Murat Yülek, 01.11.2017 Derin Ekonomi

“Türkiye-Almanya-Amerika Birleşik Devletleri” diye üç ülke varmış diye başlayan bir fıkra anlatılsa her halde konularından birisi dış ticaret olmazdı. Ancak bu üç ülkenin arasındaki ortak iki alandan birisi siyaset diğeri ekonomiyse, ekonomik alanın en önemli bileşeni (yatırımdan daha önemli) dış ticaret olurdu herhalde.

Donald Trump ABD başkanı olduğundan bu yana en çok konuştuğu konulardan birisi dış ticaret; daha doğrusu ABD’nin dış ticaret açığı. Malum ABD dünyanın en büyük dış ticaret açığını veren ülkesi. Trump bu konuda en çok Almanya’ya kızıyor. Zira ABD en büyük dış ticaret açığını Çin (230 milyar dolar) ile birlikte bu ülkeye veriyor (60 milyar dolar). Trump ekibi,  Almanya’yı bir “neo-merkantilist” ekonomi olarak tanımlıyor. Yani, diğer ülkelere karşı dış ticaret fazlası vermeyi ve bu sayede güçlenmeyi (rezerv biriktiren, istihdam ve büyüme üreten) hedefleyen bir ülke.

Kişi başına en yüksek ihracat rakamı ile dünyanın en başarılı ihracatçısı olan Almanya Türkiye ile hemen hemen aynı nüfusa sahiptir. Buna karşılık Türkiye’nin dokuz katı kadar ihracat yapar (1,3 trilyon dolar). Türkiye’ye olan ihracatı, toplam ihracatının yüzde 1,6’sı iken Türkiye’den ithalatı toplam ithalatının yüzde 1,3’ü. Bu yüzden, Türkiye’ye karşı verdiği dış ticaret fazlası Almanya’nın toplam dış ticaret fazlasının yüzde 2,6’sına denk geliyor (7,5 milyar dolar). Almanya’nın ABD’ye karşı verdiği fazlaya göre küçük olsa da pek ihmal edilecek bir rakam değil.

1980’li yıllarda ABD (ve Avrupa ülkeleri) Japonya’nın ticaret fazlasına kafayı taktıklarında Plaza Accord süreci oluşmuştu. Sonuçta bugün ABD Japonya’ya karşı dış ticaret fazlası veriyor (24 milyar dolar). Yani, Trump’ın istek dışında bir stratejisi olmasa da Almanya ve Çin’e karşı amacına ulaşma şansı olabilir.

Almanya geçen ay askerlerini ve uçaklarını İncirlik üssünden Ürdün’e kaydırmaya karar verirken Alman meclisindeki konuşmalarda Şansölye Merkel Türkiye ile Almanya’nın “yakın ekonomik ilişkilerini” öne sürerek Türkiye ile siyasi ilişkilerin de sürmesi gerektiğini söyledi. Almanya ile Türkiye’nin ticaret ilişkilerine bakıldığı zaman ülkemizin Almanya’ya karşı sürekli büyüyen bir dış ticaret açığı verdiğini görüyoruz. Almanya’ya verdiğimiz açık 2010-2011 yıllarında Almanya’ya karşı zirveye ulaştıktan sonra bir miktar gerilese de hala oldukça yüksek.

Türkiye-ABD dış ticaret dengesi de ABD lehine gerçekleşiyor ve açık artıyor. Yani bu üçlüde Türkiye ticaret açığı vererek büyümesini ve istihdamını bu partnerlerine hediye eden ülke durumunda.

Peki Türkiye diğer önemli ekonomilere karşı nasıl bir ticaret dengesine sahip? Cevap kolay ama maalesef üzücü; Türkiye tüm gelişmiş ekonomilere karşı, İngiltere hariç dış ticaret açığı veriyor. Büyümenin artıp buna paralel olarak ithalatın yükseldiği yıllarda bu ülkelere olan dış ticaret açığımız patlıyor. Yani, daha fazla büyüyecekken bu büyümenin bir kısmını açık veren ülkelere hediye ediyoruz. Bu ülkeler bize ham madde, enerji gibi girdileri sağlamıyorlar. Bunlardan genellikle tüketim malları, pahalı yatırım ve tüketim malları, otomobiller ve sınai girdiler (özellikle kimyevi ürünler) ithal ediyoruz.

Türkiye’nin seçilmiş ülkelerle dış ticaretini gösteren yandaki tablo Türkiye’nin en çok ithalat yaptığı 20 ülkeyi ve bazı diğer ülkeleri kapsıyor.  Tablodaki ülkeler Türkiye’nin toplam ithalatının yüzde 75’ini temsil ediyor. Buna karşılık bu ülkelere verilen dış ticaret açığı (61,3 milyar dolar) Türkiye’nin 2016 yılındaki toplam dış açığı olan 56 milyar dolardan daha fazla. Yani, kalan tüm dünya ülkelerine verdiğimiz 5 milyar dolarlık fazlayla toplam dıi ticaret açığını 56 milyar dolara düşürebiliyor Türkiye.

İhracat İthalat Dış ticaret dengesi
Çin

 2,328

 25,441

-23,113

Rusya

 1,733

 15,162

-13,429

Almanya

 13,999

 21,475

-7,475

Güney Kore

 519

 6,384

-5,865

Hindistan

 652

 5,757

-5,106

ABD

 6,623

 10,868

-4,244

Japonya

 354

 3,944

-3,589

İtalya

 7,581

 10,218

-2,637

Çek Cum.

 804

 2,562

-1,758

Fransa

 6,023

 7,365

-1,342

Ukrayna

 1,253

 2,548

-1,294

İspanya

 4,989

 5,679

-691

Belçika

 2,548

 3,201

-653

Polonya

 2,651

 3,244

-594

İsviçre

 2,676

 2,503

 173

İran

 4,966

 4,700

 267

Romanya

 2,671

 2,196

 476

Hollanda

 3,589

 3,000

 589

Mısır

 2,733

 1,434

 1,298

Suudi Arabistan

 3,172

 1,835

 1,337

Birleşik Krallık

 11,686

 5,321

 6,366

Yukarıdakilerin toplamı

 83,551

 144,836

-61,285

Toplam

 142,533

 198,617

-56,084

 

Tablodan basit ancak önemli gözlemler ortaya çıkıyor. Türkiye’nin 2016 yılı dış ticaret açığı olan 56 milyar doların 44 milyar doları sadece üç ülkeye veriliyor: Çin, Rusya ve Almanya. Bunlardan Çin Türkiye’ye ucuz ürün (bazıları teknoloji ürünü) satarken Rusya enerji Almanya ise pahalı teknoloji ürünleri satıyor. Bu üç ticaret partnerimizle ilgili ticaret politikamız nedir? Örneğin, neden büyük bir ithalatçı olan Rusya’ya daha fazla ihracat yapamıyoruz? Çin ile ilgili dış ticaret stratejimiz nedir? Bunlardan Almanya ve Çin Trump’ın da gündemindeki iki ülke olduğunu da unutmayalım.

Listede, 4-11 sırada olan sekiz ülkeye ise toplamda yine devasa bir ticaret açığı veriyoruz: 26 milyar dolar. Bu ülkelerden Ukrayna ve Hindistan hariç tamamı teknoloji ve pahalı ürün üreten ülkeler: Fransa, İtalya, ABD, Japonya, Kore, Çek Cumhuriyeti. Yani, teknoloji ve ürün fiyatı olarak olarak bizden yukarıda olan ülkelere önemli ticaret açığı veriyoruz. Bu konudaki stratejimiz nedir?

Hindistan ve Ukrayna rahatlıkla ihracat yapacağımız ülkeler. Bu ülkelerden düşük teknolojili ve nisbeten düşük fiyatlı ürünler ithal ediyoruz. Dış ticaret stratejimiz ucuz ham ve yarı mamul ithal edip pahalı nihai ürün ihraç etmekse bu durumda çok önemli bir problem yok.

Dünyanın en büyük ithalatçısı olan ABD’ye neredeyse sıfır ihracat yapıyoruz (6,6 milyar dolar). Buna karşılık yine bir anglosakson ülkesi olan ve daha çok daha küçük bir ekonomiye sahip İngiltere’ye ise 12 milyar dolar ihracat yapıyoruz. Bu ülke aynı zamanda en büyük dış ticaret  fazlası verdiğimiz ülke. Buradaki tecrübe ve başarımızı ABD başta olmak üzere diğer pazarlara neden taşıyamıyoruz?

Sonuç; Türkiye’nin en önemli ve uzun süreli makroekonomik riski  olan dış ticaret açığı (ve cari açık) sadece makroekonomik yöntemlerle çözülemez. Ülke bazına kadar inen dış ticaret stratejilerine ihtiyaç var. Bu tür stratejilerin üretim seviyesine inmeden etkin olması da zordur.