Japonya sokakta veya işte nazik olmayan bir insanı bulabilmenizin oldukça zor olduğu bir ülkedir. Metro veya otobüste cep telefonuyla konuşurken cümle aleme yayın yapan insanları bile göremezsiniz. Sanayi, Ar-Ge, teknoloji ülkesidir Japonya. Ancak, Amerika Birleşik Devletleri gibi göç almadığı için en basit işleri de görenler de yine Japonlardır Japonya’da.

Dünyanın en az kamu kesimi personeline sahip ülkelerindendir Japonya. Amerika’da toplam iş gücünün yüzde 15’i, Fransa’da ise yüzde 24’ü kamu kesiminde çalışırken Japonya’da bu rakam yüzde 7’nin altındadır. (Türkiye’de yüzde 12 civarında; ancak Türkiye’de toplam işgücünün toplam nüfusa oranı düşük olduğu için Türkiye de memur sayısının nispeten düşük olduğu OECD ülkelerindendir). Yine de, kendileri şikayet etse de kamu kesimi işlerini oldukça iyi görür.

Japonya’da K-12 okulları ve üniversitelerin büyük kısmı devlet tarafından işletilir. Eğitim sistemi güçlüdür; yabancı dil hariç diğer bir çok alanda eğitim seviyesi yüksektir. Nitekim, uluslararası eğitim sistemlerini karşılaştıran PISA sınavlarında Japonya iyi puanlar alır.

Zor bir hayattır Japonlarınki. Çok çalışırlar. Tatilleri azdır. Harcamaları ABD gibi yüksek değildir. Böyle bir ülkeye, en kolay ne satabilir Türkiye?

Gelir seviyesi yüksek olduğu için Japonlar dışarıya çok turist gönderir (ülke nüfusunun yüzde 12’si civarında; 17-18 milyon turist). Ancak bunların büyük kısmı yakınlığından dolayı bölge ülkelerine gider. Japonya’dan Türkiye’ye gelen turistlerin sayısı 170 bin civarındadır; yani Japonya’nın yurt dışına gönderdiği toplam turist sayısının yüzde 1’i. Yani, Japonya’da Türk turizmi açısından iyi bir kaynak vardır. Dahası, Japon turistler Türkiye için önemlidir; zira Avrupa ve Rus turistlerinin aksine Japonlar kültürel turizme yönlenirler ve dolayısıyla Türk turizmi açısından Avrupa ve Rus turistleri tümleyici rol oynarlar.

Japonya’nın Türkiye’nin uzak olması ve biletlerin pahalılığı dezavantajdır Türkiye için. İlginçtir; Türkiye’nin Japonya’da tanıtımı yok denecek kadar azdır. Kamu ve özel sektör bütçesinden ne kadar para ayrılıyor bilmiyorum ama Japonya’da Türkiye ile ilgili tanıtıma pek rastlayamazsınız. Eğer akıllı ve güçlü bir tanıtım yapılır ve uçuş maliyetleri düşürülürse 140 milyonluk Japonya’dan Türkiye’ye gelecek turist sayısı ciddi miktarda artabilir.

Japonlarda yabancı dil bilen veya iyi konuşanların oranı düşük olduğu için özel bir turizm politikası gerekir. Türkiye’ye geldikleri andan itibaren Japonca konuşabilen insanlarla Türkiye’deki tecrübeleri kolaylaştırılmalı ve daha güvenli hale getirilmelidir. Turizm Bakanlığı yetkilileri bu konularda kafa yoruyorlar mutlaka; 2015’de projeler başlarsa iyi olur.

Gelelim tarıma. Japonya fazla ithalat yapmaz. Türkiye’de ithalatın GSYH’ya oranı yüzde 30’larda iken Japonya’da bu rakam yüzde 10’ların biraz üzerindedir. Yine de mutlak rakam olarak büyük ekonomi olduğu için 730 milyar doların üzerinde, büyük ithalatı vardır ülkenin. Bunun büyük kısmı enerjidir (2013’deki eski enerji fiyatlarıyla 250 milyar dolar civarı). Kimyasal ürünler, makine (elektrikli, elektriksiz) ve diğer sınai ürünlerin ithalatı da bir diğer 250 milyar doları bulur. Ancak hammaddeler (50 milyar dolar) ve gıda (60 milyar dolar) da önemli ithalat kategorileri arasındadır.
Türkiye’nin Japonya’ya toplam ihracatı 400 milyon dolar civarında. 17 milyar dolardan fazla tarım ve gıda ihracatı yapan Türkiye, yüksek gelirli, tarım ürünlerinin fiyatları yüksek olan ve 60 milyar dolar tarım ve gıda ürünü ithal eden Japonya’ya bu ürünlerde pratik açıdan sıfır sayabileceğimiz seviyede ihracat yapıyor. Aynı durum Kore için de geçerli.

Japonya’ya ülkeye tarım ürünü ihraç etmek zannedildiği kadar zor değildir; ancak hem kamu hem özel sektör tarafında (akıllı) çalışma gerektirir; hedef ürünlerin belirlenmesi ve geliştirilmesi (ambalaj dahil), düzenlemelerin (hem tarım ve gıda hem de dış ticaretle ilgili) iyice çalışılması ve en önemlisi tanıtım ve dağıtım kanallarının analiz edilerek hedefl enmesi. Aynı durum yine yüksek gelirli bir ülke olan Kore için de geçerli. Tarım ve Ekonomi Bakanlıklarımız bu konulara sonuç odaklı olarak acilen baksalar sonuç alınabilir.

Bir anekdotla bitirelim. Kore’de geçen sene verdiğim sanayi ve teknoloji konulu seminere katılan bir hanımefendinin sorusu ‘Güney Kore’nin Türkiye’ye nasıl tarım ve gıda ürünü satabileceği konusunda ne düşündüğümdü.’ Kendisi Kore’nin ihracatla iştigal eden bir kurumunda çalışıyordu. Seminer kendi konusuyla alakasız olsa da acaba bir fikir alabilirmiyim diye bayağı uzun bir mesafeden gelmişti seminere.

Ona verdiğim cevap önemli değil; ama önemli olan bir başka soru: aynı ‘spesifik’ soruları bizim ilgili aktörlerimiz neden sormuyorlar; kamusuyla ve özeliyle. Tarım ve Ekonomi Bakanlıklarımızın TZOB gibi özel sektör kuruluşlarıyla ülke ve ürün bazlı rakamsal ve daha önemlisi zamanlı hedefl emeler yapmaları gerekiyor. Türkiye’de çiftçilerin önünü açabilecek hedefl emeler. Akdeniz bölgesinde çiftçi portakalın kilogramını 50 kuruşa satmaya çalışırken Tokyo ya da Beppu’da ‘bir tanesi’ 5 TL’ye satılıyorsa bu alanda yapılacak şeyler vardır mutlaka. Japonya’ya en azından tarım ve turizm satalım…