Murat Yülek, Küresel Bakış, Dünya Gazetesi, 4 Ocak 2010

Bu, eski bir IMF çalışanının IMF karşıtı bir yazısı değil. Sadece alınan ekonomik bir kararın mantığını sorgulayan bir iktisatçının merak ifadesi.
Küresel ve tarihi boyuttaki bir finansal krizin en zor kısmı, Türkiye’de finansal açıdan hiç bir zarar oluşturmadan geçti. Bu hükümetin, BDDK’nın ve Merkez Bankası’nın başarısı. Anayasa kitapçığının büyük boy döviz ve bankacılık krizlerine dönüştüğü yakın geçmişimizi hatırlarsak, şu anda içinde yaşadığımız durumun değerini daha iyi anlarız.
Krizin bizim ekonomimiz üzerinde iki ana etkisi oldu. Birincisi; bütçemiz bozuldu. Ancak karşılaştırmalı bakılırsa bizim bütçemizin durumu Avrupa’da az sayıdaki en iyiler arasında. İkincisi; reel ekonomimiz yıkıldı; ekonomimiz yüzde 6 daraldı ancak büyük sayılabilecek bir cari açığı da vermeyi başardık. Kendi ekonomimizde kriz görmemişken reel ekonomimizin bu kadar daralmasının ve eş zamanlı olarak cari açık vermemizin sebebi ise aşırı değerli TL.
İşte bu arkaplan vakiyken sorum şu: Krizi (hemen hemen) atlattıktan sonra hükümet neden IMF ile anlaşma imzalıyor?
Yani, alınan kararın sebebini anlamaya çalışıyorum. IMF ile anlaşma yapmanın olası getiri ve götürüleri aşağıda. Önce gelecekteki dönem ile ilgili bazı beklentilerimi (tekrar) paylaşayım:
• Bir yıldan fazla süredir altını çizdiğim gibi 2010 ve muhtemelen ondan sonraki bir-iki sene uluslararası finansal piyasalarda likiditenin (dolar, euro ve yen) bol olduğu dolayısıyla (sağlam borçlanıcılar için) borçlanmanın kolay ve maliyetininin düşük olacağı bir dönem olacak.
• Batı ekonomilerinde talep düşük kalacak. Bu, genel olarak bizim gibi kuru değerli ülkeler için işkence dönemi manasına geliyor. Kurunuz değerliyken eğer temel ihraç ürünlerinizin hedef piyasalardaki fiyat ve gelir elastikiyeti düşük ise mesele yok. Eğer tersiyse vay halinize; kazanan Çin olacak. Siz ise işsizlik ve yavaş büyüme yaşayacaksınız. Bir de iç piyasanız zayıfsa, üretiminizin artması için elinizde silah kalmıyor.

Şimdi IMF ile anlaşma yapmanın olası fayda ve zararlarına bakalım. IMF ile anlaşma ile sağlanacak faydaları ve sonuçları:
• Borçlanma maliyetinde, piyasalardan borçlanma alternatifine göre (az) bir miktar avantaj sağlanacak. IMF borçlanmasının (pahalı) iç borçlanmaya alternatif olduğunu düşünüyorsanız bu kez de SDR ile borçlanmanın kur riskini aldığınız için bunun risk primini de gölge maliyet olarak efektif borçlanma maliyetinizin üzerine eklemelisiniz.
• İMKB yükselmeye devam edecek. Ancak, İMKB bu sene reel ekonomiden neredeyse tamamen bağımsız olarak zaten altın bir yıl yaşadı. Endeks şu anda 2007 Eylül seviyelerinde. Endeksi, yatırımcıların ekonominin geleceğine yönelik rasyonel beklentilerinin göstergesi olarak kabul edersek , krizin reel etkilerinin ileri dönük olarak pek iç açıcı olmadığı, en azından belirsiz olduğu bir dönemde borsanın daha da yükselmesi köpük manasına gelmeyecek mi?
• “Güven” gelecek iç talep yükselecek. Ekonomi IMF’siz alternatife göre daha yüksek hızda büyüyecek. İnsanlar (bazıları) kendilerini daha iyi hissedecek. Ancak bundan temel faydayı bizim üreticilerimiz değil diğer ülke ihracatçıları sağlayacak. Cari açık mantıksız seviyelerde seyretmeye devam edecek.
IMF ile anlaşmanın zararları:
• Kur reel olarak değer kazanacak. Bir sene içinde TL/dolar paritesinde 1’li rakamları konuşmaya başlayacağız. Zira Türkiye’ye IMF anlaşması olmasa da bol yabancı sermaye girecek. IMF anlaşması da gerçekleşirse artan güvenle birlikte para ve sermaye girişi daha da hızlanacak. İhracatçı daha zor durumda kalacak. İthal mallarla yurt içinde rekabet eden sanayici de. Cari açık rekor kırmaya devam edecek. Kırılganlık artacak.
• “Krizi IMF desteği olmadan atlatmış olma” reputasyonunu elimizin tersiyle itmiş olacağız. Yani, “alelade” Doğu Avrupa ülkesi olacağız. Ukrayna’dan pek bir farkımız kalmayacak!

Kısacası, şu aşamada IMF ile anlaşma yapmak bünyemizi güçlendirici bir diyet değil, kendimizi kısa süreli iyi hissetmeye yarayacak bir enerji içeceğine benzer.

Son söz: IMF ile anlaşma imzalamaya ihtiyaç yok. Ancak, IMF tartışmasını lütfen artık daha fazla uzatmayalım. Yapılacaksa yapılsın. Birileri, “sebepsiz” yere IMF ile anlaşma yapıldığına göre “kamu dengeleri açısından acaba durum göründüğünden daha mı kötü” diye sormasın.
Not: Hürriyet Gazetesi’nin kaptan köşküne bir iktisatçı geçti. Hayırlı olsun. İçinde yaşadığı ülkesine, fildişi kulenin dışına çıkarak bakmayı başaran bir genel yayın yönetmenliği yapması dileğiyle başarılar diliyorum.