Murat Yülek, 23.11.2015, Dünya

Türkiye bu ay G20 Zirvesi’ne ev sahipliği yaparak dünya gündeminde yer aldı. Aynı dönemde yine Türkiye’de bir çok başka konferans ve toplantı gerçekleşti. Ekvator’da UNCTAD tarafından gerçekleştirilen sanayi politikaları çalıştayından sonra, geçen hafta bu köşede bahsedilen Akıllı İktisadi Planlama ve Sanayi Politikaları Konferansı uluslararası katılımla İstanbul Ticaret Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlendi. Geçen ay İstanbul Sanayi Odası tarafından düzenlenen ve salonların tıka basa dolduğu 13. Sanayi Kongresi’ni de hatırlayalım.

Sonrasında, yine geçen hafta İstanbul Ticaret Odası’nın ev sahipliğinde Dünya Kadın Girişimciliği (IWEC) konferansı, dünyanın değişik ülkelerinden kadın girişimciler İstanbul’da bir araya getirdi. Son olarak MÜSİAD tarafından yine geçen hafta Vizyoner’15 Sektörler Zirvesi Twitter üst düzey yöneticilerinden Tosyalı Holding Başkanı Fuat Tosyalı ve Ziraat Katılım Bankası Genel Müdürü Osman Aslan’a kadar bir çok konuşmacıyla Türkiye’nin değişik şehirlerinden ve Avrupa’dan iş adamlarını bir araya getirdi.

Yani, Türkiye işletme, finans, iktisat alanında organizasyon sıkıntısı çekmiyor. Tecrübe paylaşımı ve fikir alış verişi düzenlemeleri oldukça yaygın.

Konuyu, benzer bir organizasyon için, Açılış Dersi vermek üzere ziyaret ettiğim Siirt Üniversitesi üzerinden bölgesel kalkınma konusuna getireyim. Çözüm Süreci’nin durmasından sonra yeni kurulacak olan Davudoğlu Hükümeti’nin en önemli ekonomi gündem maddelerinden birisi olacak.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu hızlı bir kalkınma sürecini sağlayacak temel şartlara sahip. Sanayi, tarım, turizm, yenilenebilir enerji, ticaret gibi hemen her ekonomik alanda bölgenin önü açık. Ancak, terör örgütünün bir numaralı stratejisinin bölgenin ekonomik açıdan gelişmemesi üzerine kurulmuş olması hızlı bir kalkınma sürecinin önündeki ilk ve acil engel. Hastane, ambulans ve okullara hasar verilmesi, yolların ve hareketliliğin engellenmesi gibi politikaların ardındaki asıl hedef bölgenin özel kesim yatırımı alarak istihdam ve gelirin artmasının enegllenmesi.

Bu istikrarsızlık kaynağının ortadan kaldırılması bölgeyi ekonomik açıdan tabiri caiz ise uçurur. Bölge kökenli iş adamları başta olmak üzere bölge ciddi yatırım alır. İlk aşamada nisbeten emek yoğun sektörlerdeki yatırımlar bölgeye kayar. İzmit, Ereğli, Kayseri, Antep ya da Maraş örneğinde olduğu bölgesel üretim merkezleri bölgede yaygınlaşır.

Bunlar ne kadar başarılır bilinmez ancak Siirt Üniversitesi rektörü ve öğretim üyelerinin bölgesel kalkınmayı yakından ilgilendiren bir hatırlatma ve taleplerinden bahsetmeden geçemeyeceğim.

Türkiye’de araştırma ve yenilikçiliğe aktarılan fonlar son yıllarda bilinçli politikalar çerçevesinde hızla artırıldı. Ancak bu desteklerin bölgesel dağılımı genellikle bilinen üniversiteler ve büyük şehirler lehine dağılıyor. Oysa Türkiye’de son dönemdeki bir başka atılım da hızla artan üniversite sayılarıydı. Ancak Siirt gibi yeni kurulan üniversiteler araştırma geliştirme kabiliyetleri olsa da bu fonlardan yeterince faydalanamıyorlar.

Örneğin Siirt Üniversitesi araştırmacıları, ildeki hayvan ırklarının çiftçilerle işbirliği halinde geliştirilerek ekonomik açıdan bölgeye önemli katkı yapacak bir projeye destek bulamamışlar.

Türkiye’de artan araştırma fonlarının dağıtılmasında, tüm üniversiteleri aynı potaya koyarak yerine yeni kurulan üniversitelere alt fonlar ayrılarak ‘yarışmanın’ benzer üniversiteler arasında gerçekleştirilmesi ve böylece yeni kurulan üniversitelerin de araştırma fonlarına ulaşabilmesi çok önemli. Bugünün büyük üniversiteleri de kuruldukları dönemde diğerlerine göre nisbeten daha büyük destekler gördüler. Bugünün yeni üniversitelerine de özel araştırma destekler vererek onları da hızla yükseltmemiz gerekiyor.