Murat Yülek, 07.12.2015, Dünya

TÜİK tarafından Kasım ayında açıklanan 2014 yılı araştırma-geliştirme (ARGE) faaliyetleri istatistikleri bazı olumlu sonuçlar içeriyor. Bu araştırmaya göre, 2014 yılında ülkemizde 17,6 milyar TL’lik Ar-Ge harcaması yapıldı.

Birinci iyi haber; bir önceki yıla (2013) göre Ar-Ge harcamaları 2014 yılında yüzde 18,8 oranında arttı. Bu, kabaca yüzde 10 oranında reel büyümeye işaret ediyor. Toplam Ar-Ge harcamalarındaki artış, aynı dönemde kamu harcamaları, özel sektör tüketim harcamaları, kamu gelirleri ve GSYH’daki nominal büyümenin oldukça üzerinde oldu. Sonuçta, Ar-Ge harcamalarının GSYH’ya oranı 2014 yılında yüzde 1,01’e yükseldi. Bu rakam 2003 yılında yüzde 0.48’di. Yani 12 yılda oran 2 katını aştı. Aynı dönemde OECD ya da AB ülkelerinde kayda değer bir artış olmadı.

Bu eğilimin devam etmesi gerekiyor. Zira Türkiye 2023 yılında bu oranı yüzde 2’ye yükseltmek istiyor. Bu rakam OECD’de ortalama olarak yüzde 2,4, AB (15)’de yüzde 2,1, Kore’de ise yüzde 4,5 civarında.

İkinci iyi haber; 2014 yılında toplam 9,3 milyar TL ile, özel sektörün Ar-Ge harcamalarındaki yıllık büyüme oranı kamudan daha hızlı oldu (yüzde 24). Böylece, özel sektörün toplam Ar-Ge harcamalarındaki payı yüzde 51’e yükseldi. Bu konuda bir not hazırlayan TÜBİTAK Bilim Politikaları Dairesi eski başkanı Hüseyin Güler’e göre bunda Bilim ve Teknoloji Yuksek Kurulu’nda belirlenen politikalarin ve AR-GE merkezlerinin önemli rolü var; bu noktada, “mevcut Ar-Ge harcamalarının ne denli ve nasıl ekonomik çıktıya ve katma değere dönüştüğü iyi irdelenmesi gerekiyor. Ar-Ge’nin daha sonuç odaklı olması için ölçek etkisi, dışsal bilgi kullanımı ve Ar-Ge işbirlikleri önem arzediyor.”

Kamu (ve üniversite) Ar-Ge harcamalarını artırırken, özel sektörün toplamdaki payını da en az yüzde 60’a çekmemiz gerekiyor. Yine Hüseyin Güler’e göre, “ülkemizde Ar-Ge’nin yarısı özel sektör tarafından yapılıyor, bununla beraber Ar-Ge karmamızda üniversitelerin Ar-Ge harcaması %40’lik bir paya sahip. Özel sektör 9 birim Ar-Ge yaparken, üniversiteler 7 birim Ar-Ge yapıyor. Bu 7 birimin ekonomik etkisi son derece sınırlı. Zira üniversitelerdeki Ar-Ge harcamasının sadece %18’i mühendislik fakültelerinde gerçekleştiriliyor. Üniversitelerin yaptığı Ar-Ge’nin daha sonuç odaklı hale dönüştürülmesi, Ar-Ge politikası geliştiren uzmanların önünde ele alınması gereken bir konu olarak yer alıyor. Bunun için özel sektörün talepleri üniversitelerde daha belirleyici olmalı. TTO destekleri ve SANTEZ doğru adımlar oldu, bu adımların zenginleştirilmesi gerekiyor.”

Üçüncü iyi haber; TÜİK çalışması, 2014 yılında, tam zaman eşdeğeri (TZE) cinsinden kadın Ar-Ge personel sayısının, 34 826 ile toplam Ar-Ge personel sayısının %30,2’sini oluşturduğunu ortaya koydu. TÜİK’e göre, TZE cinsinden kadın Ar-Ge personel oranı ticari kesimde %23,2, kamu kesiminde %25,7, yükseköğretim kesiminde ise %42 oldu. Yani, kadın zekasını en çok kullanan AR-GE kesimi üniversiteler.

Bir de kötü haber. Büyük özel sektör şirketlerinin Ar-GE eğilimindeki eksiklik devam ediyor. Yine Hüseyin Güler’e dönelim: “özellikle son dört-beş yılda KOBİ ve start-uplara  yönelik birçok teşvik geliştirildi. Bu da daha çok KOBİ’nin Ar-Ge’ye yönelmesini sağladı. Özel sektör Ar-Ge’sine baktığımızda büyük şirketlerin 6 birim Ar-Ge yaptığını kabul edersek KOBI’ler 3 birim Ar-Ge yapıyor. Türkiye’de büyük şirketler üniversiteler kadar Ar-Ge yapmıyor. Ar-Ge’nin ekonomik etki doğurması için büyük ciro yapan üretim şirketlerinin Ar-Ge yapması önemli; mevcut veriler büyüklerin yeterince Ar-Ge yapmadığını söylüyor. Bunun için devletin ISO 50 veya ISO 100’de yer alan sanayi kuruluşlarını tetiklemeyi amaçlayan politikalar geliştirmesi ihtiyacı var. Yeni dönemde, bu yöndeki ilk adım ISO 500 listesinde üst sıralarda yer alan şirketlere yönelik çevre, atık yönetimi, sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği konusunda destek programları geliştirilerek atılabilir.”

Sadece kamu kesiminden destekler vererek büyük özel sektör şirketlerini dünya standartlarına çıkartmamız mümkün değil. Önemli kaynaklara sahip olan bu kuruluşların kendi kendilerini reforme etmesi, yatırımları ve dikkatlerini teknolojik alanlara yöneltmeleri gerekiyor. Bu arada, TÜSİAD gibi büyük özel sektör kuruluşlarını temsil eden yapılar, ekonomi dışı konular kadar daha doğrusu onlardan daha fazla, bu tür konuları yoğunlaşmalı; üyelerini bir ‘self regulation’ ve kapasite inşası çerçevesinde Ar-GE konusunda ‘yükseltmeli.’ Mesela, TÜSİAD (ya da son dönemde sanayi ve yenilikçilik alanlarında önemli çalışmalar yapan MÜSİAD) ne zaman bir teknoloji fonu (private equity) kuracak merak ediyorum. Bu tür bir fon, özel sektörün gayrimenkul geliştirme gibi alanlara gidecek fonlarının teknoloji alanlarına gitmesinde rol oynayabilir.

Bir başka önemli konu; Türkiye’nin Ufuk 2020 gibi fonlayıcı uluslararası araştırma programlarna yaptığı katkılar. Ülkemizdeki özel sektör ve üniversite araştırmacıları tarafından, kaliteli araştırma projeleri geliştirerek bu tür uluslararası fonlara ülke olarak yaptığımız katkılardan daha fazlasını yeniden ülkemize ‘getirmemiz’ gerekiyor.

Kısacası, mevcut olumlu gidişi devam ettirerek GSYH’nın yüzde 2’leri seviyesine çıkartmak istediğimiz Ar-Ge harcamaları konusunda Türkiye’nin sorunu fon eksikliğinden çok fonların verimli kullanımı (sonuç alınması) ve bununla ilgili özellikle büyük özel sektörün bakış açısınin geliştirilmesi.