Murat Yülek, 01.08.2016, Dünya

Darbe girişiminden hemen önce Türkiye İsrail ve Rusya ile ilişkilerini güçlendirme kararı aldı. Önümüzdeki hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan Rus muhatapı Putin ile görüşecek. Bunlar, daha geniş bir uluslararası açılımın yeniden başlangıcı olabilir mi?

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un yayın kuruluşlarının iktisat yazarları ve müdürleriyle düzenlediği istişare toplantısında Türkiye’nin bir ara ‘eksen kayması’ olarak da adlandırılmış olan konu üzerinde de duruldu. Kurtulmuş, önceki yıllarda Türkiye’nin Afrika, Latin Amerika ve Asya’ya yaptığı açılımların bazı gözlemcilerce Batı Avrupa’dan uzaklaşma olarak eleştirilmesini kastediyor.

Geçmiş yıllarda, alışılmış kalıplardan çıkamayanlarımız tarafından ‘eksen kayması’ olarak etiketlenen bu açılım esasında Türkiye’nin tüm dünyaya açılımını simgeleyen bir ‘Türkiye 360’ politikasıydı. Malezya’da Mahathir Muhammet dönemindeki ‘Look East’ politikasının aksine, benim ‘Türkiye 360’  olarak adlandırdığım politikada Türkiye, Avrupa dışındaki büyük dünya ile de tanışması ve böylece opsiyonlarını, pazarlarını genişletebilmesi manasına geliyor.

2002 yılından sonra oluşan Türkiye 360 politikası Türkiye’ye şu ana kadar çok fayda sağladı. En azından, Türkiye, Avrupa ekonomisinin daraldığı, talebin yavaşladığı bir dönemde ihracatını 30 milyar dolarlardan 160 milyar dolarlara yükseltmesinde Türkiye 360 önemli rol oynadı. İleride de, politika iyi şekillendirilip uygulanırsa, sadece ihracat açısından değil, Türkiye’nin dış yatırım almasında, dış yatırım yapmasında ve siyasi olarak uluslararası desteğini artırmasında ok faydasını görürürüz.

Bölgenin karışmasından sonra Türkiye 360 son yıllarda yara aldı. Ancak şimdi Türkiye 360’ı canlandırma vakti. Şu sıralarda yurt dışında Türkiye hakkında menfi bir algı var. Halkın sokaklara dökülerek canı pahasına bir darbe girişimini belki de tarihte ilk ve son defa engellediği ülkemiz hakkında ‘darbe gerçek miydi tiyatro muydu’ yorumları dahi yapılıyor. Dezenformasyonun da önemli rol oynadığı bu durumun aşılmasında ve Türkiye 360 politikasının geliştirilmesinde kamu diplomasisi önemli rol oynayabilir.

Kamu diplomasisinde ve genelde Türkiye’nin konularının yurt dışına anlatımında uluslararası dili iyi kullanmak gerekiyor. Dahası, her sene Nisan ayında düzenli olarak dünya gündemine getirilen Ermeni soykırımı iddiaları da dahil olmak üzere Türkiye’nin yaşadıkları geniş yelpazede araçların kullanılması gerekiyor. Türkiye Avrupa ve Amerikan halkı üzerinde propagandalardan çok çekti. Örneğin, Tekstil İşverenler Sendikası Genel Sekreteri, eski gazeteci Levent Oğuz, 20. yüzyılın ilk yarısında başlarına Fransa’da çukulata paketlerinin arka yüzlerine koyulan ‘vahşi müslüman Türklerin katlettiği hristiyan Ermenileri’ konu alan ‘yaratıcı’ çizimler gibi unsurların bu ülkede bugün hala devam eden Ermeni katliamı algısının oluşmasında önemli rol oynadığını söylüyor. Düşünün, Fransa’da 1920 yılında bir çocuk eline bir chocolaterie d’Aiguebelle tarafından üretilen çukulataları alıyor ve kutunun arkasında vahşi Türklerin Osmanlı’nın Ermeni vatandaşlarını nasıl katlettiğini gösteren etkileyici çizimler görüyor. Ya da, aynı yıllarda yine Fransa’da bir ev kadını Tapioca de l’etoile adlı un ürününü aldığında kutudan yine katliamları resmeden yaratıcı ve etkileyici kartpostallar çıkıyor. İngiltere’deki Toynbee/Mavi kitap projesini bir tarafa bırakın, Avrupa’da ve Amerika’daki bugünkü ‘orantısız’ algı bozukluğunun olmasında böyle ‘ince’ ‘kamu diplomasisi’ araçlarının etkisini kim yadsıyabilir?

Bu arada, yine toplantıda konuşulan bir başka önemli konu; Temmuz ve Ağustos aylarında açılışının yapılması ya da temel atılması planlanan bazı yeni özel sektör yatırımlarının açılış törenleri darbe girişimi sonrasında iptal edildi. Oysa tersine, bu dönemde bu tip açılışların ve Türkiye’deki uluslararası organizasyonların iptal edilmek yerine sayılarının artırılması gerekiyor. Nitekim yakın zamanda Kale Grubu gibi büyük gruplar yeni yatırımlar da açıkladı, açtı veya temel attı. Morale ihtiyaç olan bu dönemde diğerlerinin de benzer törenleri organize etmesi gerekiyor.

Son olarak, 2016 ve 2017 yılında Türk ekonomisinin en önemli çıpası olan maliye politikası. Maliye Bakanı Naci Ağbal GSYH’nın yüzde 1,3’ü oranındaki merkezi yönetim bütçe açığı hedefinin devam ettiği açıklamasını yapmıştı. Bu hedef, ve geneldeki bütçe disiplini mesajının, güçlü bir tonda devam ettirilmesi önemlidir. 2016 yılı ikinci yarısında büyümenin düşmemesi ve bütçe disiplininin korunması ve ikisi hakkındaki iletişim son derece önemli.