14.07.2014,Murat Yülek,Dünya

2008 dördüncü çeyreğinden itibaren genişleyen Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası bilançosu bugün 4.4 trilyon dolar büyüklüğüne ulaştı. Bu, ABD GSYH’sının yüzde 25’ine tekabül ediyor. 2008 üçüncü çeyrekte ise yüzde 5’in biraz üzerindeydi. Aynı durum dünyanın diğer önemli merkez bankaları için de geçerli. Japon Merkez Bankası bilançosu Japon GSYH’sının yüzde 45’i büyüklüğünde. Avrupa Merkez Bankası bilançosu ise bölge GSYH’sının yüzde 25’i seviyesinde.

Fed bilançosu iki aşamada büyütüldü. Birinci, hızlı dönem 2008 son çeyreği içindeydi. Bu dönemde bilanço, iki kattan sonra büyüyerek 2 trilyon doların üzerine çıktı. Sonra, 2009 yılından başlayarak toplam üç QE faaliyetiyle, Amerikan hazine kağıtları ve ipotek bonoları alımları yapılarak bilanço bugünkü seviyesine geldi. Bu parasal faaliyetlerin amacı ekonominin canlandırılması ve varlık piyasalarının düşmesinin engellenmesiydi (2011 yılında, Avrupa’daki problemlerin Amerika’ya sirayet etmesini engellemek ve canlanmaayı desteklemek için uzun vadeli faizleri düşürmek amacıyla Operation Twist altındaki alımlar toplamda Fed bilanço kompozisyonunu değiştirirken bilanço büyüklüğünü değiştirmedi). Fed bilanço büyükülüğünün bu hızla gelişmesinin neden enflasyona sebep vermediğini biliyoruz. Artan likidite büyük ölçüde banka ve Fed bilançolarında kaldı. Şirket bilançolarındaki likidite de patladı ancak artan yatırım harcamasına (ve istihdama) dönüşmediği için enfl asyonist bir baskı oluşturmadı. Bunu destekleyen asıl unsur tüketicilerde harcama değil borç ödeme psikolojisinin baskın olmasıydı. Avrupa’da da tüketiciler açısından durum ABD’ye benziyor; harcamak istemiyorlar. Avrupa şirketlerin durumu ise ABD şirketleri kadar iyi değil. Bu yüzden Avrupa’daki istihdam rakamları da ABD’nin gerisinde. ABD’de ilk çeyrek büyümesi kötü geldi ancak manşet enfl asyon yüzde 2 seviyesini aştı. Çok uzak olmayan vadelerde çekirdek enfl asyonun da 1.5’lerden 2’lere doğru hareket etmesi ve işsizliğin yüzde 6’ye ve belki de altına inmesi sürpriz olmaz.

14.07.2014,Murat Yülek,Dünya

Fed’in 2011’den beri temel senaryosunu önce faiz yükseltimlerinin başlaması ve sonra bilanço ‘normalizasyonunun’ devreye sokulması oluşturuyor. Geçen ay Fed Başkanı Yellen’in teyid ettiği gibi, Fed, ‘büyük bilançoyla para politikası uygulamak’ için elinde yeterli araçların olduğuna inanıyor hala.
Geçen ay da bu köşede ele aldık; yukarıdaki gelişmeler, ‘büyük bilançoyla para politikası uygulanması’ fikrini devre dışı bırakırsa Türkiye, Hindistan gibi ülkelerde oluşturacağı etki belli (ve hoş değil). Amerikan ekonomisi yeterince canladıktan sonra Fed’de park edilmiş olan yaklaşık 3 trilyon dolarlık serbest rezerve çeşitli yöntemlerle faiz ödenerek dondurulması ve krediye dönüşmemesinin sağlanmasının enfl asyonist baskıyı ortadan kaldıracağı varsayımı tutmayabilir (tutsa da Amerika’da faizlerin hızlı yükselmesi manasına gelir). Bu yüzden, ABD’de fed bilançosu normalizasyonunun beklenenden daha öne alınması riskine karşı Türkiye’de ‘cari açık normalizasyonun’ hızının kesilmemesi daha da önemli hale geliyor.

Avrupa, Japonya, İsviçre, İngiltere merkez bankaları likiditeyi önümüzdeki birkaç yılda kolay kolay kısmayacakları belli olsa da bunlardan doğacak carry trade imkanları Türkiye’yi (ve diğer gelişmekte olan ekonomileri) rahatlığa sevk etmemeli. Önümüzdeki birkaç yılda, büyümeden feragat etmeden cari açığı yüzde 5’ler de değil daha da aşağılara çekmemiz gerekiyor.