Archive for February, 2017

Cumhurbaşkanlığı Sistemi

Murat Yülek, 02.02.2017, Dünya

Nisan ayındaki referandumda halk uygun görürse Cumhurbaşkanlığı sistemine geçecek. Bu bir rejim değişikliği değil; Türkiye’nin siyaset ve ekonomisinin verimliliğini artırabilecek bir sistem değişikliği. Tabi, bir sistemin daha potansiyel olarak daha verimli olanla değişmesi tek başına başarıyı garanti etmiyor. Sistemi yürütecek olan insan kalitesi başarının asıl belirleyicisi olacak.

Türkiye Barolar Birliği anayasada yapılan değişiklikleri madde madde çıkartarak kullanım kolaylığı yüksek olan bir web sayfası hazırlamış. Buradan, toplam madde değişiklikliklerini kelime sayısı olarak ölçersek oldukça az sayıda değişiklik yapıldığı  görülüyor.

Anayasa’daki temel değişiklik yürütmenin başına başbakan yerine Cumhurbaşkanı’nın getirilmesi olarak özetlenebilir. Cumhurbaşkanı, bugün belediye başkanlığında olduğu gibi halk tarafından seçilecek ve icraatleriyle doğrudan sorumlu olacak. Üst düzey kamu görevlilerini o atayacak.

Siyaset bilimi ve iktisat alanında sık kullanılan ‘asil-vekil’ kuramı çerçevesinde bakalım. Bu değişiklik, asil (halk) ile vekil (burada yürütmeden sorumlu olan hükümet) arasındaki mesafeyi kısaltır. Vekilin daha sorumlu çalışmasını sağlar. Asilin de vekilin başarısını daha iyi denetlemesinin yolunu açar.Bu yönleriyle önerilen yeni sistem ABD’deki başkanlık sistemine oldukça benziyor. Kalkınma sürecini tamamlama ihtiyacında olan bir ülkede bu değişikliğin olumlu sonuçlar doğurması beklenir.

 

Benim açımdan ikinci önemli değişiklik, TBMM’nin, temel görevi olan yasa yapımına odaklanması. Bu ülkemizde yasamanın gücü ve verimliğini artırıcı bir değişiklik. Burada, benim önemli bulduğum ve daha önce de bu köşede gerekliliğini vurguladığım bir husus, bakanların parlemento dışından seçilmesi. Mevcut parlementer sistemimizde yürütmenin en önemli yetkilileri olan bakanlar yasa yapıcı olarak seçilen milletvekilleri arasından seçiliyor. Yürütme ve yasama yapması gereken yetkililerin aynı havuzdan seçilmesi, güçler ayrımı prensibine tamiri güç bir hasarı beraberinde getiriyor. Bu açıdan yeni anayasa tasarısı oldukça olumlu bir içeriğe sahip.

Mevcut anayasadaki kanun hükmünde kararnamelerin yerine yeni öneride Cumhurbaşkanı kararnamesi getiriliyor. Bu yasal boşlukların hızlı doldurulması açısından faydalı. Cumhurbaşkanlıpı kararnamaleri kanun-altı metinler olarak tanımlanıyor. Yani, kanunla çeliştiği yerlerde kararname hükümleri geçersiz oluyor.

Yeni anayasa tasarısı TBMM’nin Cumhurbaşkanı üzerindeki denetim gücünü de artırıyor. Değiştirilen 105 maddede, 600 milletvekilinin beşte üçünün gizli oyuyla Cumhurbaşkanı hakkında suç işlediği yönünde soruşturma açabilmesi sağlanıyor. Sonuçta üye tamsayısının üçte ikisinin (yüzde 67) oyuyla Cumhurbaşkanı yüce divana sevkedilebiliyor. Mevcut anayasada ise sadece vatana ihanet suçlamasında Cumhurbaşkanı üye sayısının dörtte üçünün (yüzde 75) oyuyla suçlandırılabiliyor.

Adalet sistemi açısından önemli bir kurul olan Hakim ve Savcılar Kurulu (eski HSYK) öneride 13 üye ve başkandan oluşuyor. Bunların şartları sağlayan 5 tanesi Cumhurbaşkanı, 7 tanesi ise TBMM tarafından seçilmesi öneriliyor. Mevcut sistemde 22 üyenin 4’ü Cumhurbaşkanı atarafından atanıyordu. Başkanlık sisteminin olduğu ABD’de üst mahkeme üyelerinin tamamı Cumhurbaşkanı tarafından öneriliyor; adaylar senatoda senatörler tarafından onaylandıktan sonra Cumhurbaşkanı tarafından atanıyorlar. Yani önerilen sistem ABD’ye göre Cumhurbaşkanı’nın gücünün törpülemiş.

Yeni sistemin getirdiği ana değişiklikler benim açımdan bunlar. Yeni sistem eğer iyi yürütürlürse Türkiye’ye fayda getirir.

 

 

ABD ile Türkiye arasında Serbest Ticaret Alanını Konuşalım

Murat Yülek,  Şubat 2017, Derin Ekonomi

Donald Trump Amerika Birleşik Devletleri başkanı oldu. Önümüzdeki 4 yıl dünyayı neler bekliyor? Şu anda görülen, Trump’ın kafasında iki kutuplu bir dünya var. Bir tarafta Anglosaksonlar ve Rusya diğerinde ise Çin. Diğer ülkeler büyük ölçüde önemsiz/‘irrelevant’. Trump’ın dünyasına hoş geldiniz.

Başkan Trump’ın ilk önemli kararı TPP sürecini durdurması oldu. TPP, Obama yönetiminin en önemli politikalarından birisiydi. Avrupa Birliği ile ABD arasında serbest ticaretin  önünü açması ve Atlantik Okyanusu’nun iki tarafı arasında yatırımların da artmasını ön görüyordu. Eşdeğer güç ve gelişmişlik seviyesindeki iki ekonomik alan arasında serbest ticaret ve daha çok yatırım her iki tarafın da işine yarayacaktı açıkçası.

Trump’ın yemin etmesinden önce Brexit’ten sert çıkış yapacağını açıklayan İngiltere’ye, hızlı bir serbest ticaret anlaşması önererek kucak açtı. Avrupa hakkında sert açıklamalara devam ederken bunu yapması Trump’ın kafasında bir Anglo-sakson birliği olduğunu gösteriyor. Bu tercihin sebebi henüz tam olarak belli değil.

Donald Trump tercihleri olan bir lider. İngiltere dışında Trump’ın diğer pozitif tercihleri arasında Rusya da var. En azından siyasi olarak ABD’nin Rusya ile yakınlaşacağı artık kesin gibi. Buna karşılık Meksika ve Çin konusunda Trump çekinmeden negatif tercihler ortaya koydu.

Türkiye konusunda ise Başkan Trump siyasi ve ekonomik tercihini pozitif kullanacak gibi görünüyor. Bu Türkiye açısından ne manaya gelir? Siyasi açıdan Türkiye’nin en önemli beklentisi Fetullah Gülen’in iadesi ve ABD’nin Suriye’de Türkiye’yi yalnız bırakan ve terör gruplarını desteklemesine son verilmesi. Her ikisi açısından da Başkan Trump ve ekibinden olumlu mesajlar alındı şu ana kadar. Bunların ne ölçüde gerçekleşeceğini zaman gösterecek.

Ekonomik açıdan ise Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin Trump döneminde nasıl bir şekil alabileceği henüz belli değil. Türkiye tarafı ABD’ye bir gündem önermedi. Başı oldukça kalabalık olan ABD tarafından da böyle bir gündem gelmedi. Türkiye’nin bu gündemi çalışması ve hazırlıklı olması gerekiyor. Bizce, olası Türk-Amerikan ekonomik gündeminin en önemli maddesi Türkiye ile ABD arasında bir serbest ticaret anlaşmasıdır. Türkiye ile ABD arasındaki ticaret her iki ülke açısından da önemsiz derece düşük. Türkiye-AB dış ticaret hacmi 130 milyar doların üzerindeyken Türkiye-ABD ticaret hacmi18 milyar dolar seviyesinde.

2002 yılından sonra Türkiye’nin ABD’ye olan ihracatı artmadı. ABD’nin Türkiye’ye olan ihracatı ise hemen hemen iki katına çıktı. Amerika Birleşik Devletleri Türkiye’ye uçak, otomobil ve makineler gibi yükte hafif pahada daha ağır ürünler satıyor. Ancak o da ABD’nin toplam ihracatı içinde oldukça küçük bir orana sahip. Dolayısıyla, her iki ülke de birbirleriyle ticaret yapmıyor denebilir. Karşılıklı yatırımlar da potansiyele oranla oldukça düşük seviyelerde.

Bu durum tersinden okunursa, ortada oldukça önemli bir potansiyelin olduğu görülüyor. Siyasi ilişkilerin derinleşmesine ekonomik ilişkiler de eşlik ederse önümüzdeki dönemde iki ülke arasındaki ticaret hızla artabilir. Trump’ın Avrupa ve Çin ile ilgili menfi tercihleri Türkiye ile ABD arasındaki ilişkileri güçlendirici etki yapar. Özellikle tekstil ve hazır giyim alanında. Trump, Meksika’nın aksine, İngiltere’yle olduğu gibi Türkiye ile ticarete olumlu bakacaktır.

Türkiye Trump’ın karşısına ilk baştan itibaren iddialı ve yüklü bir işbirliği gündemiyle çıkmalı. Obama döneminde Amerikan ticaret bakanı Türkiye’nin kamu malları satın alma pazarında ABD’nin oldukça düşük paya sahip olduğunu söylemişti. Aynı şikayet Avrupa Birliği’nden de gelmişti. Oysa Türkiye’nin hem ABD hem de AB kamu satın alma pazarından aldığı pay sıfır. Altını çizelim: sıfır. Dolayısıyla, Türkiye’nin bu konuda da her iki partnerine de söylececeği şey var.