02.06.2014,Murat Yülek,Dünya

İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde 4 Haziran Çarşamba günü “Akıllı İktisadi Planlama ve Sanayi Politikaları Konferansı” düzenleniyor. Ülkemiz dışında Kore, Amerika Birleşik Devletleri, Singapur ve İtalya’dan konuşmacıların katılacağı konferans 1990’lı yıllardan itibaren planlama ve sanayi politikalarını ele alan ilk uluslararası konferans olma özelliğini taşıyor. Konferans genel katılımcıya açık olacak.
İktisadi planlama dünyada ve ülkemizde uzun süredir tartışılmıyor; ancak Merkez Bankası için durum tam tersi. Merkez bankası bağımsızlığı hem dünyada hem de ülkemizde tartışılıyor. Gazete yazıları teknik konuların ele alınması için pek uygun mecralar olmasa da en azından temel itibariyle merkez bankaları ve merkez bankacılığıyla ilgili bazı konuları bu köşeye taşımak uygun olsa gerek.
Merkez bankacılığı insanoğlu tecrübesi açısından oldukça yeni bir deneyim. Adına “merkez bankası” (ya da “mili banka”) denen ilk yapının kurulmasının üzerinde 300 yıl civarında geçti. Adına banka denilen ya da bankacılığa benzer faaliyet gösteren kuruluşların ortaya çıkmasının üzerinden de kabaca 700 yıl geçti. Yani, hem bankacılık hem de merkez bankacılık dediğimiz kurumlar insanoğlu açısından oldukça yeni deneyimler.

İlk merkez bankası İsveç, İngiltere Hollanda aralarında bir yerlerde kuruldu. Bu ilk merkez bankalarının kuruluşunu ortaya çıkartan ihtiyaç ve dolayısıyla amaçları bugünden farklıydı. Sonrasında Merkez Bankasını geç kuran ABD ve Türkiye gibi ülkelerde eski deneyimlerden mutlaka faydalanıldı.

Merkez Bankaları’nın bu yüzyılın başlarına kadar amaçlarını, bugünkü deyimle finansal istikrarın sağlanması diyebiliriz. Bu amaçla merkez bankaları en son borç verme mercii olarak tanımlandılar ve ana görevleri bu oldu. Zira, çok sayıda ve kontrollü olmayan ticari banka piyasaya değişik ‘banknotlar’ çıkartıyorlardı. Bu banknotların altına çevrilmesi ya da piyasada kabul görmesi her zaman mümkün olmuyordu. Dolayısıyla, ‘her önüne gelenin’ banka kurup banknot, yani, para bastığı sistemde özellikle ABD’de istikrarı korumak zordu. Bu yüzden, merkez bankalarına münhasıran banknot basma yetkisi verildi ve para dolaşımına istikrar getirmesi beklendi. Münhasır para basma yetkisi merkez bankalarına, Türkiye’de de dahil olmak üzere, halk adına ve belli bir süre için veriliyordu. Türkiye’de bu münhasırlığın sonsuz olarak merkez bankasına verilmesi daha 1999 yılında oldu.

Zamanla, dünya değişti. Finansal sistem karmaşıklaştı. Dünya hiperenfl asyon ve yüksek enfl asyonla ile tanıştı. Para teorisi evrimleşti. Para basma yetkisinin tek sahibi olan merkez bankalarının gerçekleştirmesi gereken en önemli hedef enflasyonun ortadan kaldırılması oldu. Zira enfl asyonun ekonomik maliyetleri anlaşılmaya başladı.

Kredi büyümesinin hedeflenmesi, parasal büyüklüklerin hedefl enmesi; nominal GSYH hedefl emesi ve en sonunda enfl asyon hedefl emesi vs. derken 2000’li yılların sonunda dünya fazla para basmanın bir başka kötü sonucunu tekrar ve yakından yaşayarak anladı: Finansal istikrar. Bu da enfl asyon hedefl emesi yaklaşımının resmen olmasa da fiilen sonu oldu. Son 5 yılda, FED, Japon Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası ‘Tek amaç’ mantığından fiilen uzaklaştı: enfl asyonun kontrol altında tutulması ile birlikte para basarak finans sektörünü kurtarmaya ve büyümeyi canlandırmayı hedefl edi.

Konuya haftaya devam edeceğiz.