13.10.2014, Murat Yülek,Dünya

Orta Doğu’nun karıştığı ve kan gölüne döndüğü son aylara Türkiye bazı ülke yöneticilerinden eleştiriler alıyor. Türkiye İŞİD’e destek vermiş ve veriyormuş; Kobani’ye gereken desteği vermiyormuş. Türkiye’nin Kobani ve bölgeden aldığı göçü ve yaptığı yardımları bir taraf bırakın, aynı yönetimler Türkiye’nin teröre karşı on yıllardır verdiği savaşta Türkiye’ye vermedikleri destekleri unutuyorlar tabi. Sovyet tehlikesine karşı sınırda yıllarca kuru ekmekle Batı Avrupa’nın özgürlük bekçiliği yaptı ya Türkiye şimdi yine göreve çağrılıyor.

Bu arada, Orta Doğu’ya hem tarihi hem de bugünkü müdahalelerin sonuçta ortaya çıkan maliyetleri hiçbir dış destek görmeden Türkiye çekmeye devam ediyor. En basiti, Türkiye küresel ekonomik krizin etkilerinin devam ettiği bir ortamda Avrupa’daki bazı ülkelerin nüfuslarından daha fazla sayıda mülteciye güvenlik ve bakım sağlıyor. Eleştirileri yapan yönetimlerin bu maliyetlere herhangi bir destek teklifi de gelmiş değil yıllardır. Şikayeti yapması gereken taraf Türkiye iken, Türkiye şikayet edilen taraf olmuş oluyor.

Türkiye bir taraftan da, İŞİD’i protesto edip kan döküp huzursuzluk çıkaran içerideki gruplarla uğraşıyor. Fransa’da ise, çok daha hafif olaylara sahne olan bir şehrin belediye başkanı, Avrupa’da bir çokları tarafından desteklenen bir çıkış yapıyor göstericilere: “Buralarda huzursuzluk çıkartacağınıza gidin Kobani’yi İŞİD’e karşı savunun.”

Bunlar yerel ve uluslararası siyasetin cilveleri ve siyaset de böyle bir şey. Ancak benzer paradoksal yaklaşımlar ekonomide de sık sık karşımıza çıkıyor. Türkiye şikayet eden tarafta olacağına şikayet edilen taraf oluyor.

Yakın zamandaki bir örneği; ABD Ticaret Bakanı Penny Pritzker’in Türkiye ziyareti sırasında dile getirdiği bir konu. Penny Pritzker Harvard ve Stanford’da eğitim görmüş; zigzaglı bir bankacılık dönemi de dahil iş dünyasında yetişmiş ve Obama Hükümeti döneminde Ticaret Bakanı olarak tayin edilmiş başarılı bir iş kadını ve siyasetçi. Council of Foreign Relations üyesi. Pritzker’in Türkiye’yi ziyaret etmesi önemli. Burada verdiği mesajların büyük bölümü de. Bu mesajlar, Türkiye’ye ABD yatırımlarının önemli olduğunu Türk pazarının Amerika Birleşik Devletleri açısından en önemli hedef pazarlarda olduğunu söylüyor.

Amerikan Şirketler Derneği’nin (AmCham Türkiye) kuruluş yıldönümü sebebiyle geçen ay sonunda verilen davete onur konuğu olarak katılan Pritzker sunduğu bir çok olumlu mesaj arasına, Amerikan şirketlerinin Türkiye pazarında engellerle karşılaştığı ve bu yüzden de Türkiye’ye ihracat yapmakta zorluk çektiğini de ‘kibarca’ ama açıkça ekledi.

Acaba ekibi tarafından hazırlanan bu bilgiler doğru mu? Şikayeti kim yapmalı: ABD mi yoksa Türkiye’mi? Türkiye ile Amerika arasındaki ticaret her iki ülke açısından da yetersiz bunu biliyoruz. Ancak eğer Türkiye tarafında pazara erişim engellemeleri varsa ABD’nin Türkiye’ye ihracatının yavaşlaması, durması ya da gerilemesi gerekir. Oysa rakamlar tam tersini söylüyor. Amerika’nın Türkiye’ye ihracatı son yıllarda çok büyük hızla artarken Türkiye’nin Amerika’ya olan ihracatı yerinde sayıyor. Oysa, Amerika dünyanın en büyük ithalatçısı. O halde hangi taraftan kaynaklanan engelleri konuşalım Türkiye mi ABD tarafından mı?

Yandaki grafiklerden rakam ve eğilimlere bakalım. Üstteki grafikte 2005 yılından itibaren Türkiye ile ABD arasındaki dış ticareti görüyorsunuz. Son dokuz yılda ABD’nin Türkiye’den ithalatı 5 milyar dolar seviyesinde sabit kalırken Türkiye’nin ABD’nden yaptığı ithalat 2011 yılında 3 katına çıkmış. ABD Türkiye’ye karşı 2005 yılında dış ticaret dengesine sahipken 2013 yılı itibariyle 7 milyar dolara yükseltmiş. Bu rakamlara şöyle de bakabilirsiniz:

1- 2013 yılında ABD Türkiye’den ithal ettiği miktarın (5,6 milyar dolar) iki katından daha fazla ihracat, yüzde 120’si kadar da ticaret fazlası vermiş.
2- Türkiye’nin ABD’ne ihracatı toplam ihracatının yüzde 6,6’sı iken, bu rakam 2013’de 3,4’e düşmüş.
3- Türkiye’nin ABD’ne ihracatı 2013 yılı itibariyle toplam ABD ithalatının on binde 25’i (yüzde 0.25) iken ABD’nin Türkiye’ye ihracatı Türkiye’nin toplam ithalatının yüzde 5’ine denk geliyor. Yani Türkiye dünyanın en büyük ithal pazarından neredeyse hiç pay alamazken ABD işletmeleri Türk pazarından hatırı sayılır bir pay alıyorlar.

Başka rakamları ve hesapları da kullansanız ABD – Türkiye dış ticaretinde ibre ve avantaj ABD’nin lehine ve Türkiye’nin aleyhine.

Bizim ihracatçılarımızın de çuvaldızı kendilerine batırmaları gerekir ama, ABD Türk tekstil, beyaz eşya hatta otomotiv (Karsan’ı düşünün) dahil diğer ürünlerine daha elverişli ortam hazırlamasını istiyoruz. ABD, en önemli müttefiklerinden olan Türkiye’ye QIZ imkanları sunsun istiyoruz. Ama şikayet bizden değil Amerika’lı dostlarımızdan geliyor.

Bunları ABD’li müttefiklerimize tekrar anlatmamız ihtiyacı Ekonomi Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve diğer ilgili kamu birimlerimiz ile ihracatçı birliklerimize hatırlatılır.