Zaman Gazetesi, Murat Yülek, 07 Ağustos 2011

Anlaşılan o ki, Merkez Bankası, Avrupa ve ABD’de başlayan bir kriz görüyor.

Türkiye’ye muhtemel finansal etkilerini asgariye indirmek için de tedbir alıyor. Arka planda afallamış Avrupa ve Amerikalı oyuncuların ‘psikolojisi’ vardı. Tabiî bu arada ülkemizde de kafa karışıklığı yok demek zordu.

Dünya

ABD ve Avrupa Birliği’nde ciddi uzun vadeli sıkıntılar var. Bir ekonominin uzun vadeli sıkıntıları olması ille de kısa vadede de sıkıntıları olmasını gerektirmiyor. Ancak her iki ekonomide de kısa vadeli sıkıntılar da var. Hatta bu acil problemler uzun vadelilerden daha ciddi boyutlarda.

AB’de büyük ekonomilerin ‘borç ödeme sıkıntısına girmesi ihtimali algısı’ geçen hafta yükseldi. Tekrar edelim ‘algı’ ya da oyuncu psikolojisi. Buna ilave olarak, AB’de, hükümranları (devletleri) kurtarma mekanizmalarının kaynak büyüklüğü, yönetim ve karar alma kabiliyeti konusunda da büyük kuşku var. Bunlar birleşince geçen hafta büyük bir satış dalgası yaşandı.

ABD’de ise borç ödeme tavanı konusu aşıldı ancak hemen ardından gelen haberler (aralarında ilk başta iyi algılananlar da dahil olmak üzere) moralleri bozdu. Hatta yerle bir etti. Oyuncu psikolojisi…

Oyuncu psikolojisi her iki ekonominin de uzun vadeli ‘iniş’ sürecini göremiyor. Algı, trendi iyi takip edemeyince anlık iyimserlik ve (özellikle şu sıralarda) kötümserlikler piyasayı yönlendiriyor. Bob Shiller’i okuyanlar bu satırları daha iyi anlayacak.

ABD’de kötümserlik geçen hafta şirket tahvilleri ve borsadan kaçış şeklinde yaşandı. Buna bazıları ‘kaliteye kaçış’ diyorlar. Kaçılan ‘kalite’ ise daha düne kadar geri ödenme riski fiktif bir problemden dolayı olsa da oldukça yüksek olan Amerikan hazine tahvilleri idi! Yine oyuncu psikolojisi. Rasyonellik (ya da çaresizlik) buraya kadar…

Ardından, piyasalar kapandıktan sonra S&P’nin ABD not kırımı geldi. Artık pek de ciddiye alınmayan değerlendirme kuruluşlarını diğerlerinin de gelecek hafta S&P’yi takip etmesi muhtemel. İlginç olan S&P’nin, not kırma kararını artık dört işlem yapabilen 2 dolarlık hesap makineleriyle bile ortaya koyabileceğiniz ABD’nin uzun vadeli maliye dinamiklerine değil de son tavan tartışmaların ardından Kongre’den ciddi bir anlaşmanın çıkamamasına bağlamasıydı.

Avrupa’da hafta sonunda Avrupa Merkez Bankası’nın İtalyan ve İspanyol bonolarını alabileceği yolundaki açıklama ise Avrupa’da kaliteye kaçışın Euro lehine olmasını sağladı; Euro haftanın son gününde dolara karşı değer kazandı. Oysa Avrupa’nın yukarıda bahsedilen hal-i pür melal durumu belliydi. Bu arada Japonya ve İsviçre merkez bankaları piyasaya müdahale ederek yerel kurlarını zayıflatmaya çalıştı.

Türkiye

‘Dünya’-'Türkiye’ ara başlıkları bu sıralarda bu köşede sık sık kullanılıyor. Ancak bir kez daha kullanacağız. Özellikle ‘teğet’ tartışmalarının yeniden nüksettiği bir konjonktürde.

Türkiye’de önce temmuz ortalarında kriz tartışmaları yaşandı. Tartışılan, içeride yaşanabilecek bir krizdi. Bu tartışma yetkili ağızlarda hızlıca iskonto edildi. Haklı bir iskonto idi. Türkiye’de iç talep büyüme hızı krize sebebiyet verecek, hatta yakınına yaklaşacak boyuta sahip değildi. Ancak yanlış trendi kesmek de ihtiyatlı bir karar alıcının yapması gereken bir şeydi. Tüketici ve şirketlerin aşırı yüksek güveni (ve bunun somut sonucu olan yüksek harcama eğilimi) ve bunu hem katalize hem de finanse eden kredi büyümesinin kontrol altına alınması gerekiyordu. Bu, kapıda bir kriz olduğundan değil sürdürülebilirlik açısından önemliydi. Ancak tartışmalar sırasında birçok kafanın karıştığı ve en azından bazı çevrelerde ‘kriz’ arayışına girildiği de bir gerçek. Oyuncu psikolojisi…

İç piyasadan gelen hissiyat son yayınlanan göstergelere göre oldukça yüksek. Şirketler kesiminin hissiyatını gösteren Reel Kesim Güven Endeksi’ni ele alalım; yatırım meyli tarihî zirvelerde geziniyor. Tüketici kesiminin hissiyatını gösteren Tüketici Güven Endeksi de oldukça yüksek. Her ikisi üzerinde bu son tartışmaların etkisini bir ay içinde görmeye başlayacağız. Muhtemelen gerileme başlayacak ancak iç talebin ani daralması şu anda pek olası gözükmüyor.

Merkez Bankası ne yapmak istedi?

Merkez Bankası’nın acil toplantısı ve ardından aldığı kararlar piyasalar tarafından sürpriz olarak değerlendirildi. Sürprizle birlikte, alınan kararları negatif değerlendiren ve kafaları karışanlar da çoktu. Örneğin faiz indiren “Merkez Bankası enflasyonla mücadeleyi bir tarafa bırakıyordu.”

Anlaşılıyor ki Merkez Bankası’nın önceliği Avrupa ve ABD’deki krizin finansal etkilerinin Türkiye’ye gelmesini engellemesi. Bu amaçla döviz ve TL likiditesini gevşetiyor. Bu arada yabancıları da içeri çekmeye çalışıyor. Açıklamada yurtdışındaki durgunluk ihtimali öne çıkartılmış. Bu durumda bu politikaların kalıcı olma olasılığı yükseliyor.

Merkez Bankası önceki dönemlerde de bu tür zor ve boşa çıkartıcı (preemptive) olma amacı güden kararları aldı (2006 mayısını ya da 2008 sonlarını hatırlayın). Aktif olmakla birlikte, kararlarında piyasayı yakından izlemeyi ve esnekliği de elden bırakmadı.

Bundan sonra ne olabilir?

Anlaşılan o ki şu anda Merkez Bankası’nın kafasında hem finansal istikrar ve hem de büyüme, enflasyon kadar önem taşıyor. Ne uzun vadede sürdürülemez bir iç pazar büyüme hızını ne de ABD’deki ‘duran ekonomi’ kâbusunu yaşatmak istiyor ülkeye. Enflasyon hedeflemesi 2.0′ı silip 3.0 diyebilirsiniz.

Bu politikanın etkilerinin negatif olması durumunda Merkez Bankası’nın esnek davranacağı belli. Ancak dikkat edilmesi gereken bazı önemli hususlar var.

Birincisi 1,70′ler bazı işletme bilançolarını zor durumda bırakacak. Ancak gene de Türkiye açısından olumlu. Zira doların değer kaybettiği bir ortamda TL’nin dolara karşı önceden kazandığı aşırı değeri bir miktar hafifletmesi dış ticaret dengesini olumlu etkileyecek. Bu da, dünyada talebin daralmaya yüz tuttuğu bir dönemde büyüme dinamiklerinin iç pazar yerine dış talebe dayanma sürecini destekleyecek. Fakat bununla birlikte, TL-dolarda 1,70′in piyasa tarafından Merkez Bankası ‘hedefi’ gibi algılanması mevcut enflasyon hedeflemesi (ve esnek kur) sistemiyle pek uyumlu değil.

İkincisi, Merkez Bankası’nın iletişimi çok iyi yönetmesi gereken bir döneme giriyoruz. Merkez Bankası pozisyonunun sık sık değiştiği ya da sık sık sürpriz yaptığı gibi algılamaların engellenmesi gerekiyor. Pozisyon değişikliğinden değil algılamadan bahsettiğimi tekrarlayayım. Dahası, önümüzdeki dönemde Merkez Bankası’nın ne yapmak istediğini çok dikkatli anlatması gerekecek. Perşembe günkü kararların TL talebini artırıcı yönde olmasına rağmen ilk tepkinin TL’yi 1,74′ere düşürdüğünü hatırlayalım.

Üçüncüsü, ‘kaliteye kaçış’ ile ilgili. Amerika’da kaliteye kaçış kısa vadede İtalya ya da İspanya’dakilerden (!) daha güçlü olsa da uzun vadede oldukça sıkıntılı bir enstrüman olan Hazine bonolarına yöneliyor. Buna karşılık malum durumuna rağmen Avrupa’da kaliteye kaçış Euro yönünde. Türkiye’de ise kaliteye kaçış hâlâ yabancı paraya doğru oluyor. Yani geçmişten gelen kötü alışkanlıklarımızdan olan TL’ye güvensizlik hâlâ düşük ölçekte de olsa geçerli. Bu açıdan Merkez Bankası bilançosunda ve dolayısıyla para arzındaki son dönemdeki hızlı büyüme ne zaman tersine dönecek sorusu önemli. Bu soruyu buna mevcut politikaların normalizasyon süreci ne zaman başlayacak şeklinde de sorabilirsiniz.

Somali: Ramazan’da Johnny Cash dinlemek

Müziği sadece bir eğlence aracı olarak görmeyen üstadlarındandı Johnny Cash. Man in Black ise onu Johnny Cash yapan büyük eserlerinden biriydi. Şarkıda neden sadece siyah giydiğini anlatıyordu:

Well, you wonder why I always dress in black

Why you never see bright colors on my back

I wear the black for the poor and the beaten down

Living in the hopeless, hungry side of the town

Ah I’d like to wear a rainbow every day

And tell the world that everything’s OK

But I’ll try to carry off a little darkness on my back

Till things are brighter, I’m the Man in Black

Benim hızlı tercümem:

Soruyorsunuzdur neden hep siyahlar giyiniyorum

Neden üzerimde hiç renkli elbiseler görmezsiniz

Siyahları fakir ve ezilmişler için giyiyorum

Kasabanın [siz 'dünya' okuyun. M.Y.] fakir ve umutsuz mahallesinde yaşayanlar için

Üzerimde gökkuşağı renkleriyle dolaşmak isterdim

Ve dünyaya her şeyin yolunda olduğunu söylemeyi

Fakat siyahları giymeye devam edeceğim

Durum daha iyi olana kadar

Ben Somali’yi geç hatırladım, siz geç kalmayın. Türkiye’deki fakir ve ezilmişleri de.