07.10.2013, Murat Yülek, Dünya

Çin Hükümeti’nin davetlisi olarak Şangay’dayız. Burada Kültür Bakanlığı ile Türk-Çin Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (TÜÇSİAD) düzenlediği Turkuaz Türk Kültürü ve Yemekleri Festivaline katılacağız. Festivale Pasifik Ülkeleri Sosyal ve Ekonomik Dayanışma Derneği de (PASİAD) destek veriyor. Programımız Pekin’de Dışişleri ve Ekonomi Bakanlarıyla görüşmeleri ve sonrasında Çin’in önemli sanayi bölgelerinden Şenzen’de Çin telekom teknlojisi şirketi Huawei ve havacılık şirketi Avic ziyaretlerini de kapsıyor.

Yeni Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping Çin’in uluslararası ilişkilerine önem veriyor. Şu sıralarda ASEAN ülkelerini ziyaret eden Jinping Çin’in kendi bölgesindeki artırmak istediği işbirliğini “İpekyolu” kavramı üzerinden kurguluyor. Örneğin, Jinping Asya-Avrupa ve Amerika ticaretinin neredeyse tamamının aktığı denizyolunu ASEAN’ın kendi içinde yetersiz buluyor ve “deniz ipek yolunun” kurulması ve güçlendirilmesinden bahsediyor.

İpek yolunun öteki ucundaki Türkiye ise 29 Ekim’de Marmaray’ı faaliyete açmayı planlıyor. Böylece, Başbakan Erdoğan ve Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın sık sık vurguladığı Şangay’dan Londra’ya kesintisiz demiryolu hattı gerçekleşmiş olacak. Bu altyapı üzerinden yük trafiğinin akması için şu ana kadarki ulaştırma politikaların aynı önemde ve güçte devam ettirilmesi gerekiyor.

Çin resmi rakamlara göre dünyanın ikinci büyük ekonomisi. Gerçekteyse muhtemelen dünyanın en büyük ekonomisi oldu bile. 800 milyonun üzerindeki işgücü Amerika’nınkinin beş Türkiye’nin ise 30 katının üzerinde. Çin ekonomisi ucuz oyuncakların değil, telekom, uzay ve uçak, kimya, çelik, otomobil teknolojilerinin ekonomisi. Dünyanın neredeyse tüm pazarlarında hem tedarik hem dağıtım ağlarını kurmuş bir şirketler kesimine sahip Çin. Dünyanın en iyi üniversiteleri arasında Çin üniversiteleri de yer alıyor.

Çin şirketleri artık önemli miktarlarda dış yatırım yapıyorlar. Türkiye’ye de Çin yatırımları reel alanlarda girmeye başladı. Örneğin lojistik ve telekom. Huawei’in Türkiye’de 350 kişilik bir Ar-Ge merkezi yatırımı yapmış olması da bunun bir göstergesi.

Çin ile Türkiye ilişkileri kapsam ve yoğunluk olarak oldukça sınırlı ve oldukça tek taraflı. Şunu kastediyorum. Çin Türkiye’yi, Türkiye’nin Çin’i tanıdığından daha fazla tanıyor. Ancak esasında her iki taraf da diğer tarafı pek az tanıyor. İşadamları tarafında Türkiye Çin’i tanıyor ancak kamu tarafında o kadar değil; Türk iş adamları Çin’den ciddi ithalat yapıyorlar; Çin’de üretim tesisleri açıyorlar. Dolayısıyla işadamlarımız Çin’i belli ölçüde tanıyorlar. Ancak, bu da tek taraflı bir tanıma esasında. Çünkü ithalatçılarımız tanısa da ihracatçılarımız o kadar tanımıyor Çin’i.

Kamu kesimimiz de öyle. Basit bir gösterge; Çin büyükelçiliğinde Türkçe’yi oldukça iyi derecede bilen senelerce Türkiye tecrübesine sahip diplomatlar yer alıyor. Bu, Çin’in sağlam bir Türkiye politikası oluşturmaya çalıştığının bir göstergesi. Türkiye açısından ise şu saptamayı rahatlıkla yapabiliriz: Türkiye’de ise sağlam bir Çin politikası henüz oluşturulmuş değil; siyasi yönleriyle de ekonomik yönleriyle de.

Dünyanın en büyük bir ya da ikinci ekonomisi konusunda sağlam bir politika oluşturmamış olmak önemli bir eksiklik. En basit neticesi ise Çin’e karşı Türkiye’nin verdiği ticari açık.

En az ticari açık kadar “bilgi” açığı da önemli. Katıldığımız Turkuaz Festivali gibi organizasyonlar bu açıdan önemli. TÜÇSİAD’ın organize ettiği ve benim de yeni haberdar olduğum bir başka organizasyon daha da önemli; “Çin’den Türkiye’ye 100 Entelektüel” projesi. Bu projede şu ana kadar Türkiye’yi ziyaret edenlerden Profesör Tang Hizeng samimi bir demeç vermiş ziyaretinden sonra: “Arap Baharı, bomba sesleri, derken, üzücü olan, Türkiye’yi gözden kaçırdım. Tozlu gözlüklerimi sildim ve artık Türkiye’yi izliyorum.”