebep sonuç ilişkileri daima karıştırılır. Daha gelişmiş medeniyetler daha az gelişmiş olanlar tarafından takip ve taklit edilir.

Çünkü, genellikle, ‘yüksek’ medeniyetlerin ‘hardware’ cinsinden dış görüntüleri daha az gelişmiş medeniyetlere göre daha çok çekicidir. Hangi medeniyetin daha ileride olduğu pek de kolay anlaşılmaz esasında. İnsanların büyük kısmı hardware bazlı düşündükleri için ‘ileri medeniyet” eşittir “gösterişli hardware” diye düşünür. Daha gösterişli hardware’i üretip daha gösterişli görünen bir ülke daha yüksek medeniyete sahiptir diye düşünülür.

 

Oysa binaların, elbiselerin, gereçlerin (hardware) görsel tarzı, belli bir software temeli üzerine kurulan medeniyetlerin sonucudur sadece. Bunun farkına varmayınca, gelişmek isteyen ülkeler gelişmiş olarak gördükleri ülkelerin hardware’ini taklit etmeye çalışırlar.

Basit bir örnek ele alalım. Bilim alanında gelişmek isteyen bir ülkenin gösterişli üniversite binaları inşa etmeye çalışmasını düşünelim. Üniversitenizin binaları Harvard’dan daha gösterişli olsa da Harvard’ın yayın performansına kavuşamayabilirsiniz. Sebebi hardware’e yoğunlaşıp o hardware’i üreten altyapı olan software’i göz ardı etmenizdir. Sonuçta, Harvard’dan daha iyi binaları ortaya çıkartabilirsiniz ama Harvard’ın ürettiği bilimi üretemezsiniz. Zira ‘Harvard’ı’ ortaya çıkartan hardware- software uyumunu yakalayamamışsınızdır.

İşte bir başka bildik örnek: 1970 ve 1980’lerde futbolda oldukça başarısızdı Türkiye ve ‘neden başarısısız?’ sorusunun cevabı genellikle ‘tesis yok’ olurdu. Öyle ya, Avrupa’da muhteşem futbol tesisleri varken bizde yoktu. Şimdi Türkiye’de de Avrupa’yı aratmayan tesisler var ama yine başarısızız. Hardware yeterli olmadı.

‘Kalkınma’ süreçlerindeki başarısızlıkların neredeyse tamamı, kalkınmaya çalışan ülkenin kalkınmış sayıp yakalamaya çalıştığı ülkedeki software’i farketmeyip (çözümlemeyi bırakın çözümlemeye dahi çalışmayıp), hardware’e yoğunlaşmasıdır. Sonuçta, bildiğimiz gibi, dünya tarihi kalkınma enkazları tarihleriyle doludur. Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’nin ‘batılılaşma’ macerasında karar alıcı ve aydınlar büyük ölçüde hardware’e yani şekle yoğunlaştılar. Bu karar alıcılar, görüntüyü imite etmenin, o görüntüyü üreten medeniyeti (software’i) de üreteceğini varsaymış olmalı. Ya da sürecin bu kısmını hiç düşünmediler. Dahası, hem

Osmanlı İmparatorluğu hem de Türkiye’de, kurumların temelini oluşturan yazılı kuralları (kanun ve mevzuat) da büyük ölçüde tercüme ettik. Ama bu tercümelerden de ‘randıman’ alamadık. Şu anki AB süreci de bundan pek farklı değil. Acquis’leri tercüme ediyor uygulamaya koymaya çalışıyor Türkiye. Kalkınmayı ‘şekli tercüme etmeye’ indirgeyen sadece Türkiye değil; aynı durumda olan, AB’ne girmiş ve girmemiş başka ülkeler de var.

Sonuç ve özet; software’e yoğunlaşalım hardware tabii olarak takip edecektir.

Azerbaycan, Türkiye ve Demir İpek Yolu

10.11.2014,Murat Yülek, Dünya

Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ilişkiler Avrasya bölgesindeki en önemli eksenlerden birisini oluşturuyor. İran’daki 40-50 milyonluk Azeri nüfusu da düşünürsek Türkiye-İran ilişkilerinin de bu eksenin önemli bir tümleyicisi olduğu düşünülebilir. Azerbaycan ve İran, Asya kütlesi ile Türkiye arasındaki en önemli bağlantı noktası; Türkiye de bu iki ülkenin Avrupa’ya açılma kapısı durumunda. Bunlara ek olarak, Kafkas ekonomik coğrafyasında lojistik açıdan Gürcistan da Türkiye-Azerbaycan-İran’la birlikte  anahtar bir tümleyici.Azerbaycan topraklarının yüzde 30’unu işgal eden Ermenistan’ı önümüzdeki aylarda ve 2015’de zorlu bir yıl bekliyor. Ermenistan, işgalden dolayı bölgedeki BTK ve boru hattı projelerinden dışlanıyor. Kendi ekonomik geleceğine bu kadar kayıtsız kalan bir yönetimin mantığını anlamak çok zor.

Rusya’nın isteği

Türkiye açısından bölgenin son derece önemli bir oyuncusu olan Rusya, Ermenistan’ı kendi yörüngesinde tutmak için büyük meblağlı mali yardımlar yapmak ve Beyaz Rusya’dan sonra en ucuz doğalgazı sattığı Ermenistan’ın bu ayrıcalığını devam ettirmek istiyor.

Rusya açısından bu öncelikler Kırım ve Ukrayna hadiselerinden sonra daha da kritik hale geldi. Ancak, Rusya’nın ambargolardan ve petrol fiyatlarının düşüşünden sonra ekonomisinin zayıflaması ve devalüasyonlar bu destekleri daha zor veya en azından kısıtlı ve maliyetli hale getirecek. Öte yandan, Rus ekonomisindeki zayıflama, bu ülkede yaşayan Ermenilerin Ermenistan’a yolladıkları para miktarlarını da şimdiden azaltmaya başladı.

Türkiye ile Azerbaycan arasında çok boyutlu ekonomik ilişkiler bulunuyor. Bunlar arasında ticaret ve karşılıklı yatırımlarla birlikte Şahdeniz ortaklığı ve mevcut ve TANAP gibi yeni boru hattı projeleri bulunuyor. Ancak bu ilişki ve ekonomik / ticari işbirliğinin en önemli ayaklarından bir tanesi de Bakü Tiflis Kars tren yolu bağlantısı projesi. Tamamlanması geciken projenin 2015’de açılması planlanıyor.

Bu projeyi Azerbaycan–Türkiye ve Gürcistan’ı birbirine bağlayan basit bir proje olarak görmüyoruz. Rusya ve Kafkasya’yı Türkiye’ye ve üçüncü ülkelere bağlayan bir bağlantı projesi değil BTK.

BTK, Çin’i Avrupa’ya bağlayan ‘Demir İpek Yolu’nun eksik halkası. Hem Türkiye hem de Azerbaycan liderlerinin stratejik olarak üzerinde durduğu bir nokta bu. Ancak asıl üzerinde durulması gereken şey demir ipek yolunun nasıl canlandırılacağı.16. yüzyılda kapanan İpek Yolu hem Mısır’ı da topraklarına katan Osmanlı İmparatorluğu hem de Azerbaycan başta olmak üzere Orta Asya ülkeleri açısından önemli bir ekonomik kayıptı. Coğrafi keşiflerle ortaya çıkan ‘yeni dünya düzeninin’ kaybedenleri bu ülkeler olmuştu. Trilyon dolar seviyesindeki Çin / Asya-Avrupa ticaret hacminin neredeyse tamamı deniz yolundan gerçeklşiyor bugün. Ancak deniz yolu ile demiryolu mesafeleri arasındaki fark çok büyük. Eğer gümrük geçişleri, ray farklılıkları olmasa ve demiryolu altyapıları canlandırılsa bu ticaret tekrar karaya dönecek ve Asya ülkeleri için yeni bir canlanma vesilesi olacak.

Çin ve Kore Başkanlarının Avrasya yakınlaşması / İpek Yolu projelerine dayalı söylemlerinin önemli bir boyutu da demiryolu ticareti olabilir. Çin, diğer taraftan 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu projesi üzerinde çalışıyor. Yunanistan, Portekiz de dahil Avrupa ülkelerindeki yatırımlarına ilave olarak Çin, Asya ülkelerinde de yatırımlar yapıyor. Bunların içinde, Çin’in en çok önem verdiği Güney Asya ülkelerden olan, Sri Lanka’daki büyük çaplı liman yatırımları da bulunuyor. Yani, ‘Demir İpek Yolu’nun’ rakipleri az değil. İyi haber; BTK’yı tümleyecek ve güçlendirecek ve demir ipek yolunun önemli bir unsuru haline getirebilecek projeler yavaş yavaş kararlaştırılıyor veya gerçekleştiriliyor. Türk Keneşi (Türk Konseyi) Devlet Başkanları Zirvesi’nde desteklenen, Aktau ve Türkmenbaşı limanlarının geliştirilmesi ve Azerbaycan’da yeni bir limanın kurulması projeleri BTK projesini güçlendirecek.

Ancak BTK projesinin rakipleri de var. Haklı olarak Rusya da Asya-Avrupa kara ticareti güzergahını kendi ülkesine, Trans-Sibirya Hattına almak istiyor. Hatta, Rus Demiryolları İdaresi ile Deutsche Bahn’ın ortaklığıyla 2008 yılında kurulan Trans-Eurasia Logistics şirketi, Rusya-Avrupa hatlarına ilave olarak açtığı Duisburg ve Hamburg ile Çin (Chonging) arasındaki hatlarda, Kazakistan ve Rusya üzerinden haftada 7 tren işletiyor.

Marmaray’ın ekonomik etkisi

Murat Yülek, 03.11.2014, Dünya

Marmaray’ın açılışının üzerinden bir yıl geçti. Bu bir yılda, basına yansıyan bilgilere göre 100 bin sefer yapılmış ve 1 milyon 400 bin kilometre yol kat edilmiş. Daha önemlisi toplam 50 milyon yolcu taşınmış. Bu da günde ortalama 140 bine yakın taşıma manasına geliyor.

Bu rakamlar ne manaya geliyor? Marmaray ‘iyi’ bir proje mi oldu? İlk yıl rakamlarına bakarak bir şeyler söyleyebilir miyiz?

Bu önemli soruların cevabı ‘etki analizi’ denilen inceleme aracılığıyla verilir. Projenin sahibi olan Ulaştırma Bakanlığı projenin etkisi konusunda bir açıklama yapmadı. O yüzden bu soruların cevabını biz PGlobal Küresel Danışmanlık ve Eğitim Hizmetleri Ltd. tarafından yapılan ve sonuçları açıklanan bir analizden yararlanarak bulmaya çalışalım. PGlobal tarafından yapılan ‘ekonomik etki analizi’ projenin ekonomik ve bazı sosyal faydalarını sayısallaştırmış. Marmaray her şeyden önce İstanbul’lulara ‘zaman tasarrufu’ sağlıyor. Bu tasarruf sadece Marmaray’ın kendi güzergahı için geçerli değil. İlintili güzergahlara da faydası oldu Marmaray’ın. Marmaray olmasa binek aracı, otobüs minübüs ya da vapurla yapılacak seyahatlerin ortaya çıkartacağı CO2 salınımları Marmaray’dan sonra azaldı. Aynı şekilde enerji sarfiyatı azaldı. Son olarak, Marmaray, o güzergahdaki karayolu seyahatlerinin ortaya çıkarttığı kaza ve ölümleri de azalttı. İşte bu dört kalem etki analizde sayısallaştırılmış. Tabi tüm bu faydalar taşınan kişi sayısıyla ilintili. 2013 sonunda yapılan hesaplamalara dayanan analizde PGlobal çok sayıda yolcu senaryosu da oluşturmuş ancak muhafazakarlık esasıyla üç senaryonun (iyi, orta, kötü) sonuçlarını yayınlamış. İyi senaryo dahi, geçen hafta açıklanan son bir yıl gerçekleşme rakamlarının altında.

Peki, bu analizde projenin etkilerinin sayısal sonuçları nasıl hesaplanmış? Yapılan çalışmada projenin ekonomik / sosyal faydalarının (sayısallaştırılmış ve uygun oranla iskonto edilmiş) parasal maliyete oranının ortalamada 2,22 olacağı hesaplanmış. İlk sene içinde taşınan yolcunun orta senaryoya göre oldukça yukarıda olması projenin hizmet vereceği süre göz önüne alındığında bu “sosyal fayda-maliyet” oranının daha yüksek olduğunu gösteriyor. İç verim oranı reel olarak yüzde 16,2 olarak hesaplanmış. Bir altyapı projesi için oldukça yüksek bir getiri oranı. Fayda-maliyet oranında olduğu gibi, burada da gerçek yolcu taşıma rakamlarının yüksek olması iç getiri oranının da esasında daha yüksek olacağını gösteriyor.

Sonuç; Marmaray iyi bir proje. Etki analizi öyle gösteriyor. İster yerel ister merkezi hükümet için olsun, kamu kesiminin gerçekleştirdiği projeleri topluma sayısal ‘etkileriyle’ anlatması daha doğru olmaz mı? Bunun için projelere başlarken ‘nizami’ birer fizibilite, proje tamamlandıktan sonra da çeşitli yıllarda etki analizleri yapılması gerekiyor. Bunlar kamunun parasını doğru yere harcamasını sağlayacak şeyler. Ama önce kamunun fizibilite ve etki analizi kavramlarıyla ve danışmanlık hizmetleriyle (yeniden) tanışması gerekiyor.