Murat Yülek, Kasım 2016, Derin Ekonomi

Türkiye yüklü bir siyasi gündem ve jeopolitik risklerle karşı karşıya. Bir yandan Suriye’de güvenli bir bölge oluşturmak amacıyla sıcak bir savaşın içinde. Bu savaş başarılı gidiyor ve tamamlanınca Türkiye’deki riskler düşecek. Darbe girişimiyle ilgili ve teröre karşı (PKK, DAEŞ, Fetö) sıcak ve soğuk mücadele ülke içinde ve dışında devam ediyor. Bu mücadelelerde Türkiye’nin yurt dışındaki dostlarından aldığı destek son derece sınırlı. Yabancı müttefiklerimiz, özellikle Avrupa ülkeleri, teröre karşı gerekli tavrı göstermiyorlar. Fiilen terörün yanında yer alanları var.

Moody’s Eylül ayında Türkiye’nin notunu düşürdü. Bu, teknik temellerden yoksun siyasi boyutu yüksek bir karardı. Bu köşede, bu nitelikte bir riske dikkat edilmesi gerektiği yazılmıştı. Derecelendirme kuruluşlarının teknik boyuttan uzaklaşarak siyasi kaynaklı diyebileceğimiz kararlar alması Fitch’in de benzer bir not kararı verme ihtimalini güçlendiriyor.

Dış konjonktür de belirsiz. Dünya, Donald Trump’ın hangi politikaları izleyeceğini nasıl bir performans göstereceğini merakla bekliyor. Fransız seçimlerinde de yine belirsizliğin kazanması olası görünüyor. Brexit sonrası önemli bir yara alan Avrupa Birliği’nde İtalya’daki anayasa referandumu yeni bir belirsizlik oluşturuyor. Eğer Başbakan Renzi’nin reform önerileri referandumda kaybederse bunun ardından Italexit tartışması güçlenecek. Yani Avrupa Birliği’nin varoluşuyla ilgili  riskler artacak.

Uluslararası siyasi gelişmeler, ekonomik konjonktürü de yakından etkiliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde tahvil faizleri hızla yükseldi. 10 yıllıklarda artış 10 günde 40 baz puana ulaştı. Avrupa 5 ve 10 tahvillerinde de benzer hareket yaşandı. Bu, Fed’in faiz kararı vermesinden önce portföylerde değişikliğin başladığını gösteriyor. Kısa dönemde bu portföy değişiklikleri gelişmekte olan ülkelerde kurları menfi etkiliyor.

Amerika’da ekonomik büyüme ve enflasyonun yükselmesi ihtimali dolar endeksini yükseltiyor.Trump’ın seçilmesinin altının yükselmesine sebep olması beklenirdi. Kısa bir süre öyle de oldu. Ancak doların hızlı yükselmesi altını baskılıyor. Altın yükselmek yerine düşüyor.

Uzun vadede ise Trump’ın politikalarının ve yönetiminin bütçe açığı ve borcu zaten yüksek olan Amerikan ekonomisine darbe vurma ihtimali var. Vergi indirimleri, ABD ekonomisinin kısa sürede harekete geçirse de uzun dönemde zaten toplam vergi/GSYH açısından dünyanın en düşük ülkeleri arasında  yer alan ABD’de kalıcı büyüme sağlamaz. Trump döneminde borç ve bütçe açığı artacak olan ABD’nin risk görünümü yükselecek. ABD’deki dünya ekonomisini menfi etkileyecek. Bunun üzerine Çin gibi ülkelerle olan ekonomik/ticari sürtüşmeleri de eklemek gerekiyor.

Bu uluslararası ortam Türkiye’yi de etkiliyor. Özellikle kur ve faiz üzerinden. Dolar endeksi Trump’ın seçilmesinin ardından yüzde 3,5 yükselme kaydederken TL’deki yükseliş yüzde 7,3 oldu. Gösterge faizdeki yükseliş 80 baz puana, CDS primlerindeki yükseliş ise 25 baz puana yaklaştı. Türkiye’nin yapması gereken, kendi kontrolünde olan ‘görünüm risklerini’ düşürmek. Kendi kontrolünde olan siyasi ve ekonomik riskleri (belirsizlikleri) düşürmekle Türkiye ‘toplam risk görünümünü’ düşürmüş olacak.

Son 10 senede ulaşılan makroekonomik istikrar ve ekonomimizin direnci kendisini darbe girişimi sonrasında göstermişti. Türk ekonomisinin dış şoklara karşı direnç gücü devam ediyor. Bunu  göstermenin tam zamanı. En başta doların ateşinin düşürülmesi gerekiyor. Dolar kuru, yatırımcıdan iş adamına, öğrenciden işçiye herkesin her an takip ettiği bir gösterge durumunda. Kısa sürede hızlı yükselmesi ekonomimizin direnci ve istikrarıyla ilgili sorular oluşturuyor. Doların yükselmesi Merkez Bankası’nın tek başına sorumlu olduğu bir alan değil. Doların son dönemdeki yükselişi Merkez Bankası’nın politikalarından kaynaklanmadığına göre düşürülmesi de tek başına Merkez Bankası tarafından sağlanamaz. Önümüzdeki dönemde hükümet tarafından alınan kararlar, yapılan açıklamalar ve konulan hedefler, resmi yorumlar (doların yükselmesiye ilgili olanlar dahil) bu yüzden büyük öneme sahip. Hükümetin, önümüzdeki dönemde hem dışarıdan kaynaklanan risklerin bertaraf edilmesine hem de ilave risk algısının ortaya çıkartılmamasına dikkat etmesi gerekecek.