25.11,2013, Murat Yülek, Dünya

2012 yılı Aralık ayında göreve gelen Japonya’nın yeni Başbakanı Abe’nin seçimleri kazanmasında agresif politikalarla Japonya’nın deflasyondan kurtulması önemli rol oynadı. Japonya 1990’lardan itibaren içine düştüğü ve literatüre kazandırdığı “Japon tipi durgunluktan” muzdaripti. Dünyadaki finansal kriz de, Almanya gibi ihracata bağımlı bir ekonomi olan Japonya’ya büyük zarar vermişti. Japon ekonomisi 2008 yılında yüzde 1, 2009 yılında ise yüzde 5,5 oranında küçüldü. 2010 yılında yüzde 4,7 büyüse de, 2011’de tekrar daraldı (yüzde 0,6). 2012 yılında yüzde 2’lik büyüme kaydetse de Japon ekonomisinin büyüklüğü hala 2007 GSYH’sinin altındaydı. Dahası, 2012’nin iki ve üçüncü çeyreklerinde ekonomi teknik olarak durgunluğa girdi (iki çeyrek üstüste daraldı).
Başbakan Abe, danışmanı Yale Üniversitesi eski hocalarından Koichi Hamada eliyle “üç ok” politikasını uygulamaya koyarak Japonya’yı deflasyon riskinden uzaklaştırmayı hedefliyordu. Bu oklar, (1) genişleyici para ve (2) maliye politikaları ve (3) yapısal reformları kapsıyordu. Seçimden önce yen, 2008 ortalarındaki 105 yen = 1 dolar seviyelerinden kademeli olarak 2011 sonlarında 75’lere kadar gerilemişti (değer kazanmıştı). Abe’nin seçimlerei kazanacağının belli olması ve Japon Merkez Bankası Başkanı’nın değişmesiyle dolar-yen’de hızla düzeltme yaşandı ve kur 100’lü seviyelere yükseldi (değer kaybetti).

Abe Başbakan olduktan sonra üç ok programının ilk iki okunu fırlattı; önce Japon tarihinin bir kerede en büyük parasal genişleme programını başlattı. Mekez Bankasına verilen görev enflasyonu yüzde 2’ye yükseltmekti. İkinci ok da yılın hemen başında atıldı: 110 milyar doların üzerinde bir maliye paketi açıklandı. Üçüncü ok olan yapısal reformlar konusundan henüz bir gelişme yok.

Japonya’nın genişlemeci politikalarının sonuçlarını neredeyse tüm dünya yakından izliyor. Bunun tek sebebi Japonya’nın büyük ekonomi olması değil. Dünyanın büyük ekonomilerinden birisi 20 yıldır yavaş giden ekonomisini agresif bir planla büyüme rayına sokmak isterken Avrupa’da “Japon tipi” (uzun dönemli) durgunluk tartışmaları yaşanıyor. Amerika’da ise, Fed parasal genişlemeyi düzeltmek istiyor ama bir taraftan kendi ekonomisine güvenemiyor, diğer taraftan ise artık Amerikan ekonomisi, daha doğrusu likiditesine, bağımlı hale gelen dünyanın kalan ülkeleri buna karşı çıkıyor. Dolayısıyla, ihracata dayalı (büyük) ekonomi olan Japonya’nın seyri yakından izleniliyor.
Abe politikalarının sonuçlarını değerlendirmek için henüz erken ancak, ara bir değerlendirme şunları gösteriyor. Aydan aya farklılık gösterse de, Japon ekonomisi için kritik değişken olan ihracatın ortalama olarak güçlendiği görülüyor. Ekonomik büyüme de buna bağlı olarak beklenen kadar olmasa da hızlanıyor; Japon ekonomisi dört çeyrektir pozitif büyüme kaydediyor. Kısa vadede bu kaznaımların sürmesi muhtemel.
Tabi bu arada parasal genişleme rekor hızla devam ediyor ve zaten kötü olan bütçe ve kamu borcu da başını almış gidiyor. Deregülasyona dayalı yapısal reformlar uzun vadede Japonya’nın sıkıntısı olan verimliliği yükseltebilirse kısa vadeli büyüme kazanımları daha sağlam bir baza oturacak. Tabi, eğer bu gerçekleşirse, bu kez maliy eve para politikalarının nasıl normale geri döneceğini konuşacak Japonya. Ancak bunu bizler muhtemelen göremeyeceğiz. Keynes’in dediği gibi, uzun vadede hiç birimiz bu dünyada olmayacağız.