Archive for October, 2015

“Terörün Ekonomisi ve Diplomasisi”

Murat Yülek, 26.10.2015, Dünya

 

Türkiye’ye büyük acılar yaşatan PKK terör örgütü her şeyden önce bir ekonomik oluşum. Örgütün ana amacı, gelirlerini azami hale getirmek, bu gelirleri elde etmesini sağlayan pozisyonunu riske sokacak eğilimleri engellemeye çalışmak. Bu ‘ekonomik amaçların’ bir ‘ideolojik kılıfa’ ya da bir ‘hak arama kılıfına’ sokulması örgütün bölgedeki varlığını sağlamlaştırmayı amaçlıyor.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Stratfor isimli istihbarat firması analistlerinden Robert Fragnito’nun 1990’lı yıllar için PKK ile ilgili hazırladığı kısa bir raporu geçenlerde wikileaks yoluyla internette yayınlandı. Bu raporda örgütün o dönemdeki toplam ‘bütçesinin’ 86 milyar dolar olduğu öne sürülüyor. Bu yüksek rakamın kaç yıllık bir süreyi kapsadığı raporda belirtilmemiş; ‘bütçeden’ ne kastedildiği de anlatılmamış. Ancak gerçek ‘bütçe’ bu rakamın bir kesri dahi olsa, rakamın büyüklüğü ‘ekonomik’ bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzu açıkça gösteriyor.

Fragnito’ya (ya da Stratfor’a) göre, PKK yurtdışındaki faaliyetlerini Türkiye üzerinde diplomatik baskı kurabilmek ve uluslararası camiada Türkiye karşıtı bir algı yaratabilmek için sürdürüyor. ABD Uluslararası Narkotik Kontrol Stratejisi (INCS) kapsamında hazırlanan raporlar, uyuşturucu maddelerin neredeyse tüm çeşitlerinin üretimi ve uyuşturucu ticaretinin PKK’nın temel gelir kaynakları olduğunu söylüyor. Bununla birlikte, Fragnito raporunda, örgütün para aklama, sahtecilik, hırsızlık ve gasp gibi diğer gelir kaynakları olduğunun da altını çiziyor. Güneydoğu sınırlarından yasadışı yollarla ülkeye sokulan insanların kaçak işçi haline getirilmesi ve bu yolla gerçekleştirilen insan ticareti de örgütün aktif bir şekilde kullandığı muhtemel finansal kaynaklardan biri. Rapora göre, PKK’nın finansal kaynaklarını ve hesaplarını barındıran Belçika, Kıbrıs, Jersey ve İsviçre bankaları, para transferlerini Hawala sistemi ve özel para kuryeleri ile gerçekleştiriyordu.

Rapor, Amerika’da Foreign Policy Council tarafından, Rusya eski Başbakanı Yevgeni Primakov döneminde, PKK’nın Irak’ta yapılanması ve bölge arazilerini kullanması yönünde desteklendiğini öne sürüyor. Örgütün, İtalya, Fransa ve Yunanistan’daki aktörler tarafından desteklendiği de iddialar arasında. Rapora göre, Alman ve İtalyan Marksist terör örgütleri PKK’nın muharebe operasyonlarında askeri ve lojistik anlamda yer almış. CIA kaynaklarına göre Yunan General Dimitris Matafias örgütle birçok kez görüşmüş ve yardım önerisinde bulunmuş.

Rapor, PKK’ya ilk televizyon kanalı lisansının İngiltere tarafından verildiğini, Londra’dan sonra Brüksel’de de yayın faaliyetlerinin başladığını söylüyor. Görünüşte Kürt kültürünü tanıtmaya çalışan bu kanallar yıllık 200 milyon dolarlık yayın maliyetlerini karşılayarak kısa süre sonra terör örgütü propagandasına başlamış ve bunun üzerine faaliyet izinleri ellerinden alınmış. 1990’lı yılların ortalarında örgütün Avrupa’daki yıllık gelirinin 300 ile 500 milyon dolar arasında olduğu tahmin ediliyor. Bu gelirin büyük bölümü Avrupa’daki sempatizanlardan ve Almanya, İsviçre, Fransa, İskandinavya ve Benelüks ülkelerinde yürüttükleri yasadışı faaliyetlerden elde ediliyor.

Raporda, örgütün uyuşturucu tüccarlarını vergilendirmenin yanı sıra bilfiil uyuşturucu maddelerin rafine edilmesinde ve taşınmasında da yer aldığı söyleniyor; Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınan uyuşturucu Paris’in kenar mahallelerine sokuluyordu. Rapora göre, 1998 yılına ait bir INCS raporlarında, özellikle Paris’te gerçekleştirilen eroin kaçakçılığının zaman zaman yüzde 80’lere ulaşan oranda PKK tarafından kontrol edildiği bilgisine rastlanmıştı. Interpol ve İngiliz Ulusal Suç İstihbarat Servisi tarafından uyuşturucu trafiği üzerine yapılan çalışmalar, Türkiye’den Balkanlara oradan da Batı Avrupa’ya uzanan bu rotanın PKK gibi gruplara önemli ölçüde fayda sağladığını belirtiyorlar.

Uyuşturucu ticareti, silah kaçakçılığı, sahtecilik, gasp, insan tacirliği, adam kaçırma ve kara para aklama faaliyetlerinden elde edilen gelirler terör eylemlerinin finansmanında kullanılmaktaydı. 1996’da birçok Avrupa ülkesinin işbirliği ile düzenlenen Sputnik Operasyonu’yla 1996 yılında PKK’nın organize suçlarla olan bağlantıları ifşa edilmişti. Bu operasyonlar sonunda tutuklamalar oldu ve örgüte ait nakit paralar ele geçirildi. Avrupa genelinde bir soruşturma heyeti kuruldu ve illegal faaliyetlerin terör örgütleriyle olan bağlantıları büyük ölçüde ifşa edildi. 1998 yılında, İngiliz “The Spectator” dergisinde İngiliz istihbarat servislerine göre Avrupa’daki eroin satışının yüzde 40’ı bizzat PKK tarafından yapıldığına dair haberler yayınlandı.

Sonuç; terör bazen, ya da çoğu zaman, ekonomik sebepler üzerine bina edilir. Sonuçları da sosyal olduğu kadar ekonomiktir. Hem terör örgütü hem de ondan zarar görenler açısından.

“Danışmanlık sektörü geliştirilmeli ve ihracatçı hale getirilmeli”

Murat Yülek, 19.10.2015, Dünya

Danışmanlık sektörü, cirosuna oranla katma değeri en yüksek sektörlerden birisidir. Ülkelerin ekonomik büyüklüklerinin en önemli göstergesi olan gayrisafi yurt içi hasıla dediğiniz kavram da ülkede üretilen toplam katma değer manasına geliyor. Yani yüksek GSYH (ve yüksek kişi başına GSYH) istiyorsanız, ya, düşük katma değerli ancak yüksek hacimli (Bengaldeş, Sri Lanka, Çin’deki gibi) ya da düşük hacimli olsa da çok sayıda yüksek katma değerli (İsviçre’deki gibi) sektörleriniz olması gerekiyor. Aynı zamanda, ihracat çin de ülkemize yüksek katma değerli sektörler gerekiyor. Yani, ihracatın ithal bağımlılığının düşük olması gerekiyor.

Danışmanlık hizmetleri, katma değeri yüksek, ithal bağımlılığı düşük bir sektördür. Ana girdi insan kaynaklarıdır. Şirket ölçeğinde katma değer, bir şirketin toplam cirosundan dışarıdan aldığı mal ve hizmetlerin maliyetlerinin çıkartılmasıyla hesaplanır. Bu da şirketin çalışanlarına ödediği ücretlerle şirketin karının toplamına eşittir. Yani, ücret ödemeleri veya kar arttıkça katma değer artar.

Danışmanlık hizmetleri talebi gelişmişlikle doğru oratılıdır. Yani, gelişmiş ekonomilerde, ekonomik büyüklüklerine oranla daha yüksek seviyede danışmanlık hizmeti talep edilir. Geçen hafta, Ankara Ticaret Odası 65. Komitesi (Danışmanlık Hzmetleri) tarafından düzenlenen bir günlük panelde Türkiye’de danışmanlık hizmetleri ve bu alandaki kamu-özel sektör ilişkisi tartışıldı.  Panelde kamu ve özel sektörden çok nitelikli konuşmacı ve katılımcılar yer aldı.

Kamu sektörü, danışmanlık hizmetleri talebinde dünyanın tüm ülkelerinde önemli bir aktördür. Bazı gelişmiş ülkelerde özel sektör kamuya göre çok daha fazla danışmanlık hizmeti alır. Gelişmekte olan ülkelerde, hem kamu hem özel sektör nisbeten düşük danışmanlık hizmeti talep gösteriyorlar. Ancak, kamudan gelen talep özel sektöre göre nisbeten daha büyük bu ülkelerde.

Ankara Ticaret Odası panelinde, danışmanlık talebinin bir “kültürü” gerektirdiği bir çok konuşmacı tarafından ortaya kondu. Yurt dışında, hem kamu hem de özel sektörde bu kültür oturmuş durumda. Özellikle gelişmiş ekonomilerde hem kamu hem de özel sektörde, kararlar dışarıdan alınan danışmanlık hizmetleriyle oluşturulan temele oturuyor ve böylece kararların kalitesi yükseliyor.

Bu, “danışman danışandan daha fazla bilir” veya “danişman her zaman doğru karar vermenizi sağlar,” “danışan her zaman dağ aşar”  manasına gelmiyor. Iyi kullanılan danışman size alternatifleri gösterir; hata yapsanız bile  hatalarınızın “hesaplanmış hata” olmasını sağlar. Bu da günümüzde giderek artan risklerin idaresini daha kaliteli hale getiriyor ve şirketin de devletin de “para kazanma” potansiyelini artırır ya da maliyetlerini düşürür.

Kamu kesimi için basit bir örnek ele alalım; bir belediyemiz, şehir içi bir metro güzergahı belirleyerek inşa edecek olsun. Bunun için en azından değişik alternatifleri, güzergah üzrindeki demografik yapı ve projeksiyonları, trafik sayımları, sabah ve akşam trafik alış verişi gibi değişkenleri göz önüne alınması gerekir. Maliyetleri kısmak için, bunları danışman kullanmadan yapabilir belediyemiz. Ancak du durumda, kendi personeli teknik açıdan yeterli olsa da zaman yükü sebebiyle alternatiflerin incelenmemesi ve bu yüzden yanlış güzergah belirlenmesi belediyeye milyonlarca (bazen yüz milyonlarca) liraya eşdeğer ekonomik zarar ortaya çıkartabilir. Avrupa ülkelerinde meydan tanzimleri ya da yeniden tanzimleri de bu yüzden uzman danışman kullanarak gerekli ekonomik analizleri yapılarak düzenleniyor artık.

Kamu sektörünün alt ve üstyapı projelerindeki maliyet anlayışını ömür döngüsü içindeki toplam maliyetlere dayandırması danışmanlık hizmetleri talebini artıracaktır. Yatırımın yapılmasından, hatta, daha önemlisi,  nihai yatırım kararı alınmasından önce nitelikli fizibilite ve alternative çalışmalarının yapılması, proje tamamlandıktan sonra etki analizleri ve değerlendirmelerinin yapılması ülkemizde bir taraftan alınan kararların niteliğini yükseltecek diğer taraftan danışmanlık sektörünün gelişmesini ve ihracatçı bir sektör haline gelmesini sağlayacaktır.

“Sanayileşme Süreci, İnsan ve Kültür”

Murat Yülek, 05.10.2015, Dünya

Sanayi kesimi hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde en kritik sektör sayılabilir. Zira uluslararası rekabete açıklığı, planlama ufuklarınun uzunluğu, yeniliklerden en hızlı etkilenen ve verimlilikleri en yüksek olan sektörlerin başında geliyor. Almanya, İsviçre ve Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş ülkelerde de, Kamboçya veya Bengaldeş gibi nisbeten fakir ülkelerde de sanayi sektörü kalıcı ekonomik tartışmaların merkezinde yer alıyor. Gelişmiş ekonomiler ‘sanayisizleşme’ sürecini nasıl atlatacaklarını, gelişmekte olan ülkeler ise sanayileşme sürecini nasıl hızlandıracaklarını tartışıyorlar. Bu arada, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Almanya gibi ülkeler Çin ile birlikte dünyanın en önemli sanayi üreticileri olmaya da devam ediyorlar.

Türkiye açısından sanayinin özel bir önemi var. Türkiye Sanayi ürünleri ihracatçısı; ancak toplamda büyük bir ticari açık veriyor. Bunun sebebi, sınırlı yer altı kaynakları ve yeterli (sınai) ara ve nihai mal üretememesi/satamaması ve (sanayi) ürünlerini pahalıya satamaması. Bu durum, Türkiye’nin sanayileşme sürecini olması gereken noktaya getiremediğinin göstergesi.

Sanayileşme süreci temelde insana dayanıyor; sanayiciler, yöneticiler, çalışanlar, müşteriler ve bürokratlar. Dolayısıyla, sanayileşme sürecini şekillendirebilmek ya da tasarlayabilmek temelinde insana dayanıyor. Sanayileşme sürecinin başarısı (her nasıl tanımlıyorsanız) eğitimden sağlığa, bürokratik yapıdan düzenlemelerin kalitesine kadar insan eliyle şekillenen altyapılar ve süreçler tarafından belirleniyor.

Sanayileşme aynı zamanda bir ‘kültür’ meselesi. Almanya, Çek Cumhuriyeti, İsviçre ya da Kore gibi ‘mühendislik’ ya da ‘sanayi’ toplumları bunun başarılı bir örneği. Sizi çok etkileyen bir Alman ya da Çek ile tanışmış olmanız zordur. Ancak, malum Alman otomotiv devinin yaşattığı ve yaşadığı sıkıntılar bir yana, o ‘kültür’ tarafından üretilen sanayi ürünlerinin sizi etkilemiş olması muhtemeldir.

İstanbul Sanayi Odası tarafından her yıl düzenlenen Sanayi Kongresi’nde  bu yıl, “Vasatlıktan çıkış için İnsan ve Kültür’ teması etrafında tasarlandı. Geçen sene başlatılan “Vasatlıkla Yüzleşme” temasının bir devamı olarak, Kongre bu yıl insan ve kültür konusunu ele alacak. Sanayileşme sürecinin insana dayandığına inanıyorsanız ilginizi çekecek bir organizasyon olacak. Orta gelir tuzağına yakalanmış ya da yakalanma potansiyeline sahip bir ekonomi bu tuzaktan çıkmak ya da hiç düşmemek için insanı uzun vadede ele almalı.

Kongre’de, küçük ve yetersiz kaynaklara sahip ancak oldukça başarılı bir ekonomiye sahip olan Finlandiya’ya özel önem veriliyor. Özellikle sanayi, eğitim ve şehircilik alanında yenilikçiliğiyle öne çıkan Finlandiya’nın başarısını hem sanayi hem de akademik açıdan ele alan konuşmacılar var programda. ‘Serbest Kürsü Tartışmaları’nda’ ise, mikrofon katılımcılara tutuluyor. Sosyal medya yoluyla katılıma da açık tartışmalar. Ardından, Türkiye’nin önde gelen sanayicileri, “Başarısızlık da Hayatın Bir Parçası” diyecekler. Bu oturumda sanayi dışından Mustafa Denizli de yer alıyor.

Sanayi kesimini bilim, teknoloji ve yenilik ile birlikte ekonomi gündemimizin merkezine oturtmalıyız. Gençlere rol modeli olarak ‘sporcular’ ve ‘sanatçılar’ kadar bilim adamlarını, ‘mucitleri,’ sanayici ve iş adamlarını, müteşebbisleri, istihdam üretenleri de görünür hale getirmeliyiz. Sanayi Kongresi ve benzeri organizasyonlar bu yüzden önemli. Benzer organizasyonlar demişken, İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde 12-13 Kasım tarihlerinde yapılacak olan Akıllı İktisadi Planlama ve Sanayi Politikaları (SEPIP) uluslararası konferansını da hatırlatalım.