25.08.2013, Murat Yülek, Zaman

Geçenlerde yurtdışında yayınlanan bir araştırma Türkiye’yi dünyanın 20. ‘yumuşak gücü’ olarak tanımlamıştı. ‘Yumuşak gücü’ tanımlamanın zorluğu bir tarafa, bu tür araştırmalara ne kadar güvenilirlikle yaklaşmak gerektiğinin farkındasınızdır. Yine de Türkiye’nin, dünyanın en önemli yumuşak güce sahip olan ülkelerinden olduğu kesin.

Türkiye uzun süredir dünyanın en büyük ekonomilerinden birisiyken, ancak çok yakın zamanda dünyanın önemli ve takip edilen ülkeleri arasına girdi. Yani, böyle bir araştırma 10 yıl önce yapılsa Türkiye sıralamaya giremeyecekti. Bunun ekonomik sebepleri olsa da asıl sebebi Türkiye’nin kendine duymaya başladığı güven ve uluslararası alanda öncelere göre daha bağımsız politika izlemeye başlamasıdır. Sonuçta, eskiden olmayan bir durumla karşı karşıya dünya: “Türkiye ne diyecek; ne yapacak.”

Türkiye’nin dünya politikasında aktör hale gelmesi “her şey aslına rücu eder” şeklinde de düşünülebilir. Hem Osmanlı hem de bilinen diğer önemli Türk devletlerinin kendi dönemlerinde, o dönemdeki dünya siyasetinin en önemli aktörlerinden olduğuna şüphe yok. Ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun gerileyişi ve yıkılışı döneminde ortaya çıkan travma ve bu travma sonrasında imkansızlıklar içinde yeni bir başlangıç yapan Cumhuriyet’in erken dönemlerinde dünya siyasetinde ağırlığı azalmıştı. 1970’ler ve 1990’larda iç karışıklıklar ve ekonomik zayıflıklar altında Türk devlet adamlarının dünyayı düşünmesi zordu. Sonuçta, dış politikada büyük güçlerin çizdiği yörüngelerde dolaşmak zorunda kaldı Türkiye. Buna en önemli istisna’nın Kıbrıs çıkarması olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Ancak, bıçağın kemiğe dayandığı noktalarda Türkiye’nin büyük güçlere karşı çıktığını gördük.

Esasında büyük güçlerin yörüngesindeyken dahi Türkiye hep yalnızdı. Örneğin Ermeni baskıları hatta terörizmine karşı Türkiye hep yalnızdı. Tarihi, dini ve etnisitesi Türkiye’yi Batı’ya karşı hep yalnız bıraktı. Ortadoğu ve Asya’ya karşı ise her zaman değil ama genellikle kendisi duvar ördü. Bu bölgelerdeki suni yönetimler de Türkiye’ye pek yardımcı olamadı zaten.

Kıbrıs gibi konular Türkiye ile özellikle Batı arasında her zaman sorun olarak kalmaya aday meseleler. Kıbrıs’ta Türklere karşı yapılan katliam ve darbe ihtimaline karşı kılını kıpırdatmayan İngiltere (ve diğer Avrupa ülkeleri ve ABD) Türkiye’nin haklı ve zorunlu müdahalesini cezalandırmaya kararlılardı 1970’lerde. Bugünlerde İngiltere ile İspanya arasında tekrar nükseden Cebelitarık sorunu her iki ülkenin de Avrupa Birliği üyesi olması sürecinde hiç dert edilmedi. Hâlâ da büyük bir sorun olarak görünmüyor. Ancak Türkiye’nin nüfuz alanını genişletme ihtimaline karşı görünmez ama güçlü direnç 2004 yılında da, bugün de, yarın da Kıbrıs sorununun devam etmesine sebep olacak gibi görünüyor.

Kuzey Afrika’da on yıllar sonra demokrasiye ağır aksak da olsa geçişin, iki yılda 180 derece geriye dönmesi, bu ülkelere saatlerce demokrasi dersi veren Batılı ülke yöneticilerince görmezden gelinmesi Batı’nın, reel politiğe karşı aşınan değerlerini bir kez daha gösterdi. Ancak Türkiye’de, Türkiye’nin yalnızlaştığı da tartışılmaya başlandı.

Bu tartışmanın üslup açısından yapılması anlaşılabilir (daha az doğrudan mesajlar mı verilmeliydi, vs.) ancak Türkiye’nin “dış politikada yaptığı tercihlerden dolayı yalnızlaştığı” şeklinde yapılması yanlış. Zira, dünyada aktör haline gelmiş bir Türkiye’nin eskiden olduğu gibi, kendine ait prensipleri inşa etmemeye ya da kendini mümkün mertebe ifade etmemeye dayalı bir rotayı takip etmesi beklenemez.

Esasında Türkiye’nin ister istemez kendini gittikçe daha güçlü ifade etme gücü bana başka bir uzak ihtimali hatırlatıyor: Türkiye’nin etrafında yeni bir tarafsızlar hareketi oluşabilir mi?

Akbank’ın kısa film senaryosu yarışması

Akbank, gençler için kısa film senaryosu yarışması açmış; on yıldır devam eden Kısa Film Festivali kapsamında bu yıl “Tek tweet ile senaryo yazabilir misin?” çağrısı yapılıyor. Başvuru süresi 27 Ağustos’a kadar devam ediyormuş. Bu tür yeni ‘içerik’ yarışmaları gençlerin yaratıcı yönlerinin teşvik edilmesi açısından çok faydalı. Akbank’ı tebrik ediyorum; kısa film yarışmaları ülkemizde pek sık olmasa da yapılıyor, ancak kısa senaryo yarışmasını ben ilk defa duydum.

Turkcell’in telefonu T40

Bir tebrik de Turkcell’e. Daha evvel Aselsan, Raks, Başarı Elektronik gibi firmalar da akıllı olmasa da cep telefonu üretmeye çalıştılar. Ancak özellikle dağıtım kanallarına sahip olmadıkları için başarılı olamadılar. Turkcell Genel Müdürü Süreyya Ciliv, basına, geçen sene yerli telefonla 500 milyon dolarlık ticaret açığına engel olduklarını söylemiş. Yine de Turkcell’e bir sorum var. T40’ın geliştirilmesi ve üretimindeki yerli pay nedir? Turkcell T40’ı akıllı telefon ürünü değer zincirinde nasıl konumlandırıyor? Bu kısım basında yer alan haberlerden pek anlaşılmıyor.