Murat Yülek, 28.09.2015, Dünya

Türkiye bir süredir ‘yeni bir medeniyet’ inşa etmeye çalışıyor. Ancak yeni bir medeniyet ancak köklerin iyi tanınması ile mümkündür. Oysa Türkiye kendi medeniyet köklerini tanımıyor. Yine, yeni medeniyet oluşturmak için batı ve doğu medeniyetlerini de tanımak ve değerlendirmek gerekli. Batı tarafını biraz tanıyoruz; en azından üniversitelerimizde sosyal bilimler okuyanlar en azından bir batı medeniyeti tarihi dersi alıyorlar. Tabi üniversitede ders almak batı medeniyetini size ne kadar tanıtabilir o ayrı bir soru.

Kendi medeniyet kodlarımızı tanımıyoruz dedik. Bu konuyu basit bir örnekle açalım: Anadolu tarihine ve Anadolu ekonomisine damgasını vurmuş olan Ahilik ya da Anadolu’da bundan bin sene önce hüküm süren iş kadınları örgütleri (Bacıyan-ı Rum) hakkında neler biliyoruz? Ortalama üniversite mezunumuz, akademisyenimiz, bürokrat ya da iş adamımız, ya da benim gibi köşe yazarları  Ahilik ya da Bacıyan’ı Rum konusunda arka arkaya kaç cümle edebilir?

Bizi konumuza yaklaştıracak bir başka soru: Osmanlı, Selçuklu ya da genel Türk yönetim tarzı hakkında neler biliyoruz? Ortalama devlet adamımız ve bürokratımız bu konuda neler söyleyebilir?

‘Bin yıl öncesine gittin’ demeyin. Ortalama bir İngiliz bürokrat size son bin yıldaki İngiliz yönetim tarzı konusunda oldukça ciddi şeyler söyleyebilecektir. Tarihe övgü ya da yergiden de bahsetmiyorum; tarihi tecrübemizi analitik bir çerçevede bürokrat ya da akademisyen, iş adamı, kısaca insanımıza bugün kullanabilecekleri ‘vaka’ analizleri olarak ne kadar verebildik?

Gelmek istediğim konulardan birisi şu: kamu kesiminde yaklaşık 3 milyon insanımız çalışıyor. Bunların muhtemelen yüzde 95’i işe başlarken herhangi bir yönlendirme (oryantasyon) programından geçmedi. Kamu kesimi hem bu ilk yönlendirme sürecinde hem de sonrasında çalışanlarına bir ‘sürekli eğitim’ programı uygulamıyor.

Esasında, çalışanların da muhtemelen böyle bir talebi yok. Her yıl KPSS’na giren bir buçuk milyonun üzerindeki gencimizin kaç tanesi, ‘devlet memuru olarak halka hizmet etmek’ idealine ve bu ideali mümkün kılacak eğitim süreçlerine katılma azmine sahip?

Ancak gençlerden bu talep gelse de gelmese de her kamu birimi işe aldığı gençlere kamu hizmetinin gerektirdiği idealleri, ilkeleri, azim ve hırsı ve nihayet bilgileri kazandırmak zorunda. Bunun için de her kamu birimi oryantasyondan başlayarak kişisel gelişim ve teknik bilgileri dinamik bir şekilde çalışanlarına kazandıracak ve devamlı ‘hatırlatacak’ eğitim programları oluşturmalı. Tabi ilke ve değerler bunların temelinde yer almalı.

Peki böyle bir programın Almanya’da uygulananı ile Türkiye’de uygulananı aynı mı olmalı?  Ya da, Türkiye’de uygulanan bir programın Brezilya’daki programlardan ayırt edici özellikleri ne olmalı?

Muhtemel farklardan birisi, en azından son 1500 senedeki Türk yönetim tecrübelerinin ve prensiplerinin eğitim programlarına dahil edilmesidir. Şimdi soru şu:  3 milyon kamu çalışanının kaç tanesi devletin reel politik unsurlar değil, ‘iyilik’, akıl ve liyakat üzerinde kurulması gerektiğini söyleyen Yunus Has Hacib’in “Kutadgu Bilig’ini” ya da, Fatımilerin El Ezher’inden sonra (ve Bologna’dan 20 sene önce) modern dünyanın ikinci önemli üniversitesini kuran ve kamu prosedürlerinden iktisadi kalkınmaya kadar kamu yönetim felsefesini sunan Nizamülmülk’ün “Siyasetname’sini” okumuştur?

Daha bu noktaya gelmeden diyeceksiniz ki: siyaset bilimcilerimiz (hatta tarihçilermiz) Kutadgu Bilig ya da Siyasetname üzerine şu ana kadar kaç eser vermişlerdir? Ya da iktisatçı veya iktisat tarihçilerimiz Ahilik üzerine kaç analitik esere imza atmışlardır?

Haklısınız. Türkiye’de Makyavel’in Prens’i üzerine verilen eserler, bir devlet felsefesi hazinesi olan Kutadgu Bilig üzerine yazılanlardan muhtemelen kat kat fazladır.

Yapılması gereken şey çok. Ancak,  başlangıç için Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kutadgu Bilig ve Siyasetname başta olmak üzere Türk devlet felsefesi üzerine güçlü bir araştırma programı oluşturabilir.

Basit bir yeniden tercüme gayretinden ya da Yunus Has Hacib ve Nizamülmülk ne kadar büyük insanlardı’  makalelerinin çıkacağı bir programdan bahsetmiyorum. Analitik bir çerçevede Türk devlet ve yönetim anlayışının incelendiği, dünya standartlarında güçlü çalışmalarla bugünün şartlarına uygun politika ve yönetim tavsiyelerinin üretildiği en az on yıllık bir çalışma programından bahsediyorum. Programın çıktılardan birisi de kamu hizmetine giren gençlerin yönlendirme ve sonraki eğitimlerinde kullanılacak eğitim malzemeleri olabilir…