14.04.2014, Murat Yülek, Dünya

Türkiye’de sanayici olmak zor. Ama sanayi olmazsa Türkiye önemli bir istihdam kaynağından ve döviz gelirlerimizin büyük kısmından mahrum kalırdı. Ayrıca, sanayi sektörünün ‘bağlantıları’ ve ‘pozitif dışsallıkları’ oldukça yüksek. Yani, özellikle gemicilik, otomotiv ya da havacılık gibi sanayi alt sektörlerinin canlanması kendileri dışındaki alt sektörleri ve hizmet sektörünü de canlandırıyor.

Lafı tersaneciliğe getireceğim. Yukarıda da değinildiği gibi bu sektörün dışsallıkları ve bağlantıları yüksek. Yani, sektörün canlanması, ona tedarikçilik yapan diğer sanayi kolları üzerinde de olumlu etki yapıyor.

Yıllar boyu bu sektör, gazetelerimizde, işçilerin can verdiği korku alanları olarak yer etti. Oysa sektör zirve yaptığı 2007 yılında doğrudan 34 bin kişilik istihdam üretti. Muhtemelen en az bir o kadar da dolaylı istihdam ürettiği düşünülebilir. Muhtemelen diyorum çünkü maalesef ülkemizde bu tip etki çalışmaları pek yapılmıyor. Bu dönemde, Çin, Güney Kore, Japonya gibi devleri bir tarafa bırakırsanız Türkiye, gemi inşa kapasitesi 1 milyon DWT, tamir kapasitesinde ise 15 milyon DWT ile yukarılara yükseldi.

Ancak, Türk tersaneciliği 2007 yılından sonra hem dünya ticaretine paralel olarak gemi inşa pazarının küçülmesi hem de Uzak Doğu’dan gelen rekabet ve bu bölgede devletin tersaneciliğe verdikleri teşvikler sebebiyle daraldı. İstihdam 15 binler seviyelerine düştü.

Bu sektör sıkıntıda ve ‘bizler’ ona destek yerine köstek olmaya devam ediyoruz. Basından başlayalım; zira en önemli görev basına düşüyor. Tersanecilik, basınımızda işçi can kayıpları sebebiyle bir günah keçisi gibi sunuluyor demiştim; eğer istihdam sıfıra düşse tersanelerimizde hiç can kaybı olmayacak…

Basınımız, tersaneleri ‘cehennem’, Reina’yı, ya da alışveriş merkezlerini ‘dünyanın en mutlu mekanları’ olarak veriyor. Sonra da köşe yazarları olarak biz Türkiye’de rant ekonomisinden şikayet ediyoruz. İnsanlar tabii olarak bundan etkileniyor; durum ‘sanayici kötü / şeytan; eğlence merkezi patronluğu harika’ diye özetlense mübalağa olmayacak. Böyle sunulursa bu ülkede sanayici yetiştirebilir misiniz? Sanayicilerle konuşursanız en önemli sıkıntılarının iş gücü bulmada olduğunu söylüyorlar. Kalifiye olmayan bir işçi alışveriş merkezlerinde güvenlik memuru olmayı sanayi işçiliğini tercih ediyor. Mühendislik mezunu öğrencilerimiz de sanayi yerine finans sektöründe çalışmayı tercih ediyorlar.

Sanayicilerin kalifiye ve kalifiye olmayan eleman dışında çok sayıda diğer sorunları da var; en önemlileri sanayi girdi maliyetlerinin yüksekliği, Çin gibi ülkelerden gelen rekabet, iş ortamı, vergiler, iş mahkemeleri.

Sonuncusunu alalım. Yaygın bir inanç var Türkiye’de: İş mahkemeleri her zaman şirketi haksız bulur. Tabi sanayi şirketlerini de. Bunun da bir istatistiği yok ama sanırım doğru bir kanı. Sanayiciler de iş adamları da böyle düşünüyor: ‘İş mahkemesine giden bir çalışan her zaman kazanır.’ Peki işçi işveren ilişkilerinde haklı olan bir işveren yok mudur?

İstanbul Ticaret Odası, 59. Komite (makine aksamları) üyesi bir iş adamı başına gelenleri anlatıyor: Bir çalışanı işverenden habersiz olarak fabrikanın üst kısmındaki malzemeleri kendi adına topluyor ve eskicilere satıyor. Günün birinde yine bu işi yaparken düşerek sakatlanıyor. Mahkeme hemen hükmü veriyor: sanayiciye 260 bin TL ceza. Derdini hakime anlatamayan sanayici şimdi davayı temyize taşıyor.

Kamu kesimi de sanayiciye destekler sunuyor ama bazı diğer yardımları yapamıyor. En azından, sanayiciye dünyanın en iyi iş ortamını sunmamız gerekiyor ki bu zor sektör Türkiye’de gelişsin. Finansman maliyetleri, kurlar, diğer ülkelerin (özellikle Uzak Doğu) kendi sanayicisine sağladıkları teşviklere karşılık hiç değilse kendi sanayicimizi kendi bürokrasimize hırpalatmayalım.
Tekrar edelim; ‘bizlerin’ yani, basın, yargı ve kamu sektörünün, hem tersanecilerimize hem de, genelde sanayicilerimize sevecen davranmamız gerekiyor. Aksi takdirde, beş milyon kişiye istihdam sağlayıp ihracat gelirimizin yüzde 90’ını sağlayan sektör, kendi ellerimizle boğulmuş olacak .