10.11.2013, Murat Yülek, Zaman

Azerbaycan’da son dönemde think-tank’ler (“beyin merkezleri”) ve bunlara sağlanan kaynaklar giderek artıyor.

Bunların en önemlisi sayılabilecek “Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin” düzenlediği uluslararası konferans için Bakü’deyiz. Konferans “son dönüşümlerden sonra Arap ülkelerindeki siyasi, ekonomik ve sosyal değişiklikleri” tartışmak üzere Arap ülkeleri, Amerika, İsrail, İspanya ve Türkiye gibi ülkelerden davet edilen akademisyen ve hariciyecileri bir araya getiriyor.

Azerbaycan yönetimi bir taraftan Ortadoğu ile ilgili büyük çaplı bir konferansı organize ederek Bakü’nün bir platform haline gelmesine katkıda bulunuyor hem de Ortadoğu’daki gelişmeleri, neredeyse bütün önemli taraflardan konuşmacıları bir araya getirerek birinci ağızlardan dinlemiş oluyor. Tabii bütün tarafları bir araya getirince, tartışma da eksik olmuyor.

Görünen o ki, Arap Baharı’nın değdiği ölçek olarak en önemli ülke olan Mısır’da, 25 Ocak devrimini geriye döndüren 30 Haziran darbesi Ortadoğu’daki dengeleri daha uzun süre etkileyecek boyutta bir etki yaptı. Askerî bir darbe gibi gözükse de esasında siviller tarafından “azmettirildiği” artık aşikâr. Zira, binlerce yıllık şaşaalı Mısır tarihinin özellikle son yüzyılları büyük fakirlik içinde geçti. 20. yüzyıldaki milli diktatöryal yönetimler çok gerekli olan kalkınma süreci yerine ranta odaklandılar. Bu da Mısır’da gelir dağılımını bozdu. Çok zenginler ve çok fakirler; çok eğitimliler ve çok az eğitimliler ortaya çıktı. Bir başka deyişle diktatoryal rejimlerden faydalanan bir azınlık ve faydalanamayan bir çoğunluk üretildi 85 milyonluk ülkede.

Bu yüzden, Müslüman Kardeşler’in darbeyle devrilmesinin temel sebebinin, din etrafında konuşulanlar değil, eski sistemin güçlü kesimlerinin yeni Mısır’da güçlerini diğer kesimlerle paylaşmak konusundaki isteksizlikleri olduğunu söylemek yanlış olmayabilir. Bu kesimin, darbe öncesinde Mısır ordusunu “göreve çağırması” ve göreve gelen askerî yönetimi (içinde bu kesimden gelen sivillere de görev verildi) cansiperane savunuşu bundan olabilir.

Mısır’daki gelişmelerin, büyük güçlerin Ortadoğu politikalarını ve rekabet eksenlerini etkilemesi de olası. Eğer bu çıkarım doğruysa, Mısır, salt Mısır değil. Bölgedeki yeni dönem satranç tahtası oluşma sürecinde.

Herkes Amerikalıları suçluyor ama…

Büyük güç olmak zor; herkes tarafından suçlanırsınız. Konferansta Mısır’daki darbeyi destekleyen bazı Mısırlı konuşmacılar, Amerika’yı Müslüman Kardeşler’i desteklemek, darbeye destek vermemekle suçladılar. Bu konuşmacılara göre, Amerika, Müslüman Kardeşler’in yaptığı kötülükleri göremiyor ve yeni yönetime yardımcı olmuyordu. Bu konuşmacılara göre, Mısır ordusu “halk” tarafından göreve çağrılmıştı; 30 Haziran’da yapılan şey, bir askerî darbe değil 25 Ocak devrimi gibi bir devrimdi.

Diğer konuşmacılar ise Amerika Birleşik Devletleri’ni, darbeye verilmesi gereken tepkiyi vermemekle suçladılar. Liseden doktora eğitiminin sonuna kadar Amerika’da okumuş olan Müslüman Kardeşler temsilcisi de bunlardan birisiydi.

Amerika Birleşik Devletleri adına konuşmasa da oradaki düşünce tarzını konferansa taşıyan eski ve önemli bir Amerikalı hariciyeci, oldukça mütevazı ve dengeli bir görüşü ortaya koydu; Amerika Birleşik Devletleri bazılarının zannettiği sonsuz maddî ve bilgi imkânlarına sahip bir güç değil. ABD’nin ilerideki siyasi olayları önceden görebileceğini düşünmek gerçekçi değil. Dolayısıyla, ABD de, diğer ülkeler gibi, dünya olaylarını büyük ölçüde dikiz aynasından izleyerek tepki veriyor. Büyükelçi, ABD’nin Mısır’daki darbeye önemli bir kredi açtığını da gizlemedi; ABD’nin Mısır’da olanları “darbe” olarak nitelememesinin sebebinin Mısır’daki yeni yönetimle ilişkilerini devam ettirebilme isteği olduğu görüşündeydi. Zira Amerikan kanunları, darbeyle gelen yönetimlere askerî yardım yapılmasına engel oluyor.

Şu anda görülen o ki, Körfez bölgesi de dahil olmak üzere Ortadoğu’nun geleneksel olarak ABD’ye yakın yönetimlerinin ABD hakkındaki bu şikayetleri artıyor. Hatta, Mısır gibi uç yönetimler, Rusya ile flört etmeye başlıyor.

Ne olur?

Toplantıda, Müslüman Kardeşler temsilcisinin altını çizdiği fikri alıntılayalım: “Mısır ve bölgeyi 20 senelik bir siyasi karışıklık bekliyor, sonrasında ise Müslüman Kardeşler’in Mısır’da yönetime geleceği kesin.” Zira, eski yönetimler gibi yeni yönetimlerin de Mısır’da gerekli kalkınma sürecini başlatması imkânsız. Sadece Körfez bölgesi ya da diğer kaynaklardan gelen mali desteklerin de ülke ekonomisine uzun dönemli bir faydası olması zor.

Bölge zaten karışıklık konusunda on yıllardır oldukça cömert. Ancak ana başarısızlık demokratik alandan çok ekonomik alanda. Daron Acemoğlu ve James Robinson’ın bu köşede daha önce aktarılan analizlerini bölgeye uygulayabiliriz. Bölgedeki yönetimlerin çökmesi diktatoryal / tiranik olmalarından çok ekonomik olarak “kapsayıcı” (ya da “toparlayıcı”) değil “sömürücü” olmalarından kaynaklandığını düşünebiliriz. Bu iki iktisatçıya göre, “sömürücü” yönetimler, ülkedeki ekonomik pastanın azınlık bir kesime yönlendiren ülkenin kurumsal yapılarını oluşturuyorlar. Bu da kalkınmayı, yani pastanın daha da büyümesini engelliyor. “Kapsayıcı” yönetimler ise geniş halk kitlelerini, onların müteşebbisliklerini ve çalışma azimlerini, sisteme bütünleştiren ve pastadan hak ettikleri payı almalarına izin veren kurumsal yapılara izin veriyor. Basit ama halklarının büyük kısmı genç olan Ortadoğu’daki başarısızlığı açıklayıcı bir analiz.