17.11.2013, Murat Yülek, Zaman

Üçüncü Sanayi Şûrası önümüzdeki hafta toplanıyor. Şûra, ‘bakanlıkların, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının, meslek odalarının, işçi ve işveren sendikalarının, sivil toplum kuruluşlarının, sanayiciler ile ilim ve ihtisas sahiplerinin fikir, bilgi ve tecrübelerinden’ faydalanmayı amaçlıyor.

Sanayi Bakanlığı son dönemde genel sanayi stratejisinden başlayarak çeşitli alt alanlarda çeşitli strateji belgeleri yayınlamıştı. Sanayi strateji belgesinin ana teması ‘2023’e 10 Kala Orta ve Yüksek Teknolojili Ürünlerde Avrasya’nın Üretim Üssü Türkiye’ olarak belirlenmişti. Şûrada, hem stratejiler hem de bunların uygulamaları tartışılacak.

Sanayi, kaybedilmemesi gereken bir sektör. Sanayi kaybetme (deindustrialization) tartışmalarının en yoğun yaşandığı ülkelerden olan Amerika şu anda dünyanın en büyük sanayi katma değerini üreten ülke. Amerika Birleşik Devletleri senede iki trilyon dolarlık sanayi katma değeri üretiyor. Bu rakam, Türkiye’nin GSYH’sının iki buçuk katına denk geliyor ve Çin’den sonra dünyanın ikinci büyük sanayi üretimi rakamı. Buna karşılık yüzölçümü 700 kilometrekare olan Singapur dahi sanayi üretimini devam ettirmeyi bir stratejik hedef olarak kabul ediyor.

Dahası, sanayi ürünleri, dünya ticaretinin en önemli kalemlerini oluşturuyor. On sekiz trilyon dolar seviyesindeki dünya ihracatının 3,3 trilyon doları petrol ve gaz başta olmak üzere enerji ile ilgili kalemlerde, 550 milyar dolardan daha az kısmı birincil tarım ürünlerinde oluşuyor. Dünya ticaretinin kalan yüzde 80’i sanayi ürünlerinden oluşuyor. Bunun içinde tarımsal sanayiye dayalı olan ürünler de var.

Sanayi üretimi ve bundan doğan sanayi ihracatı o kadar önemli ki, Allah vergisi petrol ve gazı satan ülkelerin toplam enerji ihracat gelirleri 3,3 trilyon dolarken, tabii kaynaklara dayanmayan elektronik ürünlerin ihracatçıları çok daha düşük tonajla toplam 2,1 trilyon dolarlık ihracat geliri elde ediyorlar. Rakamı tekrarlayalım; 2,1 trilyon dolar. Tasarrufçu Alman ve Japon ekonomileri ihracat, yani sanayi ihracatı, sayesinde ayakta duruyor. Her ikisi de aşırı ihracat temayülleri yüzünden özellikle Amerika’nın hedef tahtasında. Çin ekonomisinde ise sosyal ve ekonomik dönüşüm 25 yıldır sanayi ihracatı tarafından finanse ediliyor.

Türkiye bu konuda fakir olmasa da tabii kaynak zengini bir ülke değil. Dolayısıyla, Türkiye’nin istihdam, üretim ve ihracat yapabilmesi için iki alternatifi var. Sanayi ve hizmetler. Ancak, hizmet ihracatı, mal ihracatına göre hacim olarak oldukça düşük. Hızlı büyümesine rağmen, dört trilyon dolarlık dünya hizmet ihracatı şu anda mal ihracatının yüzde 25’inin altında. Bunun da yarısı lojistik (navlun) ve seyahatten (turizm) oluşuyor.

Bunlar göz önüne alındığında sanayinin ülke açısından istihdam, üretim, gelir (hem hanehalkı hem de devlete) ve döviz kaynağı olduğu daha kolay görülüyor. Türkiye’de sağlıklı sanayi stratejileri tasarlanması ve uygulanması bu yüzden önemli. Sanayinin rekabetçiliğini devam ettirebilmesi için hem verimliliğini, hem yenilikçiliğini hem de markalaşmasını güçlendirmesi gerekiyor. Sanayi kesiminin üniversitelerle ilişkiler hem öğretim hem araştırma-geliştirme açısından güçlendirilmesi gerektiği zaten biliniyor. Ancak ne sanayi ne de üniversite bu konuda mesafe almış değil. Kamu kesimi, yenilikçiliğe verdiği destekleri son yıllarda çok artırdı. Özel sektörde, özellikle büyük özel sektörde ise Ar-Ge temelli büyüme anlayışı yerleşmiş değil. Şirketlerimiz Ar-Ge’yi tanımıyor, kullanmıyor. Kamu kesiminin de verdiği destekleri bürokratik gereksizliklerden arındırıp, özel sektörün doğru projelerine yönlendirmesi ve daha kolay erişilebilir hale getirmesi gerekiyor. Tabii bunun kadar önemli olan da bu desteklerin etkilerinin izlenmesi, değerlendirilmesi ve sonraki politikaların tasarlanmasında kullanılması.

Sanayi Şûrası’nda bunlar tartışılacak.

THY ve Türkiye’nin havacılık sektörü dünya gündeminde

İstanbul Atatürk Havaalanı 2007-2013 arasında küçük Abu Dhabi Havaalanı bir tarafa bırakılırsa Avrupa ve Ortadoğu’nun en hızlı büyüyen havaalanı oldu. Sabiha Gökçen de pek geride kalmıyor. Son dönemde Türkiye, havacılık alanında dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi. Dünyada en çok ülkeye uçan havayolu olan THY, son on senede yolcu sayısını dört katına, uçtuğu şehir sayısını yaklaşık iki katına çıkardı. Financial Times, geçen hafta Türk havacılığının bu gelişmesinin Türkiye’nin siyasi ve diplomatik hedeflerine paralel gittiğinin altını çizmiş. Yazıda Kadir Has Üniversitesi’nden Doç. Dr. Serhat Güvenç’in “THY, Türkiye’nin okulları, yatırımları ve menfaatleri olan yerlere uçtuğu” görüşüne yer vermiş. Yani, Türkiye’nin vizyonu ve hedefleri büyüdükçe THY de büyüyor; THY Türkiye’yi, Türkiye de THY’yi güçlendiriyor. Financial Times, bu hızlı büyümeye rağmen, THY’nin Avrupa’nın üçüncü en kârlı havayolu olduğunun da altını çizmiş. Yeni açılan hatların geri dönüşünün bu kadar hızlı olması büyük bir başarı. Tüm bunlara paralel olarak THY, kalite olarak da Avrupa’nın en iyi havayolları arasında. Hem hizmet hem yemek kalitesi açısından THY kendini rakiplerinden ayrıştırıyor.