05.05.2014, Murat Yülek, Dünya

Güney Kore ve Türkiye

Güney Kore’den önde gelen araştırma kurumlarıyla (KIEP, NRCS, KIET, KMI, KOTI) DEİK’in ortaklaşa düzenlediği Türkiye- Kore Ekonomik İşbirliği Uluslararası Semineri 2 Mayıs 2014 tarihinde İstanbul’da Grand Cevahir Otel’de düzenlendi. Seminerde Kore tarafından katılım oldukça yoğundu. Türkiye’nin yükselen profili ve Kore Cumhurbaşkanı Park Geun-hye’nin geçen sene başlattığı Avrasya insiyatifi çerçevesinde, Asya’nın en doğusunda yer alan Kore’nin kıtanın en batısında yer alan Türkiye’ye önceye göre daha büyük önem vermeye başladığını gözlemledim.

Profesyonelce tasarlanmış seminerde ilk sunumu tarihçi Profesör Hee Soo Lee’nin yapması doğru bir seçimdi. Profesör Lee, Türk-Kore ilişkilerinin Hunlarla başladığının altını çiziyor; Türklerin “demir ve ata olan hakimiyetleri sayesinde üstün bir kültür oluşturduklarını” söylüyor. Lee, Orhun Kitabeleri’nde Mukan Kağan’ın ölümü üzerine, Çin, Tibet, Bizans, Avar temsilcileriyle birlikte, Kore’de o sırada hüküm süren Koguryo Krallığı’nın da temsilcilerinin de taziye ziyareti yaptıklarının yazıldığını hatırlatıyor. Yine Lee, Göktürkler döneminde, Koguryo Krallığı’nın Göktürk İmparatorluğu ile Çin’e karşı askeri ittifak yapma girişimlerinde bulunduğunu söylüyor.

Korece ile Türkçe’nin aynı dil grubunda yer alması, kültürel benzerlikler ve nihayet Kore Savaşı’nda Türk askerlerinin Kore tarafında yer alması, 500 yıl kadar yavaşlayan Kore olan ilişkilerimizin Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden itibaren canlandırılmaya çalışıldığını gösteriyor.
İlişkiler olmasa da benzerlikler burada bitiyor. Güney Kore, dünyada üçüncü kuşak sanayileşen ülkeler arasında yerini başarıyla aldı. Şu anda kişi başına geliri Türkiye’nin iki katı seviyesinde. 50 milyon nüfuslu ülkenin 2014 yılında 600 milyar dolara yakın ihracat, 35 milyar dolara yakın da ticaret fazlası gerçekleştirmesi öngörülüyor (2013 rakamları sırasıyla 560 ve 44 milyar dolar.)

Kaynakları ve coğrafyası kısıtlarla dolu olan bu küçük ülke bu başarıyı nasıl yakaladı? Nasıl oldu da Türkiye’den çok daha hızlı büyüdü?

Önemli bir faktör güçlü makroekonomi; güçlü bütçe, güçlü cari denge ve düşük enfl asyon. Türkiye son senede cari denge hariç bu konuda iyi.

Bir diğer önemli faktör, şirket / istihdam dostu yatırım ve iş ortamı. Türkiye’nin bu konuda alması gereken ciddi mesafe var. İş ortamı göstergelerinde olmamız gereken yerin çok uzağındayız.

Bir başka önemli faktör ise şirketlerimiz. Türkiye’de rant aramak yerine Ar-Ge’ye dayalı, yenilikçi ürün ve hizmet üretmeye odaklı güçlü bir özel sektör geliştiremedik. Son 10 yılda dahi özellikle büyük şirketlerimiz hızla ilerleyen dünyanın gerisinde kaldılar. Örnek mi; 2000’lerin başında cep telefonu ve ince ekran pazarında biz de Güney Kore de yokken 2014 yılında biz yine yokuz ama Güney Kore pazarın en önemli oyuncusu oldu.

Güney Kore şirketleri, Japon ve Çin şirketleri gibi sadece ürüne değil dağıtım ağına ve nakliyeye de yoğunlaşıyorlar. Hedef ülkelerdeki dağıtım sistemini, ulaşım bağlantılarını inceliyor ve stratejilerini buna göre yapıyorlar. Türk şirketleri ve kamu karar alıcılarının bu konularda henüz yeterince farkındalıkları ve strateji oluşturma çabaları daha yeni yeni oluşuyor.

Güney Kore’nin başarısında son ve belki de en önemli faktör bu kez kamuyu ilgilendiriyor: sanayi politikaları. Çelik ve otomobil sektöründen başlayarak doğru ‘sıçrama’ politikalarının başarıyı getirebileceğini en iyi gösteren örnek (belki Japonya’dan da iyi.)

Türkiye’nin 1980 ’lerde rahmetli Özal ile keşfettiği dışa açık büyüme fikrini Kore 1950’lerde keşfetti diyebiliriz. Yani bu konudaki deneyimleri bizden uzun. Ancak daha önemlisi, dışa açık büyüme, Kore konteksinde sanayi politikalarının bir alt şubesiydi. Türkiye’de ise 1970’lerde bir dönem sanayi politikası uygulansa da dışa açıklık unutuldu; 1980’lerden sonra ise dışa açıklık hatırlansa da bu kez sanayi politikaları unutuldu.

Türkiye, 1970’lerden sonra, son dönemde tekrar sanayi stratejileri oluşturmaya başladı. Yenilikçiliğin finansmanı konusunda, son yıllarda, etkilerini 10-20 yıl içinde göreceğimiz adımlar attı. Ancak yine de geriden geliyoruz.
Bu arada kur politikaları mevcut sanayiyi desteklemiyor; aşırı değerli kur ara malı ithalatını özendiriyor. Geçen sene Mayıs ve Aralık olaylarının Türkiye’ye en faydalı sonucu, TL’nin aşırı değerlilikten kurtulmasıydı.