Murat Yülek, Aralık 2016, Derin Ekonomi

Sürpriz başkan Trump daha resmi olarak başkanlık koltuğuna oturmadan dünya ekonomisi süprizlerle karşılaşmaya başladı bile. Amerika Birleşik Devletleri’nde Fed’e fırsat vermeden faizler kendiliğinden yükselmeye başladı. Bu da dolar endeksini yükseltti ve euroyu düşürdü.

Şimdi dünya, zorlu bir seçim kampanyasının ardından Trump’ın dış siyaset ve ekonomi alanlarında izleyeceği politikaların ne olacağını düşünmeye başladı. Zira, Trump öngörülebilir bir karakter değil; farklı bir lider. İş adamlığı sırasında çok sayıda büyük risk aldı. Bu risklerin bir kısmı gerçekleşti ve Trump’a pahalıya mal oldu ve ona inişli çıkışlı bir iş kariyeri hediye etti. Aynı inişli çıkışlı, risk-sever davranış tarzını başkanlığa taşımasıyla, hem Amerika hem de dünya açısından heyecanlı bir dört yıla gireceğiz.

Trump’ın izlemeyi taahhüt ettiği ekonomi  politikalarına bakarak bu aşamada Amerika ve  dünya için bazı çıkarımlar yapmakta fayda var. Trump’ın şu kadar verdiği beyanatlardan ve seçim bildirgelerinden, izlemeyi taahhüt ettiği ekonomi politikalarının temelinin ekonomiyi kısa vadede büyütme amacını güttüğü görülüyor. Trump Amerika’nın altyapı stoğunun eskidiğini, teknik olarak standart altı ve miktar olarak da yetersiz olduğunu söylüyor. Bu yüzden, kamu harcamalarının altyapıya dayalı olarak artırılmasını ve bu sayede büyümenin hızının yükseltilmesi hedefleniyor. Buna bir nevi büyümeci ‘kamu satın alma politikası’ da denebilir.

Diğer yandan Trump, özellikle Çin’den ve Meksika’dan yapılan ithalatı çeşitli yollarla kısıtlayarak Amerika’daki istihdamı artırmayı, yani, genişleyici maliye politikalarının büyüme etkisinin yurt içinde kalmasını hedefliyor. Trump, TPP müzakerelerinde ‘en sert ve zeki’ müzakerecilerini  görevlendirerek ABD işçilerinin ve üreticilerinin menfaatlerinin korunacağını söylüyor. Örneğin, Trump altyapı inşaatlarında Amerikan yerli çeliğinin kullanılmasını istiyor. Bu sayede, Trump ‘dinamik ve patlayan’ bir ekonomi inşa ederek 10 senede istihdamı, şu anda beklenen 7 milyon yerine toplam 25 milyon artırmak istiyor. Bunu, büyümeyi her yıl yüzde 1,5 oranında artırarak (bunun da istihdamı her yıl bir buçuk  milyon artırmasını bekliyor) başaracağını söylüyor.

Önceki dönemlere bakıldığında bu hedef oldukça iddialı gözüküyor. Zira son 20 yılda ABD’nde istihdam artışı yavaşladı.  1990’lı yıllara kadar Amerikan ekonomisi on yılda 20 milyon civarında net istihdam üretirken son on yılda bu rakam 8 milyona geriledi (Trump’a seçimi kazandıran fakrtörler arasında bu önemli yer tuttu). Trump şimdi bu rakamı üçe katlamayı vaad ediyor. Ayrıca, Trump döneminin başlarında genilleyici politikalarla istihdam artışında bir ivme yakalansa da orta uzun dönemde bu ivmeyi devam ettirecek politikalar varsa bile şu anda açıklanmış değil.

ABD’nde dönemler itibariyle istihdam artışı

Dönemler (Ekim ayı itibariyle) Istihdam artışı (milyon)
2006-2016 8
1996- 2006 17
1986-1996 20
1976-1986 20
1966-1976 18

 

Öte yandan Trump hem gelir hem de kurumlar vergisi oranlarını düşürmek istiyor. Bunun da ekonomiyi büyütücü etki göstereceğini düşünüyor. Ancak, ABD zaten OECD içinde en düşük vergi toplayan ekonomilerden birisi. Kamu borcu da oldukça yüksek (eyalet ve şehir borçlarıyla birlikte ABD’de kamu kesiminin toplam borcu 23 trilyon dolar mertebesinde; sadece federal hükümetin borcu GSYH’nin yüzde 100’ünün üzerinde). Toplanan vergi zaten düşük olan bir ülkede vergi oranlarının daha da düşürülmesinin büyüme üzerindeki etkisi sınırlı kalır ve bütçe açığını ve borcu artırması kaçınılmaz olur.

Trump kömür gibi yerli kaynaklara dayanan enerji politikasına çok önem veriyor. Bu ve bürokratik ve regülatif yükün kalkmasının da ekonomik büyümeye olumlu etki yapacağını öngörüyor. Ancak ABD gibi uzun dönemli büyümesini yatırım ve istidamdan (üretim faktörleri) çok verimlilik ve teknolojiye dayandırması gereken bir ekonomi için bunun nasıl sağlanacağı hususunda bir önerisi, önce de söylendiği gibi, yok.

Sonuç, Trump idaresi Amerika’ya kısa vadede büyüme açısından iyi;  orta uzun vadede ise (büyüme ve borç dinamikleri açısından) pek de parlak olmayan vaatlerde bulunuyor. Görünen o ki, dünyanın en borçlu ekonomisi olan ABD’nin borcu önümüzdeki dönemde daha da artacak ve ABD’nin notunun düşmesi söz konusu olacak. Açıkçası, kısa dönemdeki büyüme hikayesinin de ne kadar gerçekçi olduğuna da emin değiliz.