Murat Yülek, 21.12.2015, Dünya

Önceki hafta açıklanan 64. Hükümet Eylem Planı, Hükümet Programı’nın uygulama haritası niteliğini taşıyor. Plan, eylemleri kategorik olarak ayırmış ve zaman hedefleri koymuş. Dolayısıyla, halk tarafından takip edilmesi, izlenmesi istenmiş. Nitekim, geçen Cuma günü Başbakan Davudoğlu, birinci hafta için programlanan icraatlerin gerekleştiğini açıkladı.

Buna göre, reformların koordinasyonu ve izlenmesi için kurul oluşturuldu; üniversite öğrencilerinin bursları artırıldı; gençlere proje karşılığı verilmesi taahüüt edilen 50.000 TL’lik destek programının kararı resmi olarak Bilim, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından alındır; eylem planlarının uygulanmasına yönelik Bakanlar Kurulu kararı alındı; çeyiz hesabı ile ilgili Bakanlar Kurulu kararı alındı; gençlere 100.000 TL faizsiz kredi desteği ve buna yüzde 85 kefalet sağlanması konusunda da karar alındı; esnafa 30.000 TL’lik faizsiz kredi imkanına yönelik Bakanlar Kurulu kararı alındı; küçük çiftçiye destek düzenlemeleri yakında başlatılacak; sera modernizasyonu mali destek ve enerji fiyatı indirimi ile ilgili Bakanlar Kurulu kararları da alındı.

Ekonomi politikaları ve reformların iki unsuru vardır: tasarım ve uygulama (icraat).  Bir çok ülkede, her zaman değil ama genellikle, politika tasarımı tarafında büyük görüş farklılıkları çıkmaz. Ekonomi politika ve reformalrının başarısı genellikle icraatin kalitesi tarafından belirlenir. Davudoğlu hükümeti icraata  önem veriyor ve şeffaf bir şekilde izlenecek bir yol haritası oratay koydu. Hükümet aynı zamanda, zaman içinde politikalarda değişiklikler, genişletilmeler olursa da aynı şekilde bunları şeffaflıkla kamuoyuyla paylaşacağının sinyalini de verdi.

Bundan sonra hükümetin önünde  bir aylık, üç aylık ve bir yıllık hedefler var. Eylem planı bu açıdan hem kamu oyu hem de bürokrasiye ‘yol gösterecek.’ Yani kamu kesimindeki  yöneticiler ay, üç ay ve bir yıl içinde neleri başarmaları gerektiği konusunda bir zaman planına sahipler.

Davudoğlu hükümeti zor bir dönemde iktidara geldi. Dışarıdan Türkiye üzerinde önemli baskıların olduğu, Fed’in faiz artırımını yaptığı, dünyada gelişmekte olan ekonomilerin ekonomik ve finansal baskılarla karşı karşıya olduğu bir dönem. Diğer taraftan, Türkiye’nin güneyinde haritaların ve dengelerin değiştirilmek istendiği, Türkiye’nin dışındaki soydaşlarımızın gün be gün fiili tehdit altında olduğu, insan göçünün tarihi rekorlar seviyesinde olduğu, terör örgütlerinin ülkemizin içinde ve dışından ülkemizi tehdit altında bıraktığı, yaktığı, yıktığı bir dönem.

Bu dönemde, siyasetin iktidardan muhalefete kadar sorumluluklarının artması doğal. Hem içeriden hem dışarıdan, siyasi rantlar kazanmak için çeşitli iddia ya da iftiraların atılması bu rantları sağlamayağı gibi Türkiye’ye zarar veriyor. ‘Çamur at izi kalsın’ mantığıyla ‘Türkiye terörü destekliyor’ imajını yaratarak iktidar partisini zayıflatmaya çalışmak siyasi ve kişisel ahlaki standartlara uygun değil. Ama ne yapalım, Türkiye’de siyaset böyle yapılıyor diyeceksiniz; haklısınız.

Biz yine de söyleyelim; Çinlilerin ‘ilginç zamanlarda yaşıyoruz’ diye nitelediği bir dönemde hem siyasi hem de siyasi olmayan aktörlerin, ülkenin menfaatini birinci koyup; şahsi , grupsal ya da ‘sınıfsal’ menfaatlerini de ikinci sıraya indirmeleri gerekiyor.

Son olarak, Davudoğlu hükümeti seçim meydanlarında söz verdiği asgari ücret artışını kendi teklifi olarak toplu sözleşme sürecine getirdi. Geçen hafta ise Başbakan’dan ortaya çıkan yükün kamu tarafındna paylaşağının güçlü teyidi de geldi. Bu teyid asgari ücrete endeksli gelir olan insanımızı rahatlatırken, ihracatın zaten zorlandığı bir konjonktürde işletmelerimizi de önemli bir rekabet gücü kaybı risinden kurtaracak. Dolayısıyla, ücretlerin yükselmesinden kaynaklanan istihdam kaybı riskini ortadan kaldırmış olacağız.