Dünya Gazetesi, Küresel Bakış, 15 Kasım 2010

Atatürk “beni Türk doktorlarına emanet edin” demişti. Nitekim, İbn Sina başta olmak üzere tarih boyunca tıp alanında büyük dehalar çıkarmış olan Türkler, Cumhuriyet döneminde de iyi doktorlar yetiştirdiler. İster uluslararası bilimsel dergilerde çıkan makalelere, ister kendi geliştirdikleri tekniklere bakın, tıp alanında fena bir durumda değiliz.

Gel gör ki, koltuk değneği ve eşdeğer ürünleri bir tarafa bırakırsak karmaşık tıbbi cihazlar konusunda aynı başarıyı gösteremiyoruz (ya da ben öyle zannediyordum). Oysa tıbbi cihazlar önümüzdeki on yıllarda ülkelere en çok para kazandıracak sektörlerin başlarında geliyor. Neden? Çünki dünya insanının geliri, sağlık bilinci/düşkünlüğü artıyor. Dahası, hayat beklentisi uzuyor ve yaşlı insanların sağlık ihtiyacı gençlerden daha yüksek. Dolayısıyla önümüzdeki on yıllarda tüketim bütçesinden sağlığa ayrılan pay artacak.

Japonya, Almanya gibi ülkeler “hassas teknoloji” alanına giren bu sahadan çok para kazanıyor ve kazanacak. Toshiba, Siemens gibi firmalar sağlık alanında önümüzdeki dönemde büyük gelir bekliyor.

Ya Türkiye?

Kilosu 10 doların altında markasız tekstil ürünleri ihracatıında bizim için deniz bitti. Türkiye ancak “pahalı mal” satarak “zengin olabilir.” Yani, kişi başına gelirimizin artması verimlilik artışıyla birlikte hangi alanda üretim ve satış yaptığımızla doğrudan orantılı.

Yukarıdan sakın tekstil sektörünü küçümsediğim düşünülmesin (otomotiv sektörü de çok farklı değil esasında). Zira, tekstil sektörü şu anda ülkemizde önemli bir “sosyal görevi” ifa ediyor. Türkiye’de milyonlarca kişinin ekmek kazandığı bu sektör her zaman önemli olacak. Eğer şu anda tekstil sektörü bu “sosyal görevi” ifa ederek ülkenin en önemli istihdam ve döviz kaynaklarından birisi olmasa, sosyal güvenlikten emniyete, devletin üzerinde kalacak sosyal maliyeti bir düşünün.

Mesele, tekstilin bir taraftan bu sosyal görevi ifa ederken diğer taraftan ürün gamının “pahalı ucuna” doğru yani markalı/özellikli nihai ürünlere doğru kayması. Bu da yavaş yavaş olsa da gerçekleşiyor. Cevizin kilosunun 30 TL olduğu bir dünyada kilosu 7 dolara tişört üretip satmanın pek de tatmin edici olmadığını gören müteşebbislerimiz markaya doğru kaymaya başlaıyorlar.

Gelelim anjiyo cihazına. Türkiye’de bir şirketin kendi tasarımıyla anjiyo cihazı yapıp çok sayıda ülkeye ihraç ettiğini geçen hafta KOBİ A.Ş. Genel Müdürü Süleyman Yılmaz’ın davetine kadar bilmiyordum. KOBİ A.Ş., ortakları arasında TOBB, kamu sektörü ve Halk Bankası gibi aktörlerin olduğu bir risk sermayesi fonu. Türkiye açısından fark oluşturacak teknoloji sektörlerindeki KOBİ’lere ortaklık sermayesi koyuyor ve bu şirketlerin kredi maliyetlerinden ve zaman baskısından ari olarak büyümesini sağlamaya çalışıyor. KOBİ A.Ş. bir hayır kuruluşu değil. Yaptığı yatırımın neticesinde şirketin büyümesini, dolayısıyla değerinin artmasını ve bu sayede de yaptığı yatırımdan kar etmeyi amaçlıyor. Bir başka deyişle kar amacı güden ve piyasa disiplini altından çalışan bir kuruluş.

Süleyman Yılmaz’ın daveti, yeni ortak olduğu Ankara OSTİM’de kurulu EMD Medikal şirketineydi. EMD daha şimdiden 20 ülkeye tıbbi cihaz ihraç etmiş. Bunlar arasında anjiyo cihazları, böbrek taşı kırma cihazları başta olmak üzere değişik cihazlar var. Müşteri memnuiyeti mükemmel. Zira ihraç yaptıkları ülke ve hastanelerden devamlı yeni siparişler/”repeat order” alıyorlar. Kurucuları Bilkent ve Gazi Üniversiteleri mezunu başarılı mühendisler. ODTÜ başta olmak üzere değişik üniversitelerden mezun mühendis ve teknik elemanların da olduğu 60 kişilik bir takıma sahipler. Savunma sanayinde, F-16’lar için de dahil olmak üzere hassas ürünler üreten şirket, OSTİM’deki medikal ve savunma kümelenmelerinde de aktif rol oynuyor.

EMD Medikal ürünlerini Türkiye’de de satmaya başlamış. Türkiye’de henüz yurtdışında olduğu kadar tanınmıyor. Bu da, şu anda karşılaştıkları en önemli problem. Zira Türkiye ihmal edilebilir bir pazar değil. Bu alanda paradokslar da yaşamışlar. Avrupa firmaları tasarımı EMD’ye ait bazı tıbbi cihazları EMDye fason (OEM) ürettirerek kendi markalarıyla (ve tabi daha yüksek fiyatlarla) Türkiye’de satmışlar. EMD durumdan üzüntülü değil. Zira öyle veya böyle ürünleri satılmış oluyor.

Demek ki Türkler anjiyo cihazı üretebilir ve ihraç edebilirmiş. Atatürk kendisini Türk mühendislerine (ve Türk tıbbi cihazlarına) emanet etmekle yanlış yapmamış demek ki.