Türkiye 1940’ların sonu ve 1950’lerde Marshall yardımlarıyla birlikte kara ulaşımında raylı sistemler yerine karayolu araçlarına yöneldi (Marshall yardımıyla 1940’ların sonunda hazırlanagelen sanayi planı da rafa kaldırılmıştı. 1950’lerde de bu durum devam etti). Bunun halkın yaşamına etkileri büyük oldu. Nüfus arttıkça ulaşım talebi büyüdü. Türkiye, bu politikalarla şehirlerarası yolculukta otobüs, şehir içi ulaşımda otobüs, minibüs, dolmuşlar ülkesi oldu. Zamanla gelirin artmasıyla otomobil sayısı da arttı.

Türkiye’de yolcu trafiğinin halen büyük kısmı demiryolu harici kara araçlarıyla yapılıyor. Bulunduğumuz noktanın kısa bir göstergesi şu: nüfusu Türkiye ile yakın olan Almanya’da Deutshce Bahn 2013 yılında 2 milyar adet bilet kesti. TCDD ise 46 milyon adet. Türkiye hızlı trenlerin dünyada devreye sokulduğu az sayıda ülkeden biri. Hızlı tren hatları tamamlandığında ve konvansiyonel demiryolu yolcu taşımacılığı da artırıldığında şehirler arası demiryolu trafiği artacak.

Yükte de durum pek farklı değil. Taşımacılığın büyük kısmı karayolları üzerinden yapılıyor. Dış ticarette ise deniz yolu büyük pay sahibi. Ancak, son yıllardaki demiryolu atılımı, yük taşımacılığında demiryollarının payının (yüzde 5’in altı) artırılmasını hedefliyor.

Şehiriçi taşımacılıkta da raylı sistemlerin Pazar payı son derece küçük. Türkiye’de, raylı sistemlere sahip şehir sayısı daha 10 olmadı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi iddialı bir raylı sistem programını devreye koydu. Ankara’da Ulaştırma Bakanlığı bazı hatları tamamladı veya tamamlıyor.

Diğer hemen hemen tüm büyük illerimizde, bir kaçı hariç, raylı sistemler konusunda fazla hareket yok. Fakat olacak. Şehir içi ulaşımda raylı sistemlerin kurulması Türkiye’nin en geç kaldığı birkaç konudan birisi. Bu illerimiz öyle veya böyle harekete geçecek. Türkiye büyük bir raylı sistem kurulum atağına girecek; kehanet değil tahmin. Ancak raylı sistemlerin kurulması kadar önemli bir konu çeken ve çekilen araçlar. Türkiye kentleri raylı sistem ağlarını kuracak da hangi araçları kullanacak? Özellikle, yerli mi yabancı mı? Bu sorunun cevabını karar alıcılar vermeli, ve bu konuda bir stratejisi olmalı ülkemizin.

Tekstilde dünyanın büyük üreticilerinden Türkiye ama aynı zamanda dünyanın büyük tekstil makinesi ithalatçılarından (seviye olarak düşük miktarda olsa da bazı tekstil makinelerinde hızlı artan ihracatımızın olduğunu da ekleyelim). Birinci Beş Yıllık planda bu durum öngörülmüştü. Ancak Türkiye’de tekstil makineleri imalatçılığı ileri ki yıllarda 1970’lerin ortalarındaki bir dönem hariç, karar alıcıların öncelikleri arasına giremedi ve bugünkü tekstil makinesi net ithalatçılığı durumuna geldi Türkiye.
Aynı durumla raylı sistemlerde karşı karşıya kalacağız. Şehiriçi ve şehirlerarası raylı sistemleri ülke genelinde yaygınlaştıracağız ama bu kez büyük bir çeken-çekilen araç ithalatçısı haline geleceğiz.
Nitekim, yakın zamandaki tecrübelerimizi bu eğilimi doğruluyor.

Ankara’da yeni açılan metro hatlarındaki araç ihalesini kazanan Çin şirketi imza attığı sözleşmede yer alan yerli muhteva kuralına (yüzde 51) uymadı. Konya Belediyesi 2012 yılında açtığı ihaleyi yabancı bir firma kazandı. Yurt dışına ödediğimiz 100 milyon euro paradan ülkemize tek kuruş katma değer girmedi. Şimdi İzmir Belediyesi 85 hafif raylı araç ihale açtı (ve erteledi). Şartname yabancı şirketlere uygun yani yerli firmalar havalarını alacaklar. Ülkemize tek bir kuruş katma değer girmeyecek. İzmir Belediyesi finansmanı yurt dışından sağladığı için bu tip ihalelerde de yerli firmalara uymayan şartlar konulabiliyor.

İstanbul, Kayseri ve Bursa Büyükşehir belediyeleri ise örnek uygulamalara imza attılar. Şartnamelerde uluslararası firmaları kayıran maddeleri ortadan kaldırınca burada yerli üretime imkan sağlandı. İstanbul Ulaşım gibi firmalar yerli kümelerin ve tedarik zincirlerinin oluşumunda önemli rol oynadı. Sektörün en önemli fuarlarından Innotrans’da bir çok yerli firma rüştlerini ispat ettiler. Ancak bu firmalar yerli pazara erişemiyorlar. Karşılarına yukarıdaki bir çok suni engel çıkıyor. Türkiye pazar haline getiriliyor.

Diğer taraftan bir çok yabancı raylı sistem üreticisi firma da şu anda Türkiye’de üretim yapmaya hazır. Zira pazarın büyüyeceğini onlar da görüyorlar..
Ülkemizde raylı sistemlerde büyük alıcılar belediyeler. Ankara’da olduğu gibi belediye kaynakları yetersiz olduğunda Ulaştırma Bakanlığı devreye giriyor. Bunlar arasında koordinasyon yok. Bu tür araçların kamu alımlarını her kurum, her belediye kendi kendisine, eşgüdümsüz olarak yapıyor. Aynı belediyede birden çok uluslararası firmanın araçları çalışıyor; böyle giderse ülkemiz raylı sistem mezarlığına dönebilir. Bunların yedek parçaları da ayrı sorun. Her firmanın ürünü ayrı yedek parça setine sahip olduğu için yerli üreticiler bu alana da girmekte zorlanıyorlar, özellikle ölçek sebebiyle. Bu kez yedek parçada da yurt dışına bağımlı kalıyor, ulaşım hizmet sürekliliğini de maliyetli ve riskli hale getiriyoruz.

Sonuç; geç olmadan raylı sistem kamu alımlarını koordineli hale getirmemiz gerekiyor. Türkiye’ye uygun teknoloji seçimleri, ürün ve yan/ yedek üründe yerli üretim ve tedarik zincirlerinin kurulmasını sağlamamız gerekiyor. Çok zor değil.