Archive for January, 2017

Sokak satıcıları girişimcidir; destek olalım

Murat Yülek,02.01.2017, Dünya

Acı bir terör olayıyla başladığımız 2017 yılının hem Türkiye hem dünya için çok iyi bir yıl olması dileğiyle başlıyorum yazıma.  Kalkınmacı devletin en önemli görevlerinden birisi istihdam sahalarını geliştirmektir. Asıl hedef yüksek ücretli istihdam alanlarıdır. Ancak Türkiye gibi büyük bir ülkede bunu başarmak kolay değil; ve bu hedefe ulalmak uzun zaman gerektirir. Benim hesaplarıma göre, Türkiye’nin mevcut demografik yapısında, iş gücüne katılım oranı artırılarak, şu anda işgücü havuzunda gözükmeyen, ancak çalışabilecek 15 milyondan fazla kişiye istihdam sahası açmamız gerekiyor. Bunların içinde, yazılım mühendisleri olduğu gibi, ortalama eğitim seviyesinin 7 yıl olduğu bir ülkede eğitim ve beceri seviyesi düşük milyonlarca insanımız var.

İstihdam sahası açmak devletin görevidir. Ancak günümüzde serbest piyasa ekonomisinin hüküm sürdüğü bir ülkede devlet toplam istihdamın çok az bir kısmını doğrudan kendisi açıyor. Örneğin ülkemizde toplam istihdamın yüzde 10 kadar bir kısmı kamu bordrosunda gözüküyor. Dolayısıyla, serbest piyasa ekonomisinde devlet istihdam üretme görevini (ki bu sosyal bir görev) özel şirketlere tevdi ediyor. Bir başka deyişle, şirketler sosyal bir görevi yerine getiriyor. Devletin görevi, istihdam alanı açma sorumluluğunu verdiği şirketlerin önünü açmaktır.

Özel sektör şirketleri ve kamu yeterince iş sahası açamazsa, helalinden ekmek parası kazanmak isteyen insanların sokak satıcılığı ya da işportacılık gibi alanlara yönelmesi de normaldir. OECD’nin önceki bir çalışmasında Türk insanının bu anlamdaki girişimciliğinden bahsediyordu. Kalkınmacı devlet bu durumda bu insanlara ceza kesmek yerine halkın bu alandaki gelir üretme imkanlarını düzenler ve artırır. Daha iyi iş imkanı bulamayan, ancak dilenmek ya da kötü yola da düşmek istemeyen kişiler sokak satıcılığı yapabilir. Bunda bir mahzur görüyor muyuz?

Yapılması gereken, belediyelerin sokak satıcılığı yaparak doğrudan istihdam üretmek ‘sosyal görevini’ üstlenen bu insanları kayıt altına alması, onlara uygun yer göstermesi, sattıkları hizmet ya da malları ve satış şekillerini standart ve denetim altına almasıdır. Bu arada, tüm şehirlerimizde ve özellikle İstanbul gibi tarihi ve kültürel zenginliği olanlarda, resmi sokak satıcılarının tezgahları, mekanları da bir görsel tasarıma tabi tutulmalıdır. İstanbul’a gelen turistler simit aldıklarında dahi İstanbul’un kültürel zenginliğinin görsel yansımasını tecrübe etmelidir. Yerel yönetimlerin bu ‘düzenleme’ görevi çok önemli.

Girişimcilik desteği ve eğitimi veren KOSGEB de bu hizmetlerini sokak satıcılarına da yaygınlaştırmalıdır. Yüzde 80’i şehir ve kasabalarda yaşayan halkımızın, sokak satıcıları eliyle hem hayatlarını kolaylaştırmalı hem de meşru kazanç kapıları açmalıyız. Alışveriş merkezlerinde koridorların kiraya verilmesi gibi, bu dönüşüm belediyelerimize ilave gelir de getirebilir. Tabii işgaliye ücretlerini abartmamak kaydıyla.

Oysa, basına yansıyan yönüyle bakarsak işportacılar oldukça baskı altında. Daha geçenlerde sivil bir zabıtanın bir sokak satıcısını darp etmesine basında bol bol yer verildi. Merkezi ve yerel yönetimlerimizin sokak satıcılarını düşman olarak tanımlamaları büyük bir sosyal hatadır. Görev düşen sadece merkezi yönetim ya da yerel yönetimler değil. Genç işletmeci Ömer Mahir İrdam halka da görev düştüğünün altını çiziyor, büyük süpermarket yerine küçük bakkaldan ya da sokak satıcısından alışveriş etmek sosyal dokuya fayda sağlar diyor.

Not: Dünya Gazetesi’nde 2005 yılından itibaren bu köşede yazıyorum. Kovayı boşaltmak için önce doldurmak gerekiyor. Yazılarım bu günden itibaren ayda bire inecek. Bu yeni düzenlemeyi kabul ettikleri için Dünya Gazetesi yöneticilerine teşekkür ediyorum.

 

Sıradışı Yıl 2016

Murat Yülek, Ocak  2017, Derin Ekonomi

2016 yılı ekonomik ve siyasi açıdan sıra dışı bir yıl oldu. Uluslararası siyasi risklerin, deyim yerindeyse tavan yaptığı bir yılı geride bıraktık. Bunlar yetmezmiş gibi bir de darbe teşebbüsü yaşadı Türkiye. Bu gelişmeler 2016 yılında Türk ekonomisi üzerinde önemli menfi etkiler oluşturdu.

Yıla, düşürülen savaş uçağının gölgesinde bir çıkmaza giren Türk-Rus ilişkileriyle başladık. Bozulan ilişkilerin en önemli kurbanı ekonomi oldu. Rusya Türk ihraç ürünlerine çeşitli zorluklar ve yasaklar getirdi. Bu özellikle turizm ve Akdeniz bölgesinde üretilen yaş sebze ve meyvelerin ihracatı açısından güçlükler çıkarttı Türkiye’ye. Türkiye’nin en büyük turizm pazarını oluşturan Rusya’dan gelen  turist sayısının düşmesiyle özellikle Akdeniz’deki turizm işletmelerimiz sıkıntıya girdi. Toplamda, Rusya ile yaşanan problem ihracatın 2016 yılında yavaşlamasına sebep oldu.

Türkiye Rusya Krizi sırasında Rusya’ya karşı ekonomik yaptırım uygulamadı. Rusya, enerjinin  dışında, Türkiye’ye tarım, maden ve metaller gibi ürünlerde yüksek miktarlı ihracat yapıyor. Rusya’nın Türkiye’ye bu ürünlerdeki ihracatı, normal yıllada Türkiye’nin Rusya’ya toplam ihracatının iki katına yaklaşıyor. Rusya’nın Türkiye’ye ihraç ettiği ürünlerin Ukrayna gibi başka ülkelerden de kolaylıkla tedarik edilmesi mümkün. Bu yüzden Türkiye’nin elinde de Rusya’ya karşı ekonomik yaptırım uygulama şansına sahipti. Ancak bu kozunu kullanmadı.

Yılın son çeyreğinde Rusya Türkiye ilişkileri iyileşti. Bu sayede, 2017’den itibaren ihracat ve turizm gelirlerinde artışlar olacak. Ancak, kaybın ne ölçüde telaafi edileceğini şu anda bilemiyoruz.

Türkiye 2016 yılında bir de darbe teşebbüsü yaşadı. Fetö terör örgütünün bu teşebbüsünün ekonomiye maliyeti ağır oldu. Ekonomik ve siyasi güven düştü. Şirketlerin yatırım kararları ertelendi. Özel tüketim düştü. Bunların neticesinde, darbe teşebbüsünün yaşandığı üçüncü çeyrekte Türk ekonomisi yüzde 1,8 oranında daraldı. Dördüncü çeyrekte de yavaşlama devam ediyor. Hükümet tarafından alınan tedbirler teşebbüsün kalıcı etkilerinin ortadan kaldırılmasını hedefliyor.

2016 yılının bir diğer özelliği ise yoğun terör idi. Türkiye, PKK’ya ve DAEŞ’e karşı büyük bir harekat başlattı ve netice aldı. Buna karşılık bu örgütler Türkiye’deki terör eylemlerini artırdılar. Bir taraftan halkı terörize etmeyi, diğer taraftan da ayakta kaldıklarını göstermek amacını güden örgütler az sayıda insanla çok gürültü çıkartacağını umdukları eylemlere giriştiler. Bu eylemlerin de ekonomi üzerindeki etkisi menfi oldu. Ancak hükümet ve güvenlik güçlerinin kararlılığı devam etti. Halkın da terörün bitirilmesine yönelik kararlı tavrı ekonomideki istikrarın bu şartlarda olabileveği kadar güçlü devam etmesine katkıda bulundu.

Avrupa Birliği ile ilişkilerin kötüleşmesi ve Avrupa Parlementosu’nun kararı, Türkiye’nin harici ilişkilerini zorlayan bir başka unsur oldu. Türkiye, Avrupa Birliği’nin teröre karşı tavır almasını istemeye devam ediyor. Ancak Avrupa Birliği’nde bu konuda net bir tavır oluşamıyor. Bu arada, Avrupa Birliği 2016 yılında Brexit oylamasından ve İtalya Başbakanı Renzi’nin istifasından sonra tarihinin en zor dönemlerinden birisini yaşıyor. Avrupa Birliği’nin geleceği hakkında hem Avrupa’da hem de dışarıda kamuoyunda önemli soru işaretleri var. Almanya, Fransa, Hollanda gibi ülkelerde yükselen ırkçılık ve yaklaşan seçimler Avrupa’nın uzun dönemli istikrarı hakkında benzer soru işaretlerin ortaya çıkartıyor. Tüm bunlar, bir Avrupa ülkesi olan ve bunlarla yakın ekonomik ilişkileri olan Türkiye’yi 2016 yılında etkilediği gibi önümüzdeki dönemde de etkilemeye devam edecek.

Amerika’da Donald Trump’ın seçilmesi Kasım ayından itibaren dünya piyasalarıyla birlikte Türkiye’yi de etkiledi. ABD’de kısa dönemde büyümenin artması beklenirken orta uzun dönemde zorluklar artacak. Orta-uzun vadede ABD’nin bir borç sıkıntısı yaşama olasılığı bugün dünküne göre çok daha olası görünüyor.

Yükselen dolar endeksi ve ABD’deki hem piyasa hem Fed faizleri Türkiye’de de borçlanma maliyetlerini artırdı. OPEC kararı sonrası petroldeki artışlar ise Türkiye açısından hem olumsuz hem olumlu etki gösterecek. Petrol zengini Rusya, Azerbaycan ve Ortadoğu ülkelerinin gelirlerinin artması Türkiye’nin ihracatını destekleyecek. Buna karşılık, devam eden enerji bağımlılığı sebebiyle ithalat faturası ve cari açık da yükselecek.

Kısaca; 2016 zor bir yıl oldu. Jeopolitik ve ekonomik riskler yükseldi. Darbe riski de yaşayan Türk ekonomisinin direnci denenmeye devam etti. İyi haber, Türk ekonomisi 2016 yılından da başarıyla çıktı. Kötü haber, 2017 yılı da 2016’dan daha iyi olacak gibi görünmüyor.