Archive for January, 2016

“Akademisyenlere Göre 2016 Riskli bir Yıl”

Murat Yülek, 25.01.2016, Dünya

2016 yılı ekonomik ve siyasi açıdan pek olumlu başlamadı. Çin ve Fed kaynaklı hareketler ve jeopolitik riskler sebebiyle, beklentiler yıl için genellikle negatif. Yılın ilk ayında, piyasaların aşağı inişi merkez bankaları veya diğer kamu parasıyla engellenebildi.

İstanbul Ekonomik Araştırmalar Derneği’nin yeni yayınladığı “Hocaların Gözüyle 2016 Yılında Türkiye Ekonomisi Araştırması,” akademisyenlerin ekonomik beklentilerinin de menfi olduğunu gösteriyor. Araştırmanın ortaya koyduğu sonuçlara göre ekonomi yönetiminin önündeki en büyük engel jeopolitik riskler; odaklanılması gereken en önemli nokta ise büyüme rakamları.

Araştırmaya katılan akademisyenlerin yaklaşık yüzde 74’ü küresel ekonomiden umutlu değil. Büyük kısmı Avrupa ekonomisinde 2016 yılında önemli bir iyileşme beklemiyor. Genel kanı, teknik olmasa da fiili durgunluğun devam edeceği yönünde. Gelişmekte olan ekonomilerle ilgili beklentilerde de durum çok farklı değil. “Gelişmekte olan ekonomilere ilişkin 2016 yılı beklentiniz nedir?” sorusuna araştırmaya katılan akademisyenlerin yüzde 68’inin cevabı olumsuz.

Akademisyenlerin yüzde 71’ine göre petrol fiyatları değişmeyecek ya da azalan seyrine devam edecek. Bu durum Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı ülkeler için sevindirici bir gelişme olarak nitelendirilebilir.

Türkiye ekonomisinin mevcut durumunu hocaların yüzde 48’i normal, yüzde 14’ü ise iyi veya çok iyi olarak nitelendirirken yüzde 38’i kötü olarak değerlendiriyor. “Türkiye ekonomisine ilişkin 2016 yılı beklentiniz nedir?” sorusuna ankete katılanların yüzde 62’si olumsuz cevabını veriyor. Bu cevapta akademisyenlerin yüzde 81’inin Rusya ile olan ilişkilerin ekonomiye olumsuz manada yansıyacağını düşünmesi de etkili oluyor. Jeopolitik riskler yüzde 56 ile 2016 yılında ekonomideki en önemli sorun olarak görülüyor. Jeopolitik riskleri yüzde 18,5 ile durgunluk, yüzde 18 ile işsizlik, yüzde 7,6 ile cari açık takip ediyor. Bu çerçevede, sorulara cevap veren akademisyenlerin yüzde 81’i 2016 yılında büyümenin yüzde 2- 4 arasında gerçekleşeceğine inanıyor. Yine ankete katılanların yüzde 70’i siyasi istikrarın ekonomiyi olumlu yönde etkileyeceğini düşünüyor.

Peki ekonomi politikaları nereye yoğunlaşmalı? Akademisyenler, en büyük önceliğin büyüme olması gerektiğine inanıyor. Büyümeyi yüzde 25 ile mali istikrar,  yüzde 10 ile de enflasyon takip ediyor.

Ankete katılan hocaların yüzde 90’ı Merkez Bankası politikalarını ‘normal’ veya ‘iyi’ olarak değerlendiriyor. Yine hocaların yüzde 81’inin 2016 yıl sonu TÜFE beklentisi ise yüzde 7’nin üzerinde. Dolar/TL ve EURO/TL paritelerinde genel görüş yaklaşık %10 yükselme olacağı yönünde. Yıl sonu Dolar/TL beklentisi 3,00’ün üzerinde iken, EURO/TL beklentisi 3,25’in üzerinde seyrediyor. Bu bağlamda TL’deki değer kaybını sınırlamak için yıl içinde faiz oranlarında artış bekleyenlerin oranı ise yüzde 57,3.

Sonuç, akademisyenler 2016 yılından dünya ekonomisi açısından ümitvar değil. Türkiye’de de büyüme tarafında düşük beklentiye sahipler ve jeopolitik riskleri önemsiyorlar; ekonomi politikalarının birinci önceliğinin büyüme olması gerektiğini düşünüyorlar.

“ARGE Paketi açıklandı: Şimdi sıra özel sektörde”

Murat Yülek,18.01.2016, Dünya

Başbakan Ahmet Davutoğlu, 64. Hükümet Eylem Planı kapsamında, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın diğer kuruluşlarla katılımlı çalışmaları sonucunda ortaya çıkartılan yeni ARGE paketini geçen hafta TÜBİTAK binasında kamuoyuna açıkladı. Şimdi sıra özel sektörde.

Türkiye’de ARGE harcamalarının GSYH’ya oranı 2002 yılında yüzde 0,49 iken 2014 yılında yüzde 1,02’ye çıktı. Yani ilk defa yüzde 1 seviyesini geçti. Tam zamanlı araştırmacı sayısı ise ay dönemde 28.964’den 115.444’e yükseldi. 2023 hedefleri ARGE harcamalarının GSYH’nın yüzde 3’üne, tam zamanlı araştırmacı sayısının da 300.000’e çıkmasını öngörüyor. Yine, 2023 hedefleri, özel sektörün toplam ARGE harcamalarının yüzde 67’sini gerçekleştirmesini öngörüyor. GSYH 2023 yılı için hedeflenen rakamların çok altında, 1 trilyon dolarda bile kalsa, bunun için özel sektörün ARGE harcamalarını 3,5 milyar dolardan 15 milyar dolara çıkartması gerekiyor.

ARGE hedefleri Türkiye için bir ölüm kalım meselesi. ARGE harcamalarını Türkiye’de büyük ölçüde kamu kesimi yapıyor. 2014’de özel sektörün oranının yarıya ulaşması çok önemli. ARGE’de motorun kamu sektörü değil özel sektör olması gerekiyor. 2002 ile 2015 yıllarında arasında özel sektör ARGE harcamalarını nominal olarak 7 kat artırdı. Yani, bugünkü seviyeyi düşük bulsak da büyüme eğilimi oldukça iyi. Aynı dönemde özel sektörde çalışan tam zamanlı araştırmacı sayısı  5.918’den 61.945’e yükseldi.

Kamunun ARGE alanındaki temel görevinin özel sektör faaliyetlerine kolaylaştırıcılık ve destek olmalı. Yeni ARGE paketi bu dönüşümün hızlanması amacıyla tasarlandı. Paket öncelikle ARGE destekleri içine tasarım desteğini de katıyor ve özellikle BT, endüstriyel ürünler ve hazır giyim kesimini ilgilendiriyor. Yeni paketle, teknoloji geliştirme bölgelerinde (teknoparklar) gerçekleştirilen tasarım faaliyetlerine önemli destek ve muafiyetler geliyor. Ayrıca, kendi tasarım faaliyetlerini uygun tasarım firmalarına yaptıran şirketler de aynı desteklerden faydalanacak. Bunlardan en önemlisi, tasarım harcamalarının tamamının vergi indirimine tabi tutulması ve sigorta prim desteği.

Son yillarda özel sektörün ARGE harcamalarının artmasında, ARGE merkezlerinin önemli payı olduğu bu köşede geçen Aralık ayında tartışılmıştı. Yeni paket, ARGE Merkezi kurmayı kolaylaştırıyor; zorunlu ARGE personeli sayısı yüksek teknolojili (biyoteknoloji, bilgi teknolojileri, gıda, ilaç ve tıbbi cihaz vs) ürünlerde 30’dan 15’e iniyor. ARGE personelinin dışarıda yüksek lisans ve doktora için geçirdikleri zaman da muafiyet kapsamına alınıyor.

Bu kararlar özel sektörde teknoloji üretiminin önünü açacak. Ayrıca, firmaların ürün geliştirmede ortak çalışmalar yapması (rekabet öncesi araitırma) desteklenmeye başlanıyor. Yüksek teknoloji alanlarında tematik teknoloji geliştirme bölgeleri kurularak odak ARGE yapıları tesis edilecek.

Finansal desteklere de önemli değişiklikler geliyor paketle. Teknogirişim desteklerinin tavanı 100.000’den 500.000 TL’na çıkartılıyor. Ayrıca, desteklere başvuru  süresi mezuniyetten sonra 5 yıl iken 10 yıla uzatılıyor. Teknogirişim desteğiyle teknoparklarda kurulan teknoloji şirketlerine yatırım yapan girişim sermayesi şirketlerine vergi indirimi sağlanıyor.

Son olarak, üniversite-sanayi işbirliğini geliştirmek için teknolojik araştırmalarda, döner sermaye kesintisi yüzde 15 seviyesine düşürülüyor. Yani, öğretim üyeleri, bu alanlarda özel sektörle gerçekleştirdikleri projelerden çok daha fazla gelir elde edecekler.

TÜBİTAK’ın hem üniversiteler hem de özel sektöre aktardığı araştırma bütçesi 2000’lerin başına göre bir kaç defa katlandı. Buna bakanlıkların ve KOSGEB gibi kuruluşların ARGE destekleri de eklenmeli. Yeni paket bunların üzerinde tasarım ve ARGE’yi özel sektör için daha da cazip hale getiriyor. Şimdi sıra sıra özel sektörde; özellikle de büyük özel sektörde.

Not: Terörü destekleyen malum bildiriyi kınıyorum. Yangın yerine onu söndürmeye çalışan itfaiyeciyi suçlamak kadar ters ve acı olan bu bildiriyi imzalayan akademisyenler PKK, DAEŞ gibi terör örgütlerini hoş göstermiş oluyor. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyetini, yurt dışında hak etmediği şekillerde gösteriyor. Çocuklarımız, kadınlarımız da dahil öldüren, göç ettiren ev ve altyapılarına zarar veren terör örgütünün yerine güvenliğimizi sağlayanları suçlamayı anlayamıyorum.

“Türkiye Rusya’ya yaptırım uygulayacak mı?”

Murat Yülek, 04.01.2016, Dünya

Rusya’nın Türkiye’ye uyguladığı ekonomik yaptırımlar yeni yılda yürürlüğe girdi. Bu yaptırımlar haklı bir sebebe dayanmıyor. Resmi demeçlere bakılırsa, amaç Türkiye’yi pişman etmek ya da cezalandırmak. Sebep her ne ise, sorunun diplomatik yollarla çözülmesi asıl yol olmalı. Ancak, Rusya’nın bu ‘sert’ tavrı Türkiye tarafında da benzer bir tepkiyi artık gündeme getirmeli. Diplomatik amaçlar için olsa dahi. Yani, Türkiye artık Rusya’dan yapılan ithalata karşı kendi yaptırımlarını hesaplamalı ve yakın zamanda uygulamaya koymalı.

Rusya tarafı, bazen komik duruma düşse de resmi ve gayriresmi yaptırımlarını, birer PR şovu eşliğinde yürürlüğe koyuyor. İthalat yaptırımları dışında, tutuklamalar, Rus şirketlerine Türk vatandaşlarını çalıştırma yasağı, Türk şirketlerine koyulan kısıtlamalar, karakutu sakandalı vs. Anlaşılan o ki, Rusya, ülkesindeki Türk işadamları yatırımlarına daha da büyük tehditleri el altında tuttuğunu da Türk yöneticilere hissettiriyor. Rusya, Türkiye’nin güneyinde, birçoğu doğrudan sivil halkı hedef alan acımasız saldırılarına da devam ediyor. Bu yaptırım ve saldırıların ne kadar süreceği belirsiz.

Rusya’nın ekonomik yaptırım ve tehditlerine karşı Türkiye enerji tedarikini çeşitlendirerek cevap veriyor. Bu, kısa değil ama uzun vadede Rusya’ya önemli zarar verecek bir politika. Rusların ise kendileri açısından bu durumun ortaya çıkartacağı risklerin ne kadar farkında olduğu yine belli değil.

Ancak, Türkiye daha kısa vadeli tedbirleri de hesaplamaya başlamalı ve bunu basına açıklamalı. Bunların başında, yukarıda bahsediği gibi Rusya’dan yapılan ithalatın alternatif ülkelere kaydırılması geliyor. Aşağıdaki tabloda, Türkiye’nin Rusya’dan yaptığı ithalat rakamları görülüyor.

Türkiye’nin Rusya’dan yaptığı ithalatın büyük kısmı enerjiye dayanıyor. Ancak, enerji dışında da hatırı sayılır bir ithalat var. Demir çelik, aluminyum, hububat, yağlı tohumlar, gübreler, plastik ve mamulleri, ağaç, ahşap ürünleri, kağıt ürünleri.  Bu ürünler ve miktarlar, Rusya’daki çifçiler ve şirketler açısından  pek de önemsiz değil. Dahası, bunların büyük kısmı, Ukrayna, Kazakistan başta olmak üzere başka ülkelerden de tedarik edilebilir. Hatta, yağlı tohumlar, hububat vs Türkiye’de de rahatlıkla üretilen ürünler.

 

Türkiye’nin Rusya’dan İthalatı

Ana Kalemler

2014

2015 (9 ay)

Tarım, Gıda (hububat hariç) 14,789,314 25,790,270
Hububat 1,451,392,056 654,968,655
Yağlı tohum, sıvı ve katı yağlar 1,012,627,896 653,976,911
Mineral yakıtlar, yağlar, kimyasallar 16,945,148,450 10,318,120,616
Gübreler 363,275,927 150,455,666
Plastik ve mamulleri 118,735,432 103,487,732
Deri, kürk 1,880,587 1,185,421
Ağaç, ahşap eşya, karton, kağıt 380,338,458 276,972,150
Tekstil, hazır giyim 11,609,448 9,074,349
Taş, alçı, çimento 2,792,903 4,792,934
Makine, ulaştırma araçları, elektrikli makineler 46,605,978 30,339,948
Mobilya 1,589,380 317,513
Demir çelik 2,689,168,658 2,222,053,562
Aluminyum 1,108,816,394 643,264,696
Toplam 24,148,770,881 15,094,800,423

Ekonomisinin daraldığı ve enerji fiyatlarının düştüğü bir ortamda, bu kalemler Rusya için oldukça önemli. Türk basınına yansıyan haberlere göre Rusya Başbakan Yardımcısı Rogozin geçen hafta kendi kendisini ayağından vururken diğer Başbakan Yardımcısı Arkadliy Dvorkovic de Türkiye ile ‘işbirliklerini devam ettirmek için’ Türkiye’ye yaptıkları buğday ihracatına bir kısıtlama getirmeyeceklerini açıkladı. Diğer açıklamalarında Türkiye’den Rusya’ya yapılan ihracata koyacakları sert yaptırımlardan bahseden Dvorkovic’in Rusya’nın Türkiye’ye ihracatı konusunda bu son açıklaması Türkiye’de de Rusya’da kimseye sürpriz olmamıştır eminim.

Türk Hükümeti Rusya’dan yaptığı ithalatı hangi alternatif ülkelere kaydıracağını acilen basınla paylaşmalı. Türkiye, Rusya ile ekonomik ilişkilerini düzeltmek istiyor. Bu her iki ülke için de gerekli.  Ancak anlaşılıyor ki, bu aşamadan sonra ilişkilerin düzelmesi, ekonomik unsurların Türkiye tarafından da masaya konduğu “hardball” diplomasisi gerektiriyor.