Murat Yülek, 01.06.2015, Dünya

 

Bir ülkede kişi başına gelirin yükselmesi üretimin yükselmesiyle mümkün oluyor. Ülkede yapılan mal ve hizmet üretiminin istatistiksel göstergesi olan gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH), ülkedeki tüm üretim birimlerinin (bunlar da çok büyük ölçüde şirketlerden oluşuyor) ürettiği ‘katma değerin’ toplamı manasına geliyor. Bu da ülkedeki toplam gelire eşit oluyor; yani üretim eşittir gelir. Bu gelirin bir kısmı, vergi ve benzeri ödemeler eliyle devlete gidiyor. Kalan ise sermaye sahiplerine  ve halka dağılıyor.

Her üretenin katma değerinin alt alta yazıp toplayınca GSYH elde edildiğine göre, ülkedeki katma değerin artması üretimin artması, bu da gelirin artması manasına geliyor. Katma değer şirketin cirosundan, üretimde kullanılan dış girdilerin maliyetlerinin düşülmesiyle hesaplanıyor. Bu da şirketin ürettiği kar ve çalışanlarına ödediği ücretlerin toplamına eşit oluyor. Yani katma değerin artması sermayedarlara akan karların ve çalışanlara akan ücretlerin toplamı manasına geliyor. Yukarıda söylendiği gibi, her üretenin ürettiği katma değeri toplayınca GSYH’ya ulaşılması bundan kaynaklanıyor.

Yaptığınız üretim girdilerin bir araya getirilmesindan oluştuğuna göre, girdilerin olabildiğince  şirket içinde üretilmesi toplam katma değeri artıyor. Bu bir ülke için de geçerli. ‘Montaj  sanayiinin’ hem şirket hem de ülke açısından katma değerinin düşük olması bundan.

Tabi her şirketin her girdiyi üretmeye çalışması ancak eski Sovyetlerde mantıklı görünen bir uğraş. Her şirketin kendi rekabetçi gücünün olduğu sahalarda üretim yapması, diğer girdileri daha rekabetçi olan tedarikçilerden satın alması, kar yükseltimi prensibinin temel gereği. Bu yüzden, son kullanıcıya olabildiğince yakın olup fiyatlama ve dağıtım ağını elde tutmak ve bu güçle tedarikçilerden alabileceği en iyi (en düşük) fiyatı almak ‘entegratör’ firmaların temel amacı. Ancak her entegratör firma bunu beceremiyor. Güçlü değilse girdileri pahalıya tedarik ediyor.

Bir örnek olarak taşıt aracı üretimi sektörüne bakalım. Türkiye’de otomobil üreticilerinin toplam ürettiği katma değeri 2013 yılında 10 milyar TL’nin altında idi (GSYH’nın 0.6’sı). Bunun sebebi, üretim hacmi değil. Otomobil üretim hacmi 1990’larda rüya olarak kabul edilen 1 milyon adedi geçti; 2013 yılı itibariyle toplam satış değeri 50 milyar TL’ye yakındı. Ancak, toplam satış değeri içinde yüzde 20 civarındaki katma değer örneğin Kore’dekinin çok altında (Kore’de katma değer sektörel olarak resmi rakamlara göre yüzde 30; gerçekte muhtemelen daha fazla; ülke olarak ise resmi bir hesaplamaya ulaşamadık ama girdi çıktı tablolarından, Türkiye’nin epey üzerinde olduğu tahmin ediyoruz.) Dahası, otomobil üretiminde kullanılan ithal girdi rakamlarından taşı üretiminde Türkiye’de kalan katma değerin oldukça küçük olduğu biliniyor.

Otomobil sektörü gibi önemli bir sektörde düşük katma değer üretiminin sebebi ‘ithal bağımlılığı.’ Özellikle ara malı ithalatı, muhasebesel olarak bir ülkenin büyümesinden çalınan miktar manasına geliyor. Bir dolarlık sanayi ürünü ithalatı, muhasebesel olarak büyümeden çalınmış bir dolarlık değer manasına gelir. Tabi bu prensip nihai ürünler için de geçerlidir. Falanca ülkeden ithal edilen bir tren seti o ülke için o yıl büyüme rakamlarını oluşturan kalemler arasında yer alacakken sizin ülkenizde de potansiyel büyümeden düşen aynı büyüklükteki rakama denk gelir.

Bütün bunları ‘milli projeler’ konusunu ele almak için kaleme alındı. Bu projeleri önemsememiz gerekiyor. Türkiye’de karar alıcıların son yıllarda üzerinde gittiği en önemli konulardan birisi bu projeler. Bu çalışmaların bir sonucu olarak, geçen yıllarda başlatılan ve/veya sonuçlandırılan yerli tank, yerli uçak, yerli savaş gemisi gibi projeler Türkiye’de hızla gelişen savunma sanayini daha da hızlandırma potansiyeline sahip. Geçen haftalarda lansmanı yapılan yerli rüzgar türbini,  yerli yolcu uçağı gibi projeler de bu momentumun devam edeceğinin gösteriyor.

Bu ve önceki projelerde, Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın bir şartı olan ‘yerlileştirme’ programları sayesinde girdi üretimi Ankara, Eskişehir ve İzmir başta olmak çeşitli illerimizde hassas parçaların üretimi konusunda yetenek oluşturulmasını sağlıyor. Bu tür parçaların üreticilerinden birisi olan ‘Kaan’ şirketiyle geçen hafta Milletvekili Adayı İbrahim Turhan’ın davetlisi olarak gittiğimiz İzmir de tanıştık. Turhan, Pratt and Whitney – Kale ortaklığı ile F-35 motor fabrikasının da kurulu olduğu İzmir’in, savunma sanayiinde bir merkez olmasını hedefliyor.

Bu tür kümelenmeler sivil sanayilere de olumlu etkiler yapıyor. İzmir’deyken ziyaret ettiğimiz (Kaan makine’nin bir dönem tedarikçiliğini yaptığı) Kutlusan makine, Amerika dahil dünyanın 50 ülkesine yumurta otomasyonlu tavuk çiftlikleri (kafes sistemleri) tasarlıyor, üretiyor ve satıyor. Dolayısıyla, ithalattan kaynaklanacak üretim ve büyüme kaybını önlediği gibi dış pazarlara üretim yaparak Türkiye’ye büyüme üretiyor Kutlusan (ya da henüz ziyaret etmediği Tavsan) ve Kaan gibi firmalar.

Yeni lanse edilen savunma projelerinde aynı yerlileştirme çabasının devam etmesi bu tür mekanizmalarla sivil sanayinin yeni bir döneme girebileceğini gösteriyor. Önceki haftalarda bu köşede ele alındığı gibi, son yıllarda Türkiye’de sanayi sektörü çok hızlı büyüdü. İhracatın 30 milyar dolarlardan 150 milyar dolarlara sıçraması böyle mümkün oldu. Bu kolay olmadı; süreci siz bir de sanayiciye sorun. En başta Almanya – Çin yelpazesindeki geniş bir rekabet baskısına direnmek zorundaydı Türk sanayicisi. Yunanistan ya da Portekiz gibi havlu atmak, ya da Çek Cumhuriyeti gibi tüm önemli sanayisini dış yatırımcılara satmak zorunda kalabilirdi Türkiye.

TCDD’nin yürüttüğü milli tren projesini sivil alanda en önemli proje sayabiliriz bu alanlarda. Önümüzdeki yıllarda, başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere kilometrelerce uzayan raylı sistem yatırımları yapacak. Bu hatlarda çalışacak araçlar önceki onyıllarda olduğu gibi ithal mi edilecek yoksa yurt içinde üretilerek Türk insanına iş, aş, kar olark geri mi dönecek. En önemlisi, araç alımı, üretimi tetikleyerek ekonomik büyümeyi olumlu etkileyebilecek mi?

Şu sıralarda yavaşlayan ihracat büyümesinin bundan sonraki dönemde bir sıçrama yapacağını bekliyoruz. Son dönemde hükümet tarafından geliştirilen yerli üretim projeleri bu sıçramada önemli rol almasını bekliyorum. Bu konuyu/iddiayı gelecek haftalarda ele almak istiyorum.