19.05.2014, Murat Yülek, Dünya

Soma’da çok sayıda evladımızı kaybettik. Sadece Soma’da değil; Adana’dan Zonguldak’a kadar ocaklarımıza ateş düştü.

Soma’daki kayıplarımız için dünyanın dört bir tarafından samimi dayanışma mesajları ve duyguları da geldi. İspanya ligindeki maçlardaki saygı duruşunu televizyonlarda seyrettik. Öte yandan, kaza günü başlayan Saraybosna İş Forumu’nun açılışında Almanya’dan Abu Dabi’ye kadar çok sayıda ülkenin bakan, iş adamı ve bankacılarının Soma şehitleri için Fatiha okumaya ya da dua etmeye davet edilmesi göz yaşartıcı bir sahne oluşturdu benim açımdan.

Yaraların hızla sarılmaya çalışıldığını görüyoruz. Futbol kulüplerinden şirketlerimize ve sivil toplum örgütlerimize, toplumumuz hızla organize oldu. Van’da olduğu gibi, AFAD (T.C. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı) Soma’da da başarılı bir koordinasyon yapıyor.

Ancak tüm bunlar kaybedilen canları geri getirmiyor. Bu köşede yıllardır en çok işlenen tema standartlarımızın yükseltmesi ve bunların sağladığı çıktı ve etkilerin artırılması gerektiği oldu; şehirlerimizdeki kaldırımların standartlara oturtulmasından yollarımızın eğimlerinin doğru yöne olmasına, eğitimde PISA skorlarının yükseltilmesinden olimpiyatlarda ekonomik büyüklüğümüze uygun sayıda madalya alınmasına kadar.

Soma’daki acıdan, ülke olarak elde edebileceğimiz tek kazancımız bu kayıplardan bir şeyler öğrenip ileride olabilecek benzer kayıpları önlemek olacak. Nitekim, konunun madenciliğimizin ve madenlerin denetlenme kalitesinin yükseltilmesi boyutu televizyonlarda, gazetelerde, sosyal medyada tartışılıyor.

Buna karşılık, bu büyük acıdan çıkarabileceğimiz derslerin birisi madenciliğimizin standartlarının yükseltilmesiyse diğeri de ekonomik stratejimizin gözden geçirilmesidir.
Madenciliği bir tarafa bırakarak konuya genelde ekonomik sektörler açısından bakalım. Bir ülkenin ekonomik yapısı, emek sahipleri / çalışanları için ürettiği ‘yüksek ücretli’ iş sahaları ne kadar çoksa o kadar gelişmiş sayılır. Yani, ekonomik gelişme, yüksek ücretli iş sahalarının toplam iş sahaları içindeki payıyla doğru orantılıdır.

Rekabetçi emek piyasalarında, ücretin çalışanın ‘marjinal verimliliğine’ eşit olduğu varsayılır. Yani, rekabetçi bir emek piyasasında, ücret ne kadar yüksekse çalışanın ürettiği ürünün değeri o kadar yüksektir diye düşünebiliriz. Eğer harcıalem mallar üretiyorsanız uluslararası rekabete açık bir dünyada işçinize, aynı malı üretebilen en ucuz işçilik maliyetlerine sahip ülkelere yakın bir ücret vermekten başka şansınız yoktur.

Örneğin Bangladeş ya da Mısır’da üretilenlerle rekabet eden bir tekstil ürününü üretiyorsanız işçinize isteseniz de ne kadar yüksek ücreti ne kadar uzun süre için verebilirsiniz?

Bir de İsviçre’yi düşünün. Çoğunluk İsviçre’yi bir finans merkezi sanır. Evet ama; finansın toplam katma değerdeki payı yüzde 10 civarındadır İsviçre’de. Ve, parasının aşırı değerli olmasına rağmen katma değerli sanayi ürünlerinde bir ihracat devidir İsviçre. Yüksek maliyetlerine (yani ücretlere) rağmen dünyaya imalat sanayi ürünleri satar. Dahası, oluşturduğu ekonomik yapı sayesinde, iş arayıp kendi ülkelerinde bulamayan Almanlar İsviçre’ye akar. Kaldı ki Almanya da bir ‘mucize’ ekonomidir.

Soma’dan ilk öğreneceğimiz şey madencilik standartlarımızı yükseltmekse ikincisi de ‘yüksek ücretli’ ve uluslararası rekabet gücüne sahip ürün ve sektörlerde iş sahalarını artırma hedefidir. İşçimize iyi ücret ve daha düşük riskli bir hayat sağlamak için ekonomik yapımızı değiştirmek zorundayız.