30.09.2013, Murat Yülek, Dünya

Okullar açıldı. Ailelerin mutad okul alışverişleri yapıldı; yapılıyor. Türkiye’de K-12 okul sisteminde 12 milyona yakın çocuğumuz eğitim görüyor. Basit bir hesapla, öğrencilerimiz için sene başında yaptığımız kitap, kırtasiye, elbise harcamaları 5 milyar TL’yi buluyor. Sene içindekileri de eklediğiniz zaman bu rakam en az iki katına çıkıyor.

Geçen hafta elime geçen, Orta Anadolu İhracatçılar Birliği Genel Sekreteri Özkan Aydın’ın “İhracat Tacirleri” adlı kitabında, Türkiye’nin ihracat serüveni, ciddi bir gazete taramasıyla anlatılıyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından bastırılan kitabın 160. sayfasında 23 Teşrinisani (Kasım) 1934 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nden alınan bir reklam spotu yer alıyor.

Spotta “Kurşunkalemlerimizi artık kendimiz yapıyoruz. Ecnebi kalemleri nefasetinde, kurluni kopya ve renkli kalemlerimiz… Nurkalem piyasaya çıkmıştır” deniyor. Reklamda bir kurşun kalem ve altına büyükçe bir fabrika resmi de çizilmiş. Fabrikanın İstanbul Ayvansaray’da yer aldığı anlaşılıyor. Toptan satış yeri ise Sirkeci.

Bugün, okul ve kırtasiye malları pazarında ciddi bir ithalat bağımlılığımız var. Kırtasiyelerden satın alınan kalem, dosya, delgeç vs. ürünlerin hatta kağıt hammaddelerinin çok büyük kısmını ithal ediyoruz. Sanayi Bakanlığı tarafından yaptığı bir çalışma bu durumu geçen sene ortaya koymuştu.

Bu alandaki aşırı ithalatın üç sebebi olabilir. Birisi ürünün kalite ve marka algısı (algı diyorum çünkü gerçekle örtüşmeyebilir). İkincisi, üreticinin ulaştığı ölçek (çok ürettiği için düşük fiyatla satabilmesi) ve kapsam ekonomileri (ürün gamı). Üçüncüsü değerli kurun ortaya çıkardığı yerli ürünlere göre ilave ve haksız fiyat avantajı.

Dahası, özellikle yabancı dil kitaplarında aşırı fiyatlar uygulanıyor. Bu tür kitaplar “yeni metod” adı altında her yıl değiştiriliyor ve bunun sayesinde büyük çocuğunuz için aldığınız İngilizce kitabını küçük çocuğunuz kullanamıyor. Her çocuğunuz için yabancı basımevine kucak dolusu para ödüyorsunuz. Oysa, Almanya’da dahi yakın zamana kadar pahalı bir ders kitabı bir düzenlemeyle her yıl ayrı bir öğrenci nesline kullanılmış kitap olarak devrediliyordu. Amerikan Üniversiteleri’nde de “used book” satan resmi üniversite idareleri bulunuyor.

Sanayi Bakanlığı’nın araştırmasında, öğretmenlerimizin öğrencilerden istedikleri malzemelere maalesef marka belirttikleri de görülmüş.

Kitapta aynı yıllardan bu güne kadar bu tür çok sayıda haber alıntılanmış. 1 Ocak 1952 tarihli Hürriyet Gazetesi’ndeki haber: “Dış Memleketlere Portakal İhraç etmeye başladık”. Haber metni kısaca şöyle: ” Mersin’den Almanya’ya portakal sevkiyatına başlanmış ve bir şilep Hamburg’da bir firma için 1.000 sandık mal almıştır. Portakalın yabancı memleketlere sevkini Mersin’de yeni bir iktisadi hareketin başlangıcı addeden alakalılar, memleket namına bundan derin bir memnuniyet duyduklarını beyan etmişlerdir.”

Doğu Akdeniz’de narenciyenin ekonomik olarak ne manaya geldiği bu köşede Erzin ile ilgili makalede de kısmen tartışılmıştı. Şu anda tabii ihraç ürünümüz olarak gördüğümüz bu tür ürünlerin arkasında hep bir başlangıç hikayesi, gayreti olduğunu bilmek gerekiyor ki yeni hikayeleri yazabilelim.

Bu örnekler uzatılabilir. Sonuç şudur. Türkiye’nin ihracat ve yerli üretim kapasitesi oluşturmada “mikro” analiz ve politikalara ihtiyacı bulunmaktadır. Kamu ihalelerinde de. Bu da ayrı bir yazının konusu.