DÜnya Gazetesi, Küresel Bakış, 06 Haziran 2011

Türkiye’nin “komşularıyla sıfır sorun” politikasını “etrafında ekonomik, sosyal ve siyasi açıdan bir huzur ortamı oluşturmak” şeklinde daha geniş tanımlayabiliriz. Böyle bakılırsa, Kafkaslar, Ortadoğu ve Balkanların, her birinin diğerinden zor projeler olduğu görülüyor.

Balkanlar, bu üç bölgenin içinde belki de en zorlusu, ancak Türkiye için önemli bir potansiyeli de taşıyor. Öte yandan, son dönemde Türkiye’nin bölgede lider rol oynaması için oldukça müsait bir konjonktürün oluşması, bölgede istikrarın oluşması için ülkemize ilâve sorumluluk yüklüyor.

Türkiye’nin rolünü kısıtlayan faktörler de var. Bunların en önemlisi, geçen yüzyılın başına, hatta daha  öncesine uzanıyor. Bölgede geçen yüzyılın başında kurulan milli devletler “millet üretme sürecinin” temeline “kötü Türk”ü oturtmuşlardı. Bu devletlerin, negatif bir temel üzerinde kurulmuş olmalarının getirdiği zafiyet bir yana düşmanlık üzerinden üretilen milletlerin bugünkü nesillerinin, kitaplarda okudukları negatif Türk imajından sıyrılması pek kolay değil.

Yunanistan’ın bölgede ekonomik açıdan oldukça aktif olması da Türkiye’nin rolünü kısıtlıyor(du). Makedonya ve Arnavutluk gibi ülkelerle yaşadığı siyasi sorunlara rağmen bölgede Yunanistan Türkiye’den daha önemli bir yatırımcı. Türkiye’nin ekonomik olarak aktif olmadığı bir Balkan yapısında, siyasi olarak güçlü olması oldukça zor. Yunan ekonomisinin zayıflamasıyla, bölgedeki etkisi de zayıflayacak. Ancak Türkiye’nin etkisinin, sermaye ve mal ihracatının artmadan yükselmesi zor.

Üçüncü olarak, bölgedeki dini ayrılıklar bir saatli bomba özelliği taşıyor. Bu durum, diğer yandan Türkiye’nin olası etkisini hristiyan unsurlar üzerinde zorlaştırıyor. Makedonya’dan Bosna’ya müslüman toplulukların olduğu bir çok bölgede, tepelere yerleştirilen dev haçlar, Üsküp’de kale içine inşa edilmeye başlanan dev kilise ya da silinmeye çalışılan çok sayıda Osmanlı eseri bu faktörün son derece canlı olduğunu gösteriyor.

Bu ve diğer negatif unsurlara karşılık, bölge Türkiye açısından potansiyel de taşıyor. Bu potansiyelin bir bölümü yavaş olsa da gerçekleşmeye başladı. Örneğin, Üsküp havaalanını TAV, Priştina havaalanını ise Limak işletiyor. Arnavutluk’ta Türk şirketlerin sanayi yatırımları var. Şişecam’ın Bosna’daki soda fabrikasının ürünlerinin yüzde 99’u ihraç ediliyor. 

Ancak alınması gereken mesafenin çok az bir bölümünün gerçekleştiği de rahatça görülüyor. Örneğin, Arnavutlardan oluşan halkının büyük kısmının Türkçe konuştuğu, sokak isimlerinin Türkçe yazıldığı Prizren’de dahi Türk şirketlerinin izlerini bulmak oldukça zor. Allah’tan TİKA ve Yunus Emre Vakfı gibi kuruluşlar hummalı bir çalışma içine girmişler ve Türkiye adına şirketlerin eksikliğini biraz da olsa doldurmuşlar.

Türkiye, bölgenin ekonomik açıdan istikrara kavuşması için ihtiyaç duyduğu yatırımlar konusunda daha aktif hale gelirse, yine bölgenin ihtiyacı olan siyasi istikrara katkı yapma konusunda eli güçlenecek. Türkiye açısından ekonomi ve siyaset bölgede birlikte gitmeli.

Ali Ekber Yıldırım’ı okumadan, hayvancılığa yatırım yapmayın.