07.04.2014, Murat Yülek, Dünya

Geçen hafta, Nuh Grubu’nun düzenlediği Strateji Çalıştayı’nda grubun orta ve üst düzey yöneticileriyle bir araya geldik. Türkiye’nin ve bölgenin tek çatı altında en büyük kapasitelerinden birisine sahip olan Nuh Grubu, yeni Grup CEO’su Gökhan Bozkurt yönetiminde kabuk değiştiriyor. Strateji toplantısının amacı da grubun önümüzdeki dönemdeki stratejisi katılımcı bir anlayışla gözden geçirilmesi olarak belirlenmiş. Strateji Toplantısı’nda benden istenen şey dünya ve Türkiye ekonomisindeki son gelişmeleri tartışmamdı.

Türk ekonomisinin dünya ekonomisiyle entegrasyon süreci ilerledikçe, Türk şirketleri, hem büyükler hem de küçükler, dışarıdaki gelişmelerden çok daha yakından ve gecikmesiz etkileniyorlar. Bu, beraberinde fırsatlarla birlikte büyük riskleri de getiriyor.

Geçen hafta bu köşede Türk ekonomisinin seçim sonrasındaki gündemini konuşmuştuk. Kısaca özetlersek, normale doğru yönlenen TL reel değeri ihracatı tetikleyecek ama daha önemlisi ithalattaki ‘balonu’ alarak net dış talep üzerinden 2014 yılında büyümeyi olumlu etkileyecek. Şu anda piyasanın 2014 yılı büyüme beklentisi yüzde 3’ün altında.

Benim tahminim ise, net ihracatın olumlu katkısıyla, beklenmeyen bir şok ortaya çıkmazsa, iki seçim yaşanmasına rağmen bu yıl büyümenin yüzde 3’ün üzerinde çıkması. Yüzde 4’e yaklaşırsa kimseye sürpriz olmasın.

Basit bir aritmetikle, iç talep 2014 yıl toplamında hiç büyümese bile, net ihracattaki 25 milyar dolarlık bir düzelme (örneğin; Orta Vadeli Program’da hedeflenen 15 milyarlık bir ihracat artışı ile 10 milyar dolarlık ithalat düşüşü) 2014 yılında yüzde 3’lük bir büyüme manasına geliyor. Böyle bir senaryo, yılın kalan döneminde hane halkı ve şirketlerin güven seyri ve kurdaki rekabetçi kazanımların ne kadar muhafaza edileceğiyle yakından ilişkili. Bu açıdan, seçim sonrasında piyasalardaki rahatlamayla birlikte TL’nin güçlenmesi, esasında Türk ekonomisinin hayrına değil.

Gelelim Nuh Grubu toplantısında tartıştığımız 2014-2016 dünya ekonomisi resmine. Önce risk algısına bakalım. Tayland, Brezilya, Ukrayna / Kırım olayları ve tapering sürecine rağmen CDS primlerindeki nisbi yatay seyir toplam risk algısının çok da oynamadığını gösteriyor. Nitekim, yatırımcılar gelişmekte olan ülkelere geri dönüyor.

Draghi ve Abe / Kuroda para politikaları, FED bu sene tapering’i tamamlasa da yen ve avro likiditesinin piyasaya en azından 2015 sonuna kadar akacağını gösteriyor. Bu iki kaynak, FED’in, bilançosunu normale döndürme operasyonunun ters yönünde hareket edecek. 2014 ve büyük ihtimalle 2015 yılında da Amerikan Hazine kağıtlarının faizlerinin, FED politika faizlerinden bağımsız olarak yükselme riski, dolar enflasyonu beklentileri tarafından belirlenecek. Ancak Amerika’da önümüzdeki 3 yılda %1,5-2,0 bandının üzerine çıkmaması kuvvetle muhtemel.

Çin’deki yavaşlama ve problemler ve buna ilaveten diğer ülkelerdeki zayıf büyüme beklentileri emtia fiyatlarının, özellikle metallerin gevşeme olasılığını artırıyor. Bu da, Türkiye’den ABD’ye kadar bir çok ülkenin işine yarayacak bir ihtimal.

Avrupa’daki zayıf da olsa canlanma emmareleri de Türkiye’nin ihracatı açısından olumlu. Avrupa’daki bu yılki canlanma İspanya gibi çevre ülkelere de yansıyor.

Özet; Türkiye açısından 2013 zor bir yıl oldu. 2014 yılının ise, 2013 Aralık olaylarına, yıl içindeki iki seçime rağmen olumlu gidecek gibi görünüyor.