Zaman Gazetesi, Murat Yülek, 31 Temmuz 2011

Ekonomi açısından hareketli bir hafta geçirdik. Sonunda ise, Başbakan ve Merkez Bankası Başkanı’nın açıklamalarıyla piyasalar duruldu. Haftanın son gününde gelen Genelkurmay komuta kademesi istifaları piyasalar üzerinde etkili olmadı.

Geldiğimiz noktada önemli sorular şunlar:

Avrupa ve ABD’deki sorunların durumu ve Türkiye’ye etkileri

Türkiye’de ekonomik aktivite (büyüme) ve kurların seyri nasıl olacak?

Teker teker ele alalım.

Avrupa’da Yunanistan sorunu kısa vadede çözüldü. Ancak uzun vadede sorunun nüksedeceği kesin gibi. Zira, ikinci paket, ülkenin 2013′e kadar likidite sorununu çözmek üzere tasarlandı. Yükün bir kısmını özel sektör yatırımcılarına yaydığı için olumlu, ancak likidite sorunu dahi çözüp çözmediği belli değil. Zaman gösterecek. Likiditeden daha önemli sorun ise borç ödeme kapasitesi. Bu konuda ise durum daha belirsiz.

Öte yandan, açıklanan paket sadece Yunanistan’ı kapsıyor. Oysa şimdiden irili ufaklı diğer riskler oldukça belirgin olarak ortada. Örneğin Kıbrıs Rum Kesimi; yani Avrupa Birliği’nin diğer problemli çocuğu. Küçük de olsa Kıbrıs Rum Kesimi AB için yeni bir baş ağrısı olmaya aday. İtalya ve İspanya gibi büyük baş ağrısı adayları ise durumu daha ciddi hale getiriyor.

ABD’de ise tiyatro devam ediyor. Asıl sorun ise daha önce de bu köşede tartışıldığı gibi uzun vadede. Kısa vadede, borç tavanının yükseltilmesi için Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin alternatif kemer sıkma paketlerinin hangisine daha yakın bir karar alınacağını bilmiyoruz. Ancak iki paket arasında rakam olarak önemli bir fark yok. Her iki partinin teklifi de 10 yıllık bir dönemde 900 milyar dolarlık harcama kısıntısı öngörüyor. Ancak Demokratlar buna Afganistan ve Irak’taki askerlerin geri çekilmesiyle sağlanacak 1,2 trilyon dolarlık askeri harcama kısıntısını da eklemek istiyor. Bu kısmın Kongre’den geçmesi zor.

Dolayısıyla, kemer sıkma politikasının konuşulması ABD açısından önemli bir (olumlu) gelişme iken konuşulan rakam 10 yıl boyunca ABD GSYİH’sinin yüzde 0,5′i seviyesinde. ABD’de bütçe açığının GSYİH’nin yüzde 9′u civarında olduğu düşünülürse tasarruf rakamının genel perspektifte pek de önemli bir çaba olmadığı görülüyor.

Kısaca, ABD bu süreçte derecelendirme açısından bir yara alsa da almasa da bütçe tavanı şu veya bu şekilden yükseltilecek. Uzun vadede ise reel kaynaklarla finanse edilemediği sürece Amerika’nın temel borç ödeme kapasitesi sorunu devam edecek. Piyasalar ABD’ye güven duyduğu sürece düşük maliyetlerle borçlanabilecek. Bu güven ortadan kalkarsa ABD için bugünkünden çok daha zor günler gelecek.

ABD’nin borç ödeme kapasitesini “reel kaynaklarla” güçlendirmesi gelirlerinin reel olarak artması ve/veya harcamalarının düşmesi manasına geliyor. Dünyanın en düşük vergi yüküne sahip olan gelişmiş ekonomilerinden de olsa ABD’de vergilerin artırılmasını konuşmak dahi zor. Bugün yaşadığımız gibi. Harcamaların kısılması da öyle.

Dolayısıyla geriye tek bir alternatif kalıyor. Yeni bir “büyüme” hikâyesi yakalamak. 1990′lı yıllarda olduğu gibi. Bu da hem kolay değil hem de hikâyenin sürdürülebilirliği hikâyenin kendisinden daha önemli.

Dolayısıyla doların yönü uzun vadede aşağı. Şu anda yaşadıklarımızı uzun vadenin küçük bir modeli olarak görebilirsiniz. Filmin sonunun küçük bir ekstresi…

Türkiye

Türkiye’de kur hakkındaki belirsizlikler bir miktar azaldı geçen hafta. Özellikle, Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın açıklaması, TL-dolar paritesinde 1,70′in bir tavan olarak görüldüğünü gösteriyor. Merkez Bankası’nın, bu seviyede, enflasyon risklerini göz önüne alarak bir “hat müdafaası” yapacağı anlaşılıyor.

Dolar geçtiğimiz dönemde dünyada değer kaybederken TL’ye karşı değer kazandı. Dolayısıyla TL diğer kurlara, Türk ihracatçıları da diğer ülke ihracatçılarına göre önemli bir avantaj elde etmiş oldu. Özellikle dolar-Euro makasından para kazanan ihracatçılar için iyi bir haber. Merkez Bankası Enflasyon Raporu’nda gelecek dönemde “dış talep” temelli büyümeye atıf yapılmasının sebebi de bu.

Türk ekonomisi, iç ve dış siyasi (ve ekonomik) risklere karşı direnç gücünü artırdığını geçen hafta bir kez daha gösterdi. Şimdi mesele cari açığın sürdürülebilir bir iyileşme süreci içine girmesinde. Burada yapılması gereken yapısal değişiklikleri (geçen hafta yazmıştık) gerçekleştirmek ve bunu yaparken kurun 1,20′lere geri dönmesini engellemek.

Öte yandan ekonomik aktivitede ilk çeyrekten sonra bir gevşeme gözüküyor. Bu hem iyi hem kötü haber. Dış talepten daha çok faydalanılması bu açıdan daha önemli hale geliyor. Buna Alman ya da Japon modeli diyelim. Dünya yavaşlarken ve iç talep kısıtlıyken dış talep merkezli büyüme. Türkiye’nin bu tecrübeye dikkatle bakması gerekiyor.