DÜnya Gazetesi, Küresel Bakış, 28 Mart 2011

İşine yarıyorsa kullan; yaramıyorsa bombala. Batının “değerler bazlı” dış politikasının temel prensibini böyle özetleyebilir miyiz?

Fransız Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı olur olmaz birçok ülkeyi gezerek zor durumdaki Fransız altyapı firmalarına iş istedi. Bunlar arasında Kuzey Afrika ülkeleri de vardı. Hani, şu diktatörler tarafından yönetilen ülkeler. Tunus’ta (ve Kuzey Afrika’da) olaylar ortaya çıktığı zaman, yani henüz Zeynel Abidin Bin Ali’nin devrileceği pek düşünülmediği zamanlarda, Sarkozy ve Fransız Hükümeti diktatörün yanında yer aldı. Fransız Dışişleri Bakanı Michèle Alliot-Marie ve Başbakan Fillon’un Tunus (ve Mısır) rejimiyle yakın ilişkiler içinde oldukları, bazı “hediyeleşmelerin” söz konusu olduğu anlaşıldı. Sonra Tunus’da diktatör devrildi. Yapılan siyasi hataya binaen Fransa’da da Dışişleri Bakanı istifa etti. Diktatör devrilmese Bakan istifa edecek miydi?

Sarkozy Fransız halkı tarafından başarısız bulunuyor; iç politikada zayıf. Çıkış yolu Libya saldırısıydı. Risk aldı. İlk aşamada istediğini aldı. Fransız kamuoyunun desteğini elde etti ve yaklaşan seçimlere doğru nadir bir skor kazandı. Fransız halkı önemli ülke olmanın tadını çıkarttılar birkaç gün. Lider ülke Fransa…

Orta Doğu haritasının yeniden çizildiği Sykes-Picot anlaşmasından beri sular bölgede durulmadı. Batılı güçlerin pek şikayet ettikleri Osmanlı yönetiminden batı ile iyi ilişki içinde ancak kendi halkına pek şiddetli davranan diktatoryal rejimler türedi bölgede.

“Durumu” düzeltmek için “saldıran” batının ne sonuca ulaşacağını merak ediyorsanız Irak’a bakın. Saddam zamanında öldürülenden kat kat fazla insan öldü 2003 yılından beri Irak’ta. Ülkenin geleceği belirsiz. Petrol geliriyle özellikle Kuzey Irak’taki “suni” gelişmeyi bir tarafa bırakırsanız, ne Irak halkı ne yöneticilerinin Irak’ın geleceğiyle ilgili en ufak bir fikirleri yok. Petrol dışında Irak ekonomisi diye bir şey oluşamadı. İnsan haklarını bir tarafa bırakın insanların can güvenliği dahi yok.

Böyle bir referans tecrübeye baktığınızda, Fransa’nın başını çektiği bir ittifakın Libya’ya, üzerinde anlaşılmış bir stratejiyi bırakın iyi tanımlanmış bir hedefinin dahi olmadığı saldırının sonunda Libya denilen ülkede neler olacağını tahmin edebiliyor musunuz? Kısa vadede bir şey kesin: çok sayıda can kaybı, telef edilen alt ve üst yapı, belirsiz bir siyasi ve ekonomik gelecek.

Buna karşılık, Fransa’da Sarkozy, İngiltere’de Cameron bir iç politika zaferi kazanmak istiyorlar. Libya’nın durumu sonradan belli olur nasıl olsa.

Munzam Karşılıklar

Geçen haftaki yükseltmeyle birlikte TL munzam karşılıkları birkaç küçük ülkeyi bırakırsak dünya standartlarına göre oldukça yüksek seviyelere çıktı ve Brezilya seviyesine yaklaştı. Merkez Bankası en son yükseltmeyle piyasadan 19 milyar TL çekeceğini umuyor.

Geçen hafta da yazdım. Kredi yavaşlamasını tek başına munzam karşılıklar ile hem zor hem maliyetli. İstenilen sonuca ulaşılması için munzam karşılıklarla oynamak yerine yeni araçlar ve yeni aktörler gerekiyor. Bunların başında kullanıcının kredi maliyetlerini yükselten vergi araçları geliyor. Bu aracın da kredi türü ve sektörel açıdan seçici olarak kullanılması ve bu aşamada temel olarak tüketici kredilerini hedeflemesi gerekiyor.