23.07.2014,Murat Yülek,Dünya

İsrail, mutad olduğu üzere birkaç yılda bir tekrarladığı büyük katliamları 2009’dan sonra yine tekrarlıyor.

Görünürdeki tetikleyici sebep, üç İsrail’li gencin öldürülmesi; buna tepki olarak bir Filistin’li genci İsrailli yerleşimcilerce canlı canlı yakarak öldürülmesi; İsrail’in klasik güvenlik yaygaralarına başlayarak tünelleri kapatma kararı; hava saldırıları ve en son Ramazan ayının Cuma günü bilinçli olarak başlatılan kara harekatı ile yüzlerce şehit, binlerce yaralı, mülteci ve yıllardır İsrail tarafından konsantrasyon kampı hüviyetinde tutulan Gazze’deki 1.5 milyon insanın televizyonlarda canlı olarak izlenen dramı. Olayların nereden nasıl çıktığı pek de önemli değil; önemli olan İsrail’in dünyayı hiçe sayarak, sahip olduğu Ortaçağ zihniyetiyle keyfi olarak, 1,5 milyon insanı istediği zaman katliama tabi tutabilmesi.

İsrailli/Yahudi olmayan insanları insan sınıfl amasına dahil etmeyen bu kafa yapısı sayesinde, İsrail, Orta Doğu’da istikrarsızlığın en büyük kaynağı olmaya devam ediyor. Bunun ardında, işgal edilmiş topraklar üzerindeki İsrail devletinin yönetim kademelerindeki kalitesizlik ve insani değerlere kayıtsızlığı yatıyor. Bu, çok büyük bir sürpriz olmasa gerek. Zira İsrail’in kuruluşu bir bağımsızlık savaşı üzerine değil büyük ölçüde terörist taktiklerle Filistinlilerin topraklarından edilmesi üzerine bina edildi. Bunu takip edeceğiniz çok kaynak var ama belki de en etkileyicisi Dr. Ghada Karmi’nin Türkiye’de de yayınlanan ‘Fatma’yı Ararken’ isimli eseri.

Bu ‘vahşi’ arkaplana ilave (ve uygun) olarak, İsrail kendi varlığını devam ettirme şansını milyonlarca insanı on yıllardır, eleştirdikleri Nazi yönetimlerini dahi kıskandıracak konsantrasyon kamplarında tutarak sağlamaya çalışıyor. İsrail, Hamas’ın İsrail sivil halkına roket saldırıları düzenlediğini söylüyor. Konsantrasyon kampında doğup orada ölecek kadar uzun süre kalan 2 milyona yakın insanın hiçbir şekilde tepkisini göstermesini istemiyor İsrail. O insanların ‘kaderlerine’ razı olmasını; temel haklarından yoksun birer köle olarak doğup yine köle olarak ölmeyi kabul etmesini istiyor İsrail.

2009 yılında olduğu gibi, bu defa da İsrail doğrudan sivilleri, hastaneleri altyapıyı hedef alıyor. Bu kaba teknoloji ve sivil insan hayatına kayıtsızlığın ortaya çıkartabileceği ‘collateral damage’ hatalarının çok ötesinde, İsrail devletinin genel dünya görüşünün seviyesi hakkında önemli, düşündürücü ve üzücü ipuçları veriyor. Çağımıza söylem seviyesinde dahi yaraşmayan bir Ortaçağ mantığına sahip İsrail devleti. Sivil halka dünyanın en güçlü ordularından birisi tarafından yapılanları görünce, insanın, İsrail yönetiminin, ‘Yahudilerin yüzyıllardır batıda çektiklerini’ zavallı Filistin halkından çıkartmak gibi hastalıklı bir düşünceye sahip olup olmadığı konusunda şüpheye düşmemesi de elde değil. CNN muhabiri Diana Magnay’in, Gazze’’ye atılan bombaları tezahüratlarla seyreden İsrail’li sivillerden bahsettikten sonra tehdit edilmesi bir psikolojinin göstergesi. Magnay, konudan bahsettiği twit’i geri almak zorunda kalmıştı.
Konunun İsrail açısından daha ekzistansiyalist bir tarafı da var. İsrail yönetimi, varoluşunu insanlık dışı boyutlara ulaşan vahşete dayandırıyor. Bu vahşet, İsrail’in ABD, Avrupa ve uluslararası kurumlarda sahip olduğu lobi gücüyle destekleniyor. Görüyorsunuz son saldırılarda ne Avrupa ülkelerinden ne da ABD’nden ciddi bir tepki gelmiyor.

Peki; İsrail uluslararası lobi gücüyle desteklediği bu düşük yönetimsel ve insani standartlarla var olmaya devam edebilir mi? İmkansız değilse de çok zor. Zira, bu tür bir strateji sadece güçlü olduğu sürece işine yarar İsrail’in. Oysa, hiçbir siyasi teşekkülün gücü sonsuza kadar sürmedi dünya tarihinde. Hele, zaman ve mekan açısından ‘lokal’ yükseliş gösteren siyasi teşekküllerde. Eğer bu fikirlere katılırsanız, İsrail’in varoluş stratejisi paradoksal olarak kendi kendisini yok etme sürecinin de çekirdeğini taşıdığını düşünmeniz pek mantıksız olmaz.

İsrail terörizm ve sivillerin katliama tabi tutulması ya da korkutulması (terörize edilmesi) yöntemleriyle kurulmuş olsa da anlaması gereken şey varlığını devam ettirmek istiyorsa acilen ‘insanlığa’ dönmesi gerektiği. En son Ed Snowden tarafından belgeleriyle dile getirilen, İŞİD’in MOSSAD ile birlikte batılı gizli servisler tarafından, ‘aşırı İslamcı gençleri’ bir yere toplamak ve bölgede ‘İsrail dışında bir düşman’ üretmek üzere geliştirildiği fikri pek yabana atılır değil. Ancak bu tür yöntemler de, komşu ülkelerde iç siyaseti inşa etme çabaları da ‘insanlığa dönmeyen,’ İsrail projesinin sürdürülebilirliğine hizmet etmez. İsrail 21. yüzyılda bir Ortaçağ ülkesi formatında devam edemez.