Murat Yülek, 16.05.2016, Dünya

Hun istilalarından kaçanlar tarafından beşinci yüzyılda kurulduğu düşünülen Venedik, oldukça genç bir şehirdir. Bugünkü Singapur gibi devletlerin öncüllerinden olarak, bir dönem dünyanın en güçlü ekonomilerinden birisine sahipti. 12-13. yüzyıllarda Avrupa’nın en zengin şehri Venedik idi. Bu şehir devleti, 3000’in üzerindeki gemisiyle Avrupa’nın en büyük filosuna sahipti. İngilizce Fransızca’da bir çok kelimenin (özellikle) ticari terimin kökeninin İtalyanca’ya dayanması tesadüf değildi.

Venedik uzun süre Bizans İmparatorluğu’na resmi ya da gayriresmi olarak bağlı yaşadı. Haçlı Savaşları sırasında, Bizans İmparatorluğu’na, Selçuklular üzerinden Kudüs’e yönlenecek yardımlar yaptı. Bu arada, 1204 yılında Bizans İmparatorluğu’nun haçlılar tarafından yağmalanması ve ele geçirerek Latin İmparatorluğu’nun kurulmasında da Venedik temel rolü oynadı.

Venedik’in doğuyla yakın ilişkisi Bizans ve sonrasında Osmanlı İmparatorluğu ile de sınırlı değildi. Venedik, dev doğu batı ticaretinde, Mısır’daki Memluklu devleti üzerinden Avrupa’ya akan dopu ürünlerinin Avrupa’daki ana antreposu ve ajanı olarak Avrupa’nın en müreffeh ekonomisi haline geldi. Osmanlı sonrasında da bu rol bir süre devam etti. Osmanlı’lar Venedik’i hem bir rakip hem de bir müttefik olarak gördüler. Raguzza gibi kentleri serbest bölge olarak Venedik’in karşısına dikmeyi de ihmal etmediler. Ancak Venedik’in ana düşmanı ve rakibi haline gelen Portekiz tarafından başlatılan okyanus ticaretinin kurbanı olunca şehrin ekonomik ve siyasi önemi gittikçe azaldı. Sonuçta bugün olduğu turizm kenti görünümünü aldı.

İsviçre’de 2009 yılında bir kitapçıda tesadüfen gördüğüm, Venedik Ca’Foscari Üniversitesi Doğu Dilleri Bölümü öğretim üyesi Prof. Maria Pia Pedani’nin  “Doğu’nun Kapısı Venedik” adlı eseri İtalya’da da çalışmış olan bankacı Gökçen Karaca Şahin tarafından çevirilerek geçen Eylül ayında Küre Yayınları tarafindan basıldı. Profesör Pedani eserinde, Venedik’in tarihini ve Müslüman Doğu dünyası ile olan ilişkilerini Venedik arşivlerini esas alarak anlatmış. Her bölümde, Ortaçağdan başlayarak Venedik’in Doğu dünyasıyla olan ilişkisi çarpıcı hikayelerle kaleme alınmış. 9. yy.da Venedik Şehir Devletinin kurulmasında,  Müslümanları çok iyi tanıyan iki Venedikli tüccarın rolünün anlatıldığı ilk bölümdeki hikaye kitabın sonraki bölümlerinin de ilgi çekici hikayelerle bezendiğinin bir habercisi.

Ortaçağ Avrupa’sındaki kölelerin, hacıların ve haçlı savaşçılarının Doğu – Batı kültürlerini nasıl bir araya getirdiği ve Venedik’in ehil tüccarlarının bu alışverişteki önemi eserin ilgi çekici diğer bir bölümü.  İstanbul’un fethiyle birlikte Venedik- Osmanlı arasındaki barışlar ve savaşlar titiz bir tarihçi tarafından anlatılırken, Osmanlı İmparatorluğunun siyasi, hukuki, ticari ve geleneklere dayalı sistemlerinin Venedik’e etkisi, keza aynı şekilde, Venedik’in ticari ve diplomatik sisteminin Osmanlı’daki kaynaşması da ele alınıyor.

Ortaçağ Müslümanları tarafından kullanılmakta olan çek, havale gibi ticari araçların Venedikliler aracılığıyla Batıya geçtiği; Yeniçağda özellikle sanatta ve edebiyatta ortaya çıkan oryantalizm akımında Venedik’in Osmanlı ve Müslüman Doğuyla olan yakın ilişkisinin etkisi; Doğudan ve Batıdan gelen ticari malların Venedik pazarında buluşması neticesinde her iki dünyanın da aslında birbirinden kopuk yaşamadığı olgusu eserde gözler önüne serilmiş. Tarihin derinliklerinden fırlamış casuslar, diplomatlar, tüccarlar, sultanlar, beyler, savaşçılar, korsanlar, esirler ve sanatçılar kendi hikayeleriyle okuyucuya baştan sona eşlik edip, eserin bir taraftan okunmasını zevkli kılarken diğer taraftan okuyucuya objektif ve tarihi bir perspektiften günümüzdeki devletlerarası ilişkileri sorguluyor.

Kitabı iktisat tarihine meraklı olanlara tavsiye ediyorum.