Murat Yülek, 05.10.2015, Dünya

Sanayi kesimi hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde en kritik sektör sayılabilir. Zira uluslararası rekabete açıklığı, planlama ufuklarınun uzunluğu, yeniliklerden en hızlı etkilenen ve verimlilikleri en yüksek olan sektörlerin başında geliyor. Almanya, İsviçre ve Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş ülkelerde de, Kamboçya veya Bengaldeş gibi nisbeten fakir ülkelerde de sanayi sektörü kalıcı ekonomik tartışmaların merkezinde yer alıyor. Gelişmiş ekonomiler ‘sanayisizleşme’ sürecini nasıl atlatacaklarını, gelişmekte olan ülkeler ise sanayileşme sürecini nasıl hızlandıracaklarını tartışıyorlar. Bu arada, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Almanya gibi ülkeler Çin ile birlikte dünyanın en önemli sanayi üreticileri olmaya da devam ediyorlar.

Türkiye açısından sanayinin özel bir önemi var. Türkiye Sanayi ürünleri ihracatçısı; ancak toplamda büyük bir ticari açık veriyor. Bunun sebebi, sınırlı yer altı kaynakları ve yeterli (sınai) ara ve nihai mal üretememesi/satamaması ve (sanayi) ürünlerini pahalıya satamaması. Bu durum, Türkiye’nin sanayileşme sürecini olması gereken noktaya getiremediğinin göstergesi.

Sanayileşme süreci temelde insana dayanıyor; sanayiciler, yöneticiler, çalışanlar, müşteriler ve bürokratlar. Dolayısıyla, sanayileşme sürecini şekillendirebilmek ya da tasarlayabilmek temelinde insana dayanıyor. Sanayileşme sürecinin başarısı (her nasıl tanımlıyorsanız) eğitimden sağlığa, bürokratik yapıdan düzenlemelerin kalitesine kadar insan eliyle şekillenen altyapılar ve süreçler tarafından belirleniyor.

Sanayileşme aynı zamanda bir ‘kültür’ meselesi. Almanya, Çek Cumhuriyeti, İsviçre ya da Kore gibi ‘mühendislik’ ya da ‘sanayi’ toplumları bunun başarılı bir örneği. Sizi çok etkileyen bir Alman ya da Çek ile tanışmış olmanız zordur. Ancak, malum Alman otomotiv devinin yaşattığı ve yaşadığı sıkıntılar bir yana, o ‘kültür’ tarafından üretilen sanayi ürünlerinin sizi etkilemiş olması muhtemeldir.

İstanbul Sanayi Odası tarafından her yıl düzenlenen Sanayi Kongresi’nde  bu yıl, “Vasatlıktan çıkış için İnsan ve Kültür’ teması etrafında tasarlandı. Geçen sene başlatılan “Vasatlıkla Yüzleşme” temasının bir devamı olarak, Kongre bu yıl insan ve kültür konusunu ele alacak. Sanayileşme sürecinin insana dayandığına inanıyorsanız ilginizi çekecek bir organizasyon olacak. Orta gelir tuzağına yakalanmış ya da yakalanma potansiyeline sahip bir ekonomi bu tuzaktan çıkmak ya da hiç düşmemek için insanı uzun vadede ele almalı.

Kongre’de, küçük ve yetersiz kaynaklara sahip ancak oldukça başarılı bir ekonomiye sahip olan Finlandiya’ya özel önem veriliyor. Özellikle sanayi, eğitim ve şehircilik alanında yenilikçiliğiyle öne çıkan Finlandiya’nın başarısını hem sanayi hem de akademik açıdan ele alan konuşmacılar var programda. ‘Serbest Kürsü Tartışmaları’nda’ ise, mikrofon katılımcılara tutuluyor. Sosyal medya yoluyla katılıma da açık tartışmalar. Ardından, Türkiye’nin önde gelen sanayicileri, “Başarısızlık da Hayatın Bir Parçası” diyecekler. Bu oturumda sanayi dışından Mustafa Denizli de yer alıyor.

Sanayi kesimini bilim, teknoloji ve yenilik ile birlikte ekonomi gündemimizin merkezine oturtmalıyız. Gençlere rol modeli olarak ‘sporcular’ ve ‘sanatçılar’ kadar bilim adamlarını, ‘mucitleri,’ sanayici ve iş adamlarını, müteşebbisleri, istihdam üretenleri de görünür hale getirmeliyiz. Sanayi Kongresi ve benzeri organizasyonlar bu yüzden önemli. Benzer organizasyonlar demişken, İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde 12-13 Kasım tarihlerinde yapılacak olan Akıllı İktisadi Planlama ve Sanayi Politikaları (SEPIP) uluslararası konferansını da hatırlatalım.