Murat Yülek, 02.04.2017, Dünya

Ah bu Osmanlılar; “bütün kötülüklerin altından Osmanlıların çıktığı” gibi tarihin ilk finansal kriz örneği sayılan Hollanda, lale krizinin (bazıları Tulip-mania derler)  altında da onlar yatıyordu!

15. yüzyılda Latin Amerika’da kılıç ve mikroplar eliyle yapılan ve milyonlarca yerlinin hayatını kaybettiği müthiş katliamların ardından başlayan gümüş ve altın yağmasında, İspanyol hazine gemileri binlerce tonluk altını İspanya’ya “hazine filolarıyla” taşımaya başladı. Hollanda ve İngiliz korsanları (İngilizcede devletten bağımsız olanlara “bucanneer” ve devletten izinli olanlara “privateer” denirdi) bu gemilerden gözlerinin kestiğine saldırır ve çarpışmayı kazanırlarsa altınları kendi ülkelerine götürürlerdi.

Ancak, İspanyol (ve Portekiz) merkantilizminin aksine Hollanda (ve sonrasında İngiltere) merkantilizmi daha üretim odaklıydı. Daha 13. yüzyılda İngilizler ham yünün Hollanda’ya ucuza ihraç edildiğine, Hollanda’da giyim ürünlerine dönüştürülerek İngiltere’ye  ve diğer ülkelere satıldığını farketmişlerdi. Böylece Hollanda dışarıya bağımlı olduğu hammadeye yüksek katma değer ekleyerek bir ihracat ülkesi olmuştu. Öyle ki 17 yüzyılda Colbert, Flaman tekstil üreticilerini ‘ayartarak’ Fransa’ya göç ettirmiş ve Fransız tekstil sanayini bunlara kurdurtmuştu.

16. yüzyılda Hollandalılar Fluyt ismini verdikleri gemileri seri üretim teknikleriyle üreterek dünyanın en büyük deniz gücüne sahip olmuşlardı. Öyle ki, sonradan Rus Çarı Deli Petro Rusya’nın yerli gemi sanayini kurmak amacıyla Hollanda’da “staj” yapmıştı.

Hollanda,, evlenmeler sonucu İspanya’ya bağlansa da sonradan bir başarılı bir özgürlük savaşı vererek bağımsızlığını kazandı. Kısa sürede gemicilik ve tekstil gibi teknolojik kapasite oluşumuna finansal ve Ticari kapasite oluşumunu da ekledi. İlk anonim şirketlerin kurulması sermaye birikimini güçlendirdi ve VNB  gibi uluslararası tekelci ticaret şirketlerinin kurulmasını sağladı. İlk borsa ve büyük bankaların kurulması da bunun örneklerindendi.

Hollanda’nın İspanya ile mücadelesi Osmanlı İmparatorluğu’nun dikkatini çekmiş olmalı. Osmanlılar ile ticaret  yapabilme iznini almak için çok uğraştı Hollandılar. Osmanlılar da küçük Hollanda’nın talebini geri çevirmedi ve onlara ticaret yapma (kapitulasyon) hakkı tanıdı. Böylece, Osmanlılar küçük Hollanda’ya destek verdiğini göstermiş ve Hollanda’nın ekonomik gelişimine  de yardımcı olmuş oldu.

İşte bu arkaplan üzerinde, küçük Hollanda 16. yüzyıldan sonra dünyanın o zaman için en büyük sömürge imparatorluğunu kurmayı başardı. Korsanlıktan sömürge imparatorluğuna geçiş süreci, Hollanda’nın yoluna çıkan ülke ve güçler için oldukça kanlı oldu. İngilizler bile Endonezya’daki Amboyna katliamıyla Hollanda’nın saldırganlığından nasibini almıştı.

Hollanda, Osmanlı’dan yardım kopartmaya çalışırken laleyi tanıdı. İstanbul’a ziyarete gelen tüccar ve diplomatlar bahçe kültürünün çok geliştiği Osmanlı’dan çok etkilendiler. Lale soğanları edinerek ülkelerine götürdüler. O zaman İstanbul’da lale “tülbend” çiçeği olarak adlandırılırdı. Hollandılar, dilleri döndüğü kadar “tulip” ismini verdiler laleye.

Çalışkan Hollanda’lılar değişik lale türleri geliştirmeye de çalıştılar. Hollanda’da lale aşkı kısa sürede inanılmaz seviyelere ulaştı. O kadar ki, tarihin ilk finansal “balonunu” şişirmeyi başardılar. İktisat tarihçileri, bu lale çılgınlığı döneminde bazı lale soğanlarının fiyatının bugünün parasıyla 400 bin avroyu aştığını belirliyorlar. Hollanda’lılar bir lale soğanının bu para etmeyeceğini aklettikleri zaman çok geç oldu ve balon patladı. Finansal kriz literatürü bu olayı, John Law’un Güney Denizi Spekülayonu’ndan da önceki ilk finansal spekülasyon örneği olarak tanıdı.

İşte sevgili dostlar, bu Osmanlılar vary a; Avrupa’da finansal krizleri başlatanlar da onlardı.