30.06.2014,Murat Yülek,Dünya

Otomobil sektöründeki son gelişmelere ve bunun kurla ilişkisine bakalım. Bu sektör Türk ekonomisinin genel eğilimlerine de ışık tutuyor. 2015’in 2013’e benzememesi için karar alıcılara (özellikle Merkez Bankası) iş düşüyor.
Önce Türkiye’de genel otomotiv pazarının en önemli kısmı olan otomobil pazarı ile ilgili bazı eğilimleri gözden geçirelim.

Öncelikle, Türkiye’de otomobil üretimi ihracat ile yüksek korelasyona sahip. Yani ürettiğimiz büyük ölçüde ihracata gidiyor. İkincisi, iç pazar satışları da büyük ölçüde ithalat ile korele. Yani, iç pazardaki satışlar büyüdüyse ithalat büyümüş; iç satışlar düştüyse ithalat kısılmış manasına geliyor.

Türk ekonomisinin otomobil ithalatından elde ettiği faydalar ve maliyetler var. Maliyetler açık; döviz kaybı ve istihdam, yani gelir kaybı. Faydaların başında, halkımızın içeride üretilmeyen otomobilleri satın alabilmesi geliyor. Evet bu bir fayda.

İkincisi, ithalatçı şirketlerin elde ettiği kârlar. Bu da bir fayda. İthalat vergi gelirleri yüksek olduğu için devlet açısından da bir fayda var. Ama bu faydalar ‘borçlanmayla’ yapılan ithalattan kaynaklanıyor. Yani, iç otomobil pazarımızdaki şu anki talep parametreleri, büyüyen iç pazarın sonuçta yükselen cari açık ve banka borçlanması yoluyla ülkemizdeki finansal istikrarı düşürücü etki üretiyor.

Gelelim son dönemde pazardaki rakamsal gelişmelere.
Özet şu: iç pazar daralıyor. İhracat ise, eğilim olarak rekor seviyelerde. Grafikte göreceksiniz, otomobil ihracatının yıllık büyüme oranları yüzde 20’lerin üzerinde seyrediyor. Buna karşılık ithalat ise iç pazar satışlarına paralel olarak bu yılın başlarından itibaren yüzde 30’lar civarında düşüş gösteriyor.

Bunda en önemli rolü, geçen sene Türk lirasının aşırı değerinin bir miktar ortadan kalkması oynuyor. Avrupa’da pazarın açılmaya başlaması da ihracatçılarımızın işine yarıyor ancak kur daha önemli.
Çünkü, Türkiye’nin otomobil ihracatının büyüme oranları Avrupa otomobil satışlarındaki büyüme oranlarının çok üzerinde.

Bunlar iyi haberler. Ancak kötü haber, Türk lirası son aylarda tekrar hızla değer kazanma sürecine girdi. Şubat – Mayıs aylarında reel kur yüzde 10’a yakın değer kazandı. Bunda Türkiye’ye son aylardaki yüklü sermaye girişleri etkili oldu.

Bu aşırı değer kazancı Türkiye açısından iyi bir şey değil.
2011’lerde olduğu gibi, bir uyarıyı tekrar yapalım. Türk lirasının aşırı değer kazancı hem otomobil sektörüne hem de ihracat üzerinden genelde Türk ekonomisine darbe vurur. Bunun etkilerini 2014’ün ikinci yarısında görmeye başlarız. Aşırı değerlenme hızlandıkça bu etki daha yüksek ve hızlı oluşur.

2014 yılındaki reel kur gelişmeleri bazı açılardan, 2011 yılındaki kur düzeltmesinin ardından 2012’de yaşadıklarımıza çok benziyor.

Tarih bir manada tekerrür ediyor. Ders alırsak iyi olur.
Türk lirasının aşırı değerlenmemesi gerektiğini 2012 yılında uzun uzun yazmıştık. Bu yazılar hep aynı uyarıyı içeriyordu:
Örneğin 9 Ocak, 2 Temmuz ve 12 Kasım 2012 tarihlerindeki yazılar. 9 Ocak 2012 tarihindeki yazıda, Türk lirasının yurtdışı sermaye girişleri sebebiyle değer kazanmaya başladığı ve bu eğilimin devam edeceği söyleniyor. 2 Temmuz’da ise şöyle demişiz: “Avrupa’daki krize rağmen ihracat hacminin büyümesi (yani ihracattaki reel artışlar) güçlü devam ediyor. Nisan ayında ihracat hacmi yüzde 13 büyüdü. Mayısta ise ihracat yüzde 20 arttı. Bu rakamlar dünya ticaretinin büyümesinden çok daha yukarıda. Dolayısıyla Türkiye’nin dünya pazarlarındaki payının arttığını gösteriyor. Bu trend devam ederse Türkiye AB krizinden kazançlı çıkacak. Kısa dönemde anahtar ise TL’nin aşırı değerlenmemesi.” 12 Kasım yazısı ise şöyle sonlandırılmış:

“Türk ekonomisinin, 2013 yılında iç talebe bağlı kalmadan büyümesinin yolu dış pazarlardaki şartların zorlaşmasına rağmen ihracatı artırmasından geçiyor. Bunun içinde Türk lirasındaki değerlenmenin tersine döndürülmesi gerekiyor.”

murat.jpg

Maalesef aşırı değerlenme 2013 ortalarına kadar devam etti. 12 Kasım yazısında korkulan da başımıza geldi.

2014 yılı, geçen sene sonundaki beklentilerimize paralel olarak yüksek bir büyüme ortaya koyacak gibi görünüyor. Bunda ihracatın önemli rolü var. Aşırı değerlenmenin 2013 yılı ortalarından sonra ortadan (bir miktar) kalkması sayesinde. Şimdi ise başka bir durumla karşı karşıyayız. Büyüme 2014 ikinci yarısında zayıflayarak 2015’de durabilir ve yükselen cari açık da cabası olur; zira 2014 yılı, 2012’ye benzemeye başladı.
Bizden uyarması. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin uyarılarına da dikkat.