24 Haziran 2013, Murat Yülek, Dünya

TBMM’ne sevkedilen 10. Beş Yıllık Kalkınma Planı, Türkiye’nin 2014-2018 dönemindeki ekonomik stratejilerini kapsıyor. Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu yıllarda daha çok sınai kalkınmayı kapsayan plan benzeri çalışmalar yapılmıştı. Sonrasında 1960’lı yıllardan itibaren Devlet Planlama Teşkilatı’nın da kurulmasına parallel olarak “planlı dönem” başladı. Plan-pilav tartışmalarının eşlik ettiği dönemin 1980’li yıllarda sona erdiğini söyşeyebiliriz. Ancak hem DPT varolmaya hem de planlar ve bunlara bağlı yıllık programlar yapılmaya devam etti. 2000’li yıllardan sonra ise Avrupa Birliği sürecinin başlamasıyla Türkiye’nin AB’ne taahhütleri de planlara parallel strateji dokumanları haline gelmeye başladı; işler biraz karıştı. Bu arada, Devlet Planlama Teşkiları daha çok bölgesel kalkınmaya odaklandı ve Kalkınma Bakanlığı ismini aldı.

Planlama, bir devlet için vazgeçilmez stratejik belgelerdir. Kamu sektöründe planlar; sadece sosyalist ülkelerde yapılmaz. Devlet bir kurumsal yapıya ve kaynak edinme ve bu kaynakları tahsis etme yetkilerine sahiptir. Dolayısıyla, şirketlerde, üniversitelerde, kar amacı gütmeyen kurumlarda olduğu gibi bir stratejiye ihtiyacı vardır.

Tabi, zaman çevre şartlarını değiştirdiği için 1960’lı yıllardaki mekanik/”numerik” planlama yaklaşımlarını bugün uygulamaya kalkarsanız hangi ülkede olursanız olun hata edersiniz.
Onuncu Kalkınma Planı’nın özel ihtisas komitelerinde de görev yaptığım için süreci bir ölçüde izleme imkanı buldum. Önceki planlarda olduğu gibi, Kalkınma Bakanlığı özel sektörün ve diğer paydaşların görüşlerini almaya özen gösterdi. Dolayısıyla, plan katılımcı bir yaklaşımla hazırlandı. Dış paydaş görüşlerinin temelinde, Kalkınma Bakanlığı’nın kendi içindeki uzmanlarının ayrıntılı çalışmalarıyla ortaya çıkartıldı plan.

Meclis’e sevkedilen metin, geçen hafta Dünya Gazetesi’nde ayrıntılı olarak kamuoyuyla paylaşıldı. Buna göre, Onuncu Plan dört ana aks üzerine oturtulmuş:

– Yenilikçi üretim – istikrarlı yüksek büyüme

– Yaşanılabilir mekanlar- Sürdürülebilir çevre

– Nitelikli insan – güçlü toplum

– Kalkınma için uluslararası işbiliği

Bu dört aksın, “zamanın ruhunu” yakaladığını söyleyebiliriz. Türkiye’nin son on yılda sağladığı makroekonomik temel ülkenin birinci sınıf ekonomiler grubuna girmesi için yeterli temel ortamı sağladı. Enflasyon oranları düştü, kamu maliyesi sürdürülebilir bir seyre sokuldu, kamu harcamalarının kalitesi artırıldı.

Ancak bu baz üzerinde ilk on ekonomi içinde girmesi için ciddi bir “Dönüşüm’ün” gerçekleşmesi gerekiyor. D harfini büyük yazdım. Bence bundan sonra Türkiye’de ekonomik gündemin bu ana kelime etrafında dönmesi gerekiyor.

Dönüşümün ve Cumhuriyet’in 100 yılı için konulan ilk 10 ekonomi hedefinin tutturulması için bu beş yıl önemli olacak. Belirlenen dört aks bu açıdan önemli. Eğitimden sağlığa, katma değerli sanayi ürünlerinde yalanılabilir kentlere kadar önümüzde alınması gereken uzun bir yıl var. İş yapma kolaylığı endeksinden, lojistik performans endeksine, Pisa skorlarından Dünya Rekabetçlik Endeksine kadar göstergelerimiz şu anda bizi ilk 10 ekonomi arasına taşıyacak seviyede değil. İlk 10 ekonomi arasına girebilmemiz için bu büyük dönüşümü gerçekleştirmemiz gerekiyor.